Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Haziran '08

 
Kategori
Futbol
Okunma Sayısı
376
 

Mucize gece Bölüm-2

Mucize gece Bölüm-2
 

fenerbahçe.org


18.06.2008 tarihli yazımın özetini koysam, yine olur sanırım. Bir önceki yazımda “Mucize Gece” demiştim ve ciddi bir mucizeye tanıklık etmiştik. (http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=115208 )

Onca yanlışa ve kötü futbola rağmen Çek’leri geçmiş kulağı küpeli hocasıyla turnuvanın en fiyakalı topunu oynayan ve Alman’lara 2 çeken Hırvatların karşısına çıkmıştık.

Geçen yazımda “Hırvat maçında yine sağbeke koyacağını sanmıyorum” diye iddia ettiğim gibi Hamit’i orta sahaya çekerek başlamıştı oyuna Terim. Fakat ligin gol kralını gene kulübede unutmuştu.

Maça turnuvadaki tüm maçlarımız gibi tutuk, silik ve ürkek başladık. İlk defa yan yana oynayan geri dörtlü şaşkınca Hırvat ataklarını seyrederken, Hırvatlar özellikle turnuva boyunca bir ışık gibi parlayan genç yıldız Arda’nın takımın beyni olduğunu çözmüşler ve başına bir bekçi dikmişlerdi. Öte yandan Sabri’nin de defansının zayıf olduğunu anlamış olmalılar ki devamlı o kanattan bindirdiler. Birçok pozisyon kalemize o bölgeden gelirken Hırvatların boş kaleye atamadıkları ve direkten dönen gol vuruşu mucize gecenin öncüleri olarak hissedilmeye başlamıştı.

90 dakika boyunca maçı kazanacağımıza dair hiç bir ışık yakalayamadık. Organize bir atak geliştiremediğimiz gibi pozisyonda bulamadık. Üstelik de devamlı kart görmeye başlamış ve olası bir yarı finale, oynayacak adam da bırakmamıştık. Açıkçası elimizde çok koşmaktan başka bir şey de kalmamış ve maç da sıkılaşmaya başlaşmışken yayıncı kuruluş habire bir mimik adamı olan Terim’i çekip tüm hareketlerini bize ezberletmekteydi.

60 dakika sahada gezinmeyi tercih eden Kazım’ın yerine ilk defa Boral’ı oyuna aldı Terim ve markajda kaybolan Arda’yı sağa çekip Boral’ı kendi yerine, sol öne koydu. Fakat bu değişiklikte de etkili olamadığımız gibi Arda’nın peşini bırakan Hırvat sağ koridoru bu sefer kalemize yüklenmeye başlamıştı. Hırvatların çok seri çıkışlarına da bir türlü karşılık veremedik..

Dakika 76’yı gösterirken defansın sübabı olan Topal’ı da çıkarıp Semih’i oyuna aldı bu sefer Terim. Bu dakikalar onundu. Yine nöbet saati gelmişti anlaşılan nöbetçi golcünün…

Fakat nöbetçi, kalan sürede nöbette uyuya kalmış ve 90 dakikalık sıkıcı maç golsüz sona ermişti. Ama, bir 30 dakika daha seyretmemizi istemişlerdi kurallar gereği.

Fakat bu sefer ki 30 dakika da Hırvatların yorgunlukları baş gösterirken önde Semih arkada Nihat ve Tuncaylı daha atak ve cesur kadromuz ilerde top tutup organize gelmeye başlamışlardı. Tam, “biz oynuyoruz yahu” demeye başlamış ve penaltıları bizden kim atar diye hesap yaparken, sol taraftan ani gelişen bir Hırvat atağında kalesini terk eden Rüştü orijinli bir gol yemiş ve her şey bitti demiş ve yıkılmıştık. Golü yediğimiz o kısacık sürede siyah beyaz bir film şeridi gibi Euro 2008’in öncesi ve sonrası tüm maçlarımız gözümüzün önünden geçip gitmişti.

Fakat biz bu filmi seyrederken meğer Semih o arada kalp mesajı yapıyor ve bizi tekrar hayata döndürmeye çalışıyormuş. Uzun bir degajla topu önünde bulan Semih, her zamanki gibi doğru zamanda doğru yerde bulunmasının karşılığını alıyor ve bu gecenin, Avrupa futbol tarihine mucize olarak geçmesini sağlıyorken, bu golle de tüm Türkiye’de duran saatleri gene çalıştırmayı başarıyordu.

Attıkları golden sonra skorborda bakıp sevinç kulesi yapan Hırvatlar bizim 9 canlı olduğumuzu ve Viyana’yı daha önce kuşatmış olduğumuzu ve nöbetçi golcümüz Semih de Souza’yı unutmuşlardı.

İkinci mucize gecesinde 119’da golü yiyen milli takım 120+2’de buna cevap vermiş ve maçı penaltılara götürmüştü. Takımımız bu coşku ve enerjiyle penaltılara çıkarken, Hırvatlar bitik ve çökmüş bir şekilde geçti beyaz noktanın arkasına. İlk penaltının dışarı kaçmasıyla birlikte bu işi bitirdiğimizi düşündük.

Bizden ilk penaltıyı atmak için topu alan 21 yaşında takımın beyni olan ve ilk defa böylesi bir turnuva yaşayan Arda oldu. Bu cesaretinden ve özgüveninden dolayı Arda’yı bir kez daha kutlamak gerek. Derken, penaltı noktasında pek görmediğimiz Semih geldi bu sefer. Yüzündeki endişe her halinden belli oluyordu ama yarı final yazılmıştı bir kez bizim kaderimize. O da gol yaptı. Hırvatlar bir türlü kaleyi tutturamıyor, biz ise Hamitle 3’de3 yapıyorduk. Son penaltıyı Rüştü kurtarınca mucize gece tarihe yazılmış oldu.

Son söz bu sefer Rüştü’ye… Rüştü inanılmaz bir kalecidir. Yenmeyecek golleri yer. Birçok sakarlığı vardır. Ama o müthiş kariyerini de, inanılmaz topları çıkartarak yapmıştır. Dün gece yine çok kötü bir gol yedi. Kumandaları fırlatıp atmamıza sebep olan Hırvat golünde başroldeydi. Fakat o Rüştü, Semih’in attığı golün asistini yaparken Hırvatların son penaltısını da çıkarıp perdeyi kapatmış oldu.

Futbol böyledir işte. Bazen çok iyi oynar kaybedersiniz. Bazen de kötüyken kazanabilirsiniz. Futbol asla futbol değildir.

Bazen mucizedir…

Turkuaz’dan dönen millilerin ay yıldızlı formayla yaşadığı üst üste ikinci mucizesiydi bu. Gel de Turkuaz formayı giy şimdi…

Ahmet ÇELİKSÜNGÜ

21 Haziran 2008

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 252
Toplam yorum
: 490
Toplam mesaj
: 89
Ort. okunma sayısı
: 934
Kayıt tarihi
: 17.03.08
 
 

74'ün İstanbulunda, Sultan şehri Üsküdar'ın, kız çocuklarına "Zeynep" erkeklerine "Kamil" adı kon..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster