Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

fisun gökduman kökcü

http://blog.milliyet.com.tr/kokcuffgk

24 Ekim '17

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
422
 

Muğla Türküleri Üzerine Analiz Denemeleri -2- Muğla Türkülerine Genel Olarak Bakış

Muğla Türküleri Üzerine Analiz Denemeleri -2- Muğla Türkülerine Genel Olarak Bakış
 

Muğla'mızın sembolü Muğla bacası


.    Önemli not: Evli ve bir oğul annesi tıp doktoruyum. Amatörüm. Türküleri yakan, geleceğe taşıyan ve derleyip bizlere kazandıran tüm türkü ustalarına sonsuz saygılarımı sunuyorum...
 
.    Merhabalar efendim... Huzurlarınızda gene ben. :) Şükür kavuşturana deyip, konumuza bodoslama dalma isteğindeyim ama bir hatırlatma yapmam gerek. Bu yazıyı okumaya başlayan arkadaşlara nacizane önerim, ilk yazıdan başlayarak sırayla okusunlar ki, konu bütünlüğü sağlansın. Zira bu yazılar seri halde bir süre devam edecek. :)
 
.    Bir de sevgili dostlar, bu yazı serisinin denemelerden ibaret olacağı unutulmasın. Bu yazılar, tamamen kendi deneyimlerim, gözlemlerim, yaşadıklarım ve öğrendiklerimi içeren yazılardır. Akademik bir değer taşımazlar.
 
.    Ben, küçükken çok radyo dinlerdim. Muğla türküleri çıkınca, daha bir sevinir, radyoya yapışırdım adeta. Çeşit çeşit türküsü vardı Muğla'nın. Kimi ağır oturaklı, kimi de fıkır fıkır. Çocuk aklımla hep düşünürdüm, neden bu kadar farklılar diye?  Başka yörelerin türkülerinde bu kadar farklılık yoktu. Bu benim çok garibime giderdi. Mesela Muğla'nın merkez ve merkeze yakın ilçelerinin (Yatağan, Kavaklıdere, Ula)  türküleri, ağır ezgilere ve uzun anlatımlı sözlere sahipti (Bu bölgenin zeybekleri de ağır ritimlidir ve pek çoktur)... Kolayca söyleyemiyordunuz, heceyi nasıl böleceğinizi bilemiyordunuz. Bazen bir seferde, üç-dört kelimeyi hızlıca söylemeniz gerekirken, bazen de tek kelimeyle koca bir ezgiyi götürmeniz gerekiyordu. Bu yüzden herkes aynı şekilde söyleyemiyordu bu türküleri. Herkes cümleyi başka bir yerinden bölüyor, çok çok farklı, yığınla versiyonu oluyordu türkünün. Şimdilerde bile aynı durum devam ediyor. Eser notalanmış bile olsa, herkes, dili nasıl dönerse öyle söylüyor. Notaya uyamıyorsunuz çoğu kez, "yüreğinin götürdüğü yere git" misali, beyniniz o an için neyi uygun görüyorsa, o çıkıyor hançerenizden... Bir de her türkünün ayrı ayrı hikayesi vardır. Çoğu kez, cinayet sonrası ölümler üzerine yakılmıştır bu türküler, ya da hastalıklardan dolayı genç ölümler olduysa eğer...
 
      Söylemeye başladığınızda, aslında bir türkü değil de ağıt söylediğinizin bilincinde olup, o ağıta gereken saygıyı göstermelisiniz. Ormancı türküsü gibi bir ağıta oyun havası muamelesi yapıp,  cıstak cıstak orgla çalıp, üzerine ritim basamazsınız. Bunu yapıp, düğünlerde bir yığın insanı önünüzde zıp zıp zıplatırsanız, özünüze, kültürünüze ve her şeyden çok, duyduğu acıyla o ağıtı yakmış olan kaynağa, kişiye ayıp edersiniz. Ha, bunu zeybek tavrında oynarsanız durum farklılaşır. Yapısı gereği, zeybek oyunları çok ağır ve asildir. Zeybeğin, o hiç kimseye eyvallahı olmayan asil tavrı, tüm hareketlere yansır. Eceliyle ölen efe yoktur neredeyse. Vuruşurken ölmüşlerdir çoğu kez. Arkalarından yakılan ağıtlara, yitirilen zeybeğin kendine has duruşunu betimleyen hareketler de eşlik eder ve ortaya işte bu şahane güzellikteki, seyrine doyum olmayan zeybek oyunları çıkar. Bu asaleti koruyarak ve saygınızı esirgemeyerek, düğünlerde de oynarsınız elbette zeybekleri. Düğünler de kültürümüzün bir parçasıdır sonuçta. Ama iyice hızlandırıp cıstak cıstak ritim eklemeyin ne olur... Güzel güzel oynayabileceğimiz türkülerimiz zaten var, ağıtlarımızdan elimizi çekelim bu konuda... Lütfen!
 
.    Bodrum türküleri mesela, fıkır fıkırdır, birazcık da muzırdır . :) Kadın-erkek ilişkileri üzerine pek muzır sözleri vardır Bodrum türkülerimizin. Mesela: "İlaman çalıları, yol eddi yalıları, inadına sevecem, gocalı garıları"... İstediğiniz gibi oynayın işte. :) Hayat dolu, tadına doyum olmayan, dinlemekten asla bıkmayacağınız türkülerdir Bodrum türküleri. Zeybekleri bile hızlıdır Bodrum'umuzun... Tabii ağıt niteliği taşıyıp, bir parça daha ağır olanları da var elbette ama genel olarak hızlıdır Bodrum türküleri...
 
.    Bodrum türküleri, söylenmesi kolaymış gibi gözükür ama hiç de öyle değildir. Çok kısa bir sürede, bir yığın notayı peş peşe saydırmanız lazım ama buna da iyi bir gırtlak ve kulak lazım. Bir de nefes lazım tabii ki. :) Bodrum türkülerinin hızına kendinizi kaptırıp, aralarda nefes almayı unutursanız, vay halinize. :) Türkünün sonunu getirene kadar, morarırsınız  nefessizlikten. Sakar geçidini tırmanırken tıkanan gazlı arabalara dönersiniz alimallah...
 
.    Bodrum türkülerini çalmak, söylemekten de zordur inanın. Enstrümanınız telli ise, akordunuz  türkülerin hızına dayanamaz, durmadan su koyuverir. :) Ortalıkta dolanan bir yığın altmış dörtlük notayı görünce, gözleriniz fal taşı gibi açılır, enstrümanınız hangisiyse artık, ona göre acı çekme şekliniz oluşur. :) Mesela, nefesli bir çalgı çalıyorsanız, çalgınız tükürükler içinde kalacaktır emin olun. Garibim, bir süre sonra boğulma belirtileri gösterecek, sesi kesilir gibi olacak, acil müdahale edip de tükürükleri kısa eslerde temizlemezseniz, Hakk'ın rahmetine kavuşacaktır. :) Eğer telli çalgı çalıyorsanız, parmaklarınız için şimdiden üzüntülerimi bildireyim efendim. :) Bir süre sonra uyuşmaya başlayacaklar, tellere basmaktan, parmak uçlarınızda şiddetli ağrılar baş gösterecek ve, "şu türkü bitivese garii" moduna gireceksiniz maalesef, çok üzgünüm. :) Bir de siz siz olun, telli çalgı çalarken parmaklarınızda oluşmaya başlayan nasırımsı deri kalınlaşmalarını asla temizlemeyin, çünkü onlar sizin koruyucu kalkanlarınız efendim. :) Tellerin gazabından sizi koruyacak tek şey onlar. :)
 
.    Şimdi bir de bu Bodrum türkülerini aynı anda hem çalıp hem söylemeye çalışan garibanları düşünün efendim. Beynin iki yarım küresinin de çalışmasını gerektiren, hem çalma hem de söyleme eylemi, bu türkülerde ayrı bir vücut bulur, yavaş yavaş göğe yükseldiğinizi ve ruhunuzu teslim etmek üzere olduğunuzu hissedersiniz. Beyinin aşırı çalışmaktan ısınması ve yanması eylemi gerçekleşmek üzeredir ki Allah'tan türkü bitiverir. :) Birde uzun hava gibi uzasaydı ne olurdu halimiz de mi?
 
.    Milas ise apayrı bir dünyadır. Milas'ın bilinen çok fazla türküsü yok, diğer ilçelerimize göre. Ama öyle bir yere sahip ki halk kültürümüzde, yeri doldurulamaz. Milas, geçmişte ve hala bu günde, yetiştirdiği müzisyenleriyle ünlüdür. Çocukluğumun düğünlerinden bahsetmiştim, bir önceki yazımda. Bu düğünlerde çalan, söyleyen ekibin büyük kısmı Milas'lıdır.  Kız evi düğünlerinde çalmak üzere ince saz ekibi, oğlan evi düğünlerinde çalmak üzere davul ve zurnacılar, hep Milas'tan getirilirdi. Milas'ın Dibekdere köyü, bu açıdan çok ünlüdür. Çocuk yaşlarda eğitilmeye başlayan müzisyenler, tüm Muğla halkına yıllarca hizmet vermişlerdir. Muğla'nın meşhur Kadıoğlu zeybeği vardır, belki bilirsiniz. Ama Kadıoğlu zeybeğinin her yerde pek çok çeşidi ortaya çıkınca, bir tanesini esas kabul edip, diğerlerini kadıoğlu çeşitlemeleri olarak isimlendirmişlerdir Muğla'lılar. Bu çeşitlilikten de "her gittiğin yerde ayrı ayrı mı üflenii üle bu zurna" deyip, şaka yollu Milas'lıları sorumlu tutmuşlardır . :)
Tabii Milas'tan epeyce zeybek ve oyun havası derlemeleri yapılmıştır. Çünkü bu ezgileri yıllardır çalanlar, Milas'lı müzisyenlerdir. Muğla'nın her yerine bu ezgileri düğünler vasıtasıyla yayanlar da gene onlar. Geçmişten getirip bize bu ezgileri armağan ettikleri gibi, geleceğe de taşıyacaklardır diye ümit etmekteyim...
 
.    Şimdiye kadar, Muğla'nın sakar üstü denilen bölgesinin türkülerine genel olarak bir baktık. Ama Muğla, bu bölgeden ibaret değil elbette ki... Sakar geçidini inince, bambaşka bir alana inmiş olursunuz Muğla'da. Teke yöresi dediğimiz bölgenin de kapılarını yavaşça aralarsınız. Fethiye'ye kadar uzanan bu alanda, Fethiye hariç, çok az türkü olduğunu görüp, şaşırıp kalırsınız. Bu gariptir, çünkü insanın olduğu yerde, müzik daima olmuştur, hele ki halk müziği nasıl olmasın ? "Bunun sebepleri nedir acaba? " diye çok düşünmüşümdür. Şimdi kendimce bu durumun nedenlerini anlatmaya çalışacağım size... 
 
.    En büyük nedenin, derleme çalışmalarının yapılmaması ya da yapılamaması olduğunu düşünüyorum. Her yörede olduğu gibi, bu yörelerde de türküler vardı elbette, ama derlenip, kayıt altına alınmamışlardır. Bu ezgiler de belli bir yaşın üstündeki kişiler vefat ettikten sonra, yitip gitmişlerdir. Anneme "neden hiç Marmaris türküsü yok, çocukluğunda düğünler nasıl yapılıyordu? " diye sormuştum bir keresinde (annem Marmaris'lidir bu arada ve yetmişli yaşlarını sürmektedir) çokça da büyük bir merakla... Annemin verdiği cevaba göre, çocukluğundaki düğünlerde, Kara Zeliha diye bir kadın gelir, dümbelek, bakır dığan ya da tefle beraber türküler söylermiş. Bu düğünler, kadın düğünleriymiş, siz de tahmin edersiniz ki... Eskiden düğünlerin kadın düğünü ve erkek düğünü diye ayrı ayrı yapıldığını, bir kez daha belirtmiş olalım bu vesileyle. Annemin hatırladığına göre, kına gecelerinde söylenen çok güzel ezgiler varmış. Ama maalesef annem o zamanlar çok küçük olduğundan, ezgileri ve sözleri hatırlamıyor. Bu derleme çalışmalarının yapılmamasının ya da yapılamamasının en önemli nedeni ise, ezgilerin ve sözlerin büyük çoğunluğunun kaynağının kadınlar olması ve kadınların toplumdaki o zamanki statüsüdür. Aslında sadece Muğla için değil, tüm ülkem için aynı şeyi düşünüyorum. Türkülerin çok büyük oranda kaynağı, yakıcısı kadınlardır. Türk halk müziği bu bağlamda, kadınlarına çok şey borçludur. Kapalı toplum yapısına sahip olan ülkemizde, her ne kadar Muğla daha aydın gibi görünse de, kadınlar daima geri planda kalmışlardır. Kadın ruhunun inceliğiyle yakılan pek çok türkü, kapalı kapılar ardında kalmış, günümüze aktarılamamıştır. Derleme çalışmaları yapılmak istense bile, öncelikle bu güzelim kadınların güvenini kazanmak, onların kalbine girmek gerekir ki, gönüllerinden dökülen o büyüleyici ezgileri, yürek yakan sözleri size sunsunlar... Yoksa sizinle işbirliği yapmayı reddedeceklerdir ki, olmuş olan da bana göre, büyük ihtimalle budur... Kadının dünyasına girmek, girebilmek o kadar da kolay bir şey değildir, değerli erkek okurlarım. :)
 
.    Bana göre diğer bir neden de, bu bölgelerin coğrafi konumları itibariyle turizmle daha erken tanışması, buna bağlı olarak avrupai yaşam tarzının bu bölgeleri etkileyip, kültür erozyonuna yol açmasıdır. Bu da oldukça acı bir durumdur ve görünen o ki, telafisi de yoktur artık, maalesef...
 
.    Şimdi de teke yöresi içinde yer alan Fethiye türkülerine bir bakalım... Dinlemeye doyamadığım o kıvrak ezgilerin diyarı, sevgili Fethiye... Büyük oranda, yörüklük geleneğine sadık kalan, yörük kültürünü yaşatmaya çalışan, geçmişten kalan bir sandık dolusu türkünün üstüne, hala yeni türküler üretmekte olan Fethiye, benim vazgeçilmezimdir. Üç telliler, kabak kemaneler, sipsilerle çalınan o güzelim ezgiler, su gibi doğal, su gibi berraktırlar. Sanat kaygısı güdülerek yapılan eserler değillerdir onlar. Doğal yaşamlarını bize olduğu gibi aktarırlar türküleriyle. Tahtacı semahları da, bu bölgemize has bir kültürün armağanıdır bize. Diğer semahlardan farklı olarak tahtacı semahları, Tanrı'ya ulaşma yolunda, doğayı ve hayatın ta kendisini kullanırlar. Bir semah örneği vereyim size ki daha iyi anlaşılsın bu konu. Örneğin "Yüce dağ başında bir koyun meler" diyerek semaha başlar, pervane kısmında "gız bana geleydin ölür müydün acından?" diyerek devam eder ve en sonunda da "hünkarım beyim aman" diyerek bitirirler. Bu kadar doğal, bu kadar içten, bu kadar temiz ve dolaysız  anlatımı, hiç bir sanat eserinde bulamadım ben bu güne kadar. Aşığıyım ben bu ezgilerin...
 
.    Evet, nihayet geldim bu yazımın da sonuna. Genel olarak Muğla türkülerine bir bakış atıvedim bugün :) Sizler de okuyuvediyseniz, ne mutlu bene. :)
 
.    Sabırla okuduğunuz için çoook teşekkür ederim. Bir sonraki yazımın konusu, "Muğla coğrafyasının, türküleri üzerine etkisi" olacak.
 
.     Hindilik hoşcugalıverin gariii...
.
F.Fisun Gökduman Kökcü -24.10.1017- Muğla 
Muğla'mızın sembolü Muğla bacası-grafik-resim tasarım-F.Fisun Gökduman Kökcü
 
Muğla türkülerini dinlemek isteyenler için link aşağıdadır.
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmaktadır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Önemli ve Mühim Not:Öncelikle "akademik bir değer" taşır ya da taşımaz bence buna "zaman" karar verir...Tarih be ya tarih yani :))...hindi yazıvegitsin...netcen akademik'i ggari...:)))

nedim üstün 
 25.10.2017 11:20
Cevap :
Oy Nedim Üstadım, pek çok gızdırıvemişim sene:) Ben bu laf galabalığını, gendimi gorumek için yazıyon:) Ne oluu ne olmaz de mi? Bakaasın birileri, sen nerenden uyduruvedin bu lafları derse netcen soona? Çoktuu öyleleri,pek çoktuu hem de. Allah gorusun, çatıveriseek birine, yandık garii. Dilinden gurtulana gadaa, aknan gareyi seç seçebiliisen garii:) ***Sevgiler, saygılar, selamlar, üstadım, hocam... Pek bi önemli not: Pek güzelce dalga geçivemişsin benim önemli notlarımla da yanii hocam. İnsan öğrencisine bunu yapamıı heç? :) :) :)  25.10.2017 12:07
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 240
Toplam yorum
: 690
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 280
Kayıt tarihi
: 24.08.11
 
 

Evli ve bir oğul annesi, emekli tıp doktoruyum. Paylaşacağım linkte, halk müziği ile ilgili çalış..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster