Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Şubat '13

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
418
 

Mübarek şehirlerimiz!!!

Mübarek şehirlerimiz!!!
 

I. Hamsi ve Horon Festivali


İngilizler 17 Aralık 1918 de ANTEP ilini işgal ettiler. Yaklaşık bir yıl süren işgalin ardından Fransızlar ile yaptıkları anlaşma gereği burayı Fransızlara terk ettiler
(5 Kasım 1919). Gerek Fransızların gerekse onlarla hareket eden Ermenilerin baskı ve zulümleri halkın direnişine yol açtı. Antep-Kilis hattında Şahinbey liderliğinde işgale karşı büyük bir savunma başladı. Şahin Bey’in şehit edilmesinden sonra bu defa Antep çatışmalara sahne oldu. Antep halkı 1 Nisan 1920’den, 7 Şubat 1921’e kadar Fransız kuvvetlerine karşı büyük direniş gösterdi.

T.B.M.M., kendi gücüyle işgale 10 ay dayanan ve düşmana geçit vermeyen Antep’e  8 Şubat 1921’de GAZİ unvanı verdi.

URFA, 24 Mart 1919(bazı kaynaklara göre 7 Mart 1919) tarihinde İngilizler tarafından işgal edildi. Daha sonra kendi aralarında yaptıkları anlaşmalar gereği İngilizler çekilirler. Çekilen İngiliz askerinin yerine 30-31 Ekim 1919 tarihinde Fransızlar gelir.

İşgalden sonra şehirde Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti örgütlenir ve ayaklanma hazırlığına girişir. 29 Aralık'ta Urfa'ya atanan Jandarma Komutanı Yüzbaşı Ali Saip Bey Siverek'e giderek buradaki aşiretlerin desteğini sağlar. Aşiret kuvvetlerinden oluşan bir birliğin başında 7 Şubat 1920'de Urfa yakınlarındaki Karaköprü köyüne gelir. Fransızlara şehri 24 saat içinde boşaltmaları için ültimatom verilir.  Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti milisleri ile birlikte şehri işgal eder ve Fransızları yerleştikleri binalarda kuşatır. Aylarca süren kuşatma ve çatışmalar sonucu dayanacak gücü kalmayan Fransız birlikleri, 10 Nisan'ı 11 Nisan'a bağlayan gece yarısı şehri terk ederler.

12 Haziran 1984 tarihinde Urfa milletvekili Osman Doğan ve 17 arkadaşının, Kurtuluş Savaşında gösterdiği kahramanlıktan dolayı Urfa ili adının "ŞANLIURFA" olarak değiştirilmesine ilişkin kanun teklifi T.B.M.M. tarafından tarihinde kabul edilerek kanunlaşır.

MARAŞise 23 Şubat l9l9'da önce İngilizler, 29 Ekim 1919’da ise Fransızlar tarafından işgal edilir. 27 Kasım l9l9 gecesi Ermenilerin ileri gelenlerinden Hırlakyan’ın evinde işgal komutanının şerefine bir balo tertiplenir. Baloda komutanın dansa davet ettiği genç ermeni kızı “Sizinle dans etmekten mazurum. Çünkü kendimi esarette hissediyorum Kalede Türk Bayrağı dalgalandığı sürece, sizinle dans edemem! ” diyerek teklifini reddeder. Bunun üzerine askerlerine derhal emir veren komutan, Kaledeki Türk Bayrağını indirtir. 28 Kasım l9l9 Cuma günü Maraş’ın kara sabahıdır. Yatağından kalkan Maraş’lılar, asırlardan beri Kale burcunda dalgalanan Şanlı Bayraklarını göremezler. Bu olay şehri infiale sürükler. Bir Milletinin İstiklaline son verilmesi anlamına gelen Bayrağının indirilmesi karşısında Maraşlılar sessiz kalmazlar ve cuma namazı vakti Ulu Cami’de toplanırlar. Ezan okunduktan sonra, camide toplanan halk “Bayraksız namaz kılınmaz” diye bağırır. O esnada Cami İmamı da, “Aziz Cemaat, Kalesinde düşman bayrağı dalgalanan bir Millet hürriyet’ini kaybetmiş sayılır. Hürriyet olmayan bir yerde cuma namazı kılmak caiz değildir” der. Bunun üzerine Maraşlılar topluca Kale’ye hücum ederek, indirilen TÜRK BAYRAĞINI yeniden Kale burçlarına dikerler ve cuma namazını orada kılarlar.

Bayrak olayının ardından şehir adım adım savaşa sürüklenir. Aslanbey Başkanlığında kurulan Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, her mahallede kurularak faaliyete geçer. Bir taraftan da Gazi Mustafa Kemal Atatürk ile temasa geçerek direniş hazırlığına başlanır. 21 Ocak l920 günü şehir harbi başlar. 22 gün ve gece süren bir mücadeleden sonra Maraşlılar 7 den 70'e silaha sarılarak tek yürek tek bilek halinde bütün mevcudiyetini ortaya koyar. Sonunda kendisini yok etmek isteyen düşmanı yerli işbirlikçileri ile birlikte mağlup eder ve büyük bir zafere imzasını atar. Bu uğurda pek çok evladını şehit verir. Maraş’ın düşman istilasından kurtulması, Türk Kurtuluş Savaşının da ilk zaferini teşkil eder. Maraşlılar, daha o tarihte “Kendini Kurtaran Şehir” unvanı ile anılmaya başlamakla birlikte, çevre illerin de yardımına koşarak milli dayanışmanın en güzel örneklerini verir.

Maraş’ın Kurtuluş Savaşında şehir halkı ile birlikte topyekûn direniş göstermesi ve çevre vilayetlerin de yardımına koşması büyük takdir toplar ve Kurtuluş Savaşı sonrasında Maraş’a bir yazı gönderilerek Milli Mücadeleye katılanların listesi istenir. Şehrin ileri gelen yöneticileri toplanır, bir durum tespiti yapmaya çalışırlar. Sonunda Ankara’ya “Maraş’ta Milli Mücadeleye katılmayan tek fert bile yoktur” cevabı verilir. Bunun üzerine 5 Nisan 1925 tarihinde toplanan Türkiye Büyük Millet Meclisi İstiklal Madalyası’nın Maraş’ta fertlere değil, şehir halkına verilmesi kararlaştırılır. Maraş bir adet Kırmızı Şeritli İstiklal Madalyası ile ödüllendirilir. Maraş şehri yine Milli Mücadeledeki fedakârlığından ötürü TBBM tarafından 7 Şubat l973 tarihinde de “KAHRAMANLIK” payesiyle de ödüllendirilir. Kahramanmaraşlı 1925 yılından beri her yıl 12 Şubat Kurtuluş Günü’nde İstiklal Madalyasını Şanlı Bayrağına törenle takarak geçmişini yâd eder.

Günler günleri, yıllar yılları kovalar. Köprünün altından çok sular akmış, ülke ileri demokrasiye geçmiştir artık. İngilizleri, Fransızları, Şahinbey’i, Sütçü İmamları, Ali Saip beyleri, Kâmilzâde Hacı Mustafa Efendi’yi, Barutçuzâde Hacı İmam Efendi’yi,  Hacı Mustafa Reşid Efendi’yi, Mollazâde Mahmûd Efendi’yi, Savcı-Avukat Mehmet Ali Kısakürek’i, Aslanbey’i ve diğer kahramanları hatırlayan kalmamıştır artık.

10 Şubat 2013tarihinde Ümraniye Rizeliler Derneği ve Ümraniye Belediyesi tarafından Ümraniye Meydanı’nda ”I. Hamsi ve Horon Festivali” düzenlenir. Festivalde; Bingöl’de doğmuş, babasının adı Abdullah, annesinin adı Güler olan, The Baruch College of The City University of New York İşletme Fakültesi İnsan Kaynakları Bölümü’nü bitirip yüksek lisansını aynı üniversitede kamu yönetimi alanında yapmış olan Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Egemen BAĞIŞ bir konuşma yapar:

Ülkemizde eğer Urfa Şanlıysa, Antep Gaziyse, Maraş Kahramansa, Rize, İstanbul ve Siirt de MÜBAREK’tir. Çünkü bu 3 şehir, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük liderinin doğmasına vesile olmuştur. Rize'nin ekmeğini yiyip, Rize'nin evladı, Siirt'te şiir okuduğu için birileri tarafından hapsedilmişti. Ama İstanbul halkının ona olan muhabbeti tüm Türkiye'ye bir aydınlanma getirdi. Türkiye'nin sorunlarını çözen, sadece bizleri değil dünyadaki bütün mağdurların ümidi haline gelen bir dünya liderinin olmasına vesile olmuştur. Başbakan Recep Tayyip ERDOĞAN bir şiiri okuduğu bahanesiyle cezaevine gönderilirken ’Artık muhtar bile olamaz’ deniliyordu. Ama hamdolsun o Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en başarılı başbakanı oldu, inşallah başkanı da olacak.

Ülkeni işgal eden yabancı askerle, ayrılıkçı teröristle, düşmanla, hainle ŞANLI bir savaş verir KAHRAMAN olursun, ölürsen ŞEHİT kalırsan GAZİ olursun. Gün olur uğruna 40 yıl mücadele ettiğin ülkende tutuklanır terörist ilan edilirsin. Yine de umudunu yitirmez mücadeleye devam edersin. Peki dostlar, yukarıdaki bu zihniyetle nasıl mücadele edilir?

Garip Avcı bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 159
Toplam yorum
: 288
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 1229
Kayıt tarihi
: 19.06.12
 
 

1963 yılında Balıkesir'in şirin ilçesi Erdek'te doğdum. Yüksek lisans eğitimimi Dokuz Eylül Ünive..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster