Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

fisun gökduman kökcü

http://blog.milliyet.com.tr/kokcuffgk

26 Şubat '18

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
276
 

Muğla Türküleri Üzerine Analiz Denemeleri-4-Sosyal-Ekonomik-Kültürel Durumun Türkülerimize Etkisi

Muğla Türküleri Üzerine Analiz Denemeleri-4-Sosyal-Ekonomik-Kültürel Durumun Türkülerimize Etkisi
 

Muğla'mızın sembolü olan bacamız


.    Önemli not: Evli ve bir oğul annesi tıp doktoruyum. Amatörüm. Türküleri yakan, geleceğe taşıyan ve derleyip bizlere kazandıran tüm türkü ustalarına sonsuz saygılarımı sunuyorum...

.    Merhabalar efendim... Muğla türküleri üzerine olan yazı serimize devam etmek üzere tekrar karşınızdayım. Uzun bir süre ara verdiğim için affınızı rica ediyorum. Kısa hatırlatmalarımızı yapalım ve hemen konumuza geçelim sevgili dostlar. İlki, bu yazılar akademik bir değer taşımazlar, zira denemelerden oluşmaktadırlar. İkincisi, (benim nacizane önerim) bu yazıların, ilk yazıdan başlayarak okunmasıdır. Bu, konu bütünlüğünü sağlamak açısından güzel olacaktır.

.    Muğla türkülerinin pek çok şeyden etkilendiğini ve çeşitlilik gösterdiğini, daha önceki yazılarımda size anlatmıştım. Bu gün, sosyal, ekonomik ve kültürel yapıdan nasıl etkilendiğini irdeleyeceğim. Umarım anlatmayı başarabilirim. :)

.    Önce her zamanki gibi, Muğla-Merkez ve Merkez'e yakın ilçelerden başlayalım. Yatağan, Kavaklıdere ve Ula, Merkez ilçe ile beraber, benzer özelliklere sahiptir genelde. Sosyal açıdan baktığımızda, kapalı toplum yapısını görüyoruz burada. Komşu köyü bile gurbet sayan ve kızını vermek istemeyen analarımız vardır bizim. Mümkünse kızını komşu oğluna vermek, en güzelidir bizde. :) Yakıncecik olması daima iyidir. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi açılmadan önce, yıllarca aynı kalan bir nüfusumuz vardı. Fabrikalarımız filan olmadığından, göç de almazdı. Yabancı diyebileceğiniz kişiler, tayinle gelen memurlardı sadece. Gelir getirecek pek iş olmadığından, bütün Muğla'lılar, çocuklarını okutmak isterler her zaman. Genel olarak Muğla'nın okumuş oranı çok yüksektir bu yüzden. Merkez ve Merkez'e yakın ilçeler, tütün yaparak, zeytin işleyerek, bağcılık yaparak geçimlerini sağlamaya çalışırlar. Geçmişte pamuk ve ipek böceği de yetiştirirlerdi. Rahmetli babaannem, ipek böceği yetiştirirdi. Evin her tarafına dağılan beyaz tırtılcıklardan pek korkardık. Ama genel olarak tütün daha çok işlenirdi. "Tütünün fidanı ince naziktir" diye türkümüz vardır bizim mesela. Ya da "tütüncü kız" türkümüz. Ürettiklerimizi, perşembe günleri kurulan Muğla pazarında satarız. "Bu gün perşembe, Muğla pazarı" diye türkümüz vardır bizim...

.    Muğla-Merkez ve Merkez'e yakın ilçelerin kapalı toplum yapısına sahip olması ve buna bağlı toplumsal etkileşimin azlığı nedeniyle, türkülerimiz de çok geç tanınmıştır. Bir kaç türkü dışında, pek çok türkümüzü bilen yoktu maalesef. Ama yavaş yavaş da olsa, Ege kültürünün toplumda fark edilmesi, yıllar süren sessizliği bozmuş, Ege'li film yönetmenlerinin bu kültüre sahip çıkıp, Ege şivesiyle çektiği film ve dizilerle Ege kültürü tüm topluma arz edilmiştir. Pek de sevilivemiş ya bu filmler gariii. :) İşte bu farkındalık, kültürümüzün önemli bir öğesi olan türkülere de yansımış, Ege türküleri daha çok dinlenir olmuştur. Bundan, Ege'nin bir parçası olan Muğla da nasibini aldı elbette. Artık Muğla türküleri ile ilgili daha çok program görmekteyiz televizyonlarda.

.    Genel olarak Muğla'nın okumuş oranı yüksektir demiştik. Ama bu okumuşluk, kültürel açıdan birazcık gerileme getirmiştir Muğla'ya. Şivemizi çok sevsek de, gittiğimiz yerlerde şivemizle dalga geçilmesi, ben de dahil olmak üzere, bizi derinden etkilemiştir. Bu yüzden bir dönem hepimiz, şivemizi düzeltmek için ciddi çabalar vermiştik. Mesela biz, e ve i halini karıştırırız. "Kesme dedim Memet, benim yoluma" deriz, "yolumu" demeyiz. Bu neredeyse tüm türkülerimizde görebileceğiniz bir tatlılıktır. Muğla'lı olmanın adete vazgeçilmez öğesidir. En okumuşlarımızın bile bir anda dili kayıverir ve o caanım Muğla şivesi kendini, büyük çabalarla edinilmiş İstanbul şivesinin içinden dışarı atıverir. Yapacak bir şey yok, neediverelim gariii. :) Ama artık bilinçlenme zamanıdır. Şive de kültürün bir öğesidir ve aslında bir zenginliktir. Benim aklım başıma, kırk yaşımdan sonra geldi. Bu nedenle ben, Muğla şivesi ile yazıyorum zaman zaman. Bu zenginliği herkese göstermek, tanıtmak istiyorum. Yaktığım bazı türküler, tamamen Muğla şivesi ile... "Tarna hurdum ocağa" bunlardan biri. :) Yani bizim okumuşların bu şiveyle ilgili sıkıntısı, bizi türküler konusunda biraz zora sokmuş, üretilebilecek türküleri de engellemiştir zannımca... Ama telafi etmemiz lazım gelir bu hatayı, elbirliğiyle... Ben bi gıyından başleyivedim, gençlee de gelivesin ardımdan gariii... :)

.    Muğla'da türkülerin hepsi anonim değildir. Bazı türküler, kişiler tarafından yakılmış ya da bestelenmiş, ama zaman içinde anonimleşmiştir. Bir örnek olarak, Pisi'li kemancı Tahir Erdinç'i gösterebiliriz. Bizim meşhur "Ormancı" türkümüz, Tahir Usta'nın eseridir. Yıllarca söylenecek, şahane bir eser... Tabii ki pek çok kişi var sayılacak. Ama bir kitap yazılabilecek kadar çok bilgiyi, bir yazıda vermem mümkün değil. Bunun için size, Muğlalı araştırmacı-yazarlardan, ki sadece türküler ve halk oyunlarıyla ilgili olan bazılarını yazıyorum, Hüseyin İlker Altınsoy, Tarcan Oğuz, Mehmet Ali Eren, İbrahim Ethem Yağcı ve Mehmet Uslu'nun kitaplarını okumanızı tavsiye ederim.

.    Gelelim Yatağan'dan sonraki ilçelerimiz, Milas ve Bodrum'a... Bu iki ilçe, birbirine benzer özellikler göstermektedir her zaman. Yakın olmaları, etkileşimlerini de arttırmıştır. Ama ekonomik olarak biraz farklılıkları var tabii. Mesela Milas, zeytincidir. Bodrum'da ise çok eskilerde, süngercilik meşhurmuş. Ama ben hiç bununla ilgili türkü duymadım. Varsa da bilmiyorum. Halbuki süngercilikte, deniz dibi vurgunları çok olur, çok canlar gitmiştir bu uğurda. Ama hiç türküsü yok, bu bence garip bir durum. Acaba vardı da günümüze mi ulaşamadı? Bu bir muamma... Bodrum türkülerine, sahil ilçesi olmak etki etmiştir elbette. Kıpır kıpır türküleri vardır Bodrum'un, tıpkı deniz gibi... "Gemiler posta posta" diye türküsü vardır mesela... "İliman çalıları" adlı türküde ise, Bodrum limanı ve yalılarından söz edilir. Bodrum, narenciye bahçeleriyle de ünlüdür. Ama hiç narenciye ile ilgili türkü de duymadım. Ama "ayva dibi serin olur yatmaya" ya da "zerdali çiçeklendi" diye türküsü vardır mesela. Hayatın bu derece içinde olan süngercilik ve narenciye ile ilgili türküsü olmaması, gerçekten ilginç geliyor bana...

.    Bodrum şivesi, biraz daha farklıdır Muğla-Merkez'den. Türküleri de öyle tabii. Yıllarca Rum'larla etkileşim içinde olmuşlardır.Büyük mübadele ile Bodrum ve çevresinde yaşayan Rumlar Girit’e gönderilene kadar, iç içeydiler. "Bodrum türkülerinin kıvraklığı ve biraz da muzır :) olması, bundan mı ileri geliyor acaba? " diye düşünmüşümdür hep. Bazı Bodrum türkülerinin, Ege'nin karşı yakasında da çalınıyor ve söyleniyor olması da bu etkileşime dair en güzel örnektir. Ayrıca, Muğla-Merkez'deki kapalı toplum yapısı, Bodrum'da yoktur. Liman kenti olması münasebetiyle, pek çok etkileşim yaşanmıştır başka bölgelerle. Bodrum'lu araştırmacı-yazar Mehmet Uslu'ya göre, Bodrum'lulaşmış türküler mevcuttur. Mesela, "sepetçioğlu" türküsü... Bu türkü, TRT nota arşivlerinde, Kastamonu türküsü olarak kayıtlıdır. Ama aynı ezgi ve birazcık farklı sözlerle, bir Bodrum türküsü olarak, Mehmet Uslu tarafından derlenip, kitabına alınmıştır. Geçenlerde, Bodrum'lu bir müzisyenin söylemiş olduğu, varyant sepetçioğlunu internette dinlemek istedim. Ben bu türküyü henüz söylemedim, belirteyim. Aman Allah'ım, videonun altındaki hakaretleri bir göreydiniz, şaşardınız. Biz milletçe, hala olgun bir şekilde eleştiri kültürünü beceremiyoruz. Biz küfür etmeyi, aşağılamayı, hakaret etmeyi çok seviyoruz. Fikri olmadan, zikri olan bir toplumuz ne yazık ki... Bir türkü, umulmadık yollarla, başka bir yöreye taşınabilir ve orada da söylenebilir. Araştırmacı-yazar Hüseyin İlker Altınsoy'un kitabına göre, bizim "karyolamın demiri" türkümüz, Çanakkale'ye seferberliğe gidip, daha sonra oraya yerleşen, Milas-Dibekdere'li Demirci Süleyman vasıtasıyla, Çanakkale'ye taşınmış, daha sonra da TRT arşivlerine Çanakkale türküsü olarak girmiştir. Ama bu durum, türkünün bizim türkümüz olduğu gerçeğini değiştirmez. Ne yani, şimdi Çanakkale'lilere, bizim türkümüzü neden söylüyorsunuz diye hakaret mi edelim? Ne güzel işte, söylesinler, herkes söylesin... "Nerde bir türkü söyleyen görürsen, korkma, yanına otur. Çünkü kötü insanların türküleri yoktur!… " demiş, büyük üstadımız Neşet Ertaş... Saygıyla anıyorum...

.    Aslen bir Orta Asya çalgısı olan zurna, Yatağan'lı araştırmacı-yazar Tarcan Oğuz'a göre, Pakistan'dan sürgün edilen ve Osmanlı Devleti sınırları içinde olan Menteşe Beyliği'ne sığınan dostlarımız tarafından, Muğla'ya tanıtılmıştır. Muhteşem zeybeklerimizin ana çalgıları olan davul ve zurna ikilisi, Milas'lı müzisyenlerimiz tarafından çalınmaktadır. İşte bu müzisyenlerimizin ataları, yıllar önce sürgün edildikten sonra, önce Yatağan-Hacıbayramlar ve Eskihisar köylerinde konaklamışlar, daha sonra da Milas-Selimiye-Dibekdere köyüne yerleşmişlerdir. Bu müthiş kültürel etkileşime ne demeli? İyi ki gelmişler, bizim insanımız olmuşlar. Yoksa bu kadar çok kadıoğlu zeybeğimiz nasıl olurdu? :)

.    Hadi gaari, Sakar altına yolculuk başleyivesin. :) İlk durak, Marmaris ve Datça. Daha önceki yazılarımda, bu ilçelerin pek türküsü olmadığını, nedenlerinin ne olabileceğini yazmıştım. Tekrara girmek istemiyorum. O yüzden devam edelim yolumuza. Fethiye'ye kadar olan ilçelerimizin de pek fazla türküsü yok. Genel olarak bu bölge, geçimini narenciyeden sağlar. Ama bununla ilgili türküye rastlayamadım ben. Var olan bir kaç türküsü, aşk temalıdır.

.    Gelelim Fethiye'ye. Başlı başına bir kültür deryası ve halen üreten bir derya üstelik. Tam anlamıyla, bütün yaşantılarını türkülere aktarabilen bir yer. Sosyal anlamda, Yörüklük geleneğini sürdüren bir ilçemiz. Dumanlı dağlarda gezip, "Mendos dağı dumandır" türküsünü yakarlar, Türkmen geleneğini sürdürürken, "Türkmen gızı gatarlamış mayayı" türküsünü bize armağan ederler. "Zeytin dalı çürük olur, basmaya gelmez" derken, yarı yerleşik düzene geçmeye başladıklarını haber verirler. "Alt'aydır dağ dağ gezerim" diyerek, dağlardan kopamadıklarını anlatırlar bize... "Yayla yollarında galdım yalınız" deyip, yaylalara göçün başladığını anlatırlar. Ve tahtacı semahlarıyla, Yörüklük kültürünün vazgeçilmezi olan hayvancılıktan bahsederler, "yüce dağ başında yar, yar aman da bir guzu meler" diyerek... Ve Yörüklük geleneğinin bir parçası olarak, diğer Yörük obalarıyla daima iletişim içindedirler ve başka diyarlardan da bize türküler getirirler. Teke yöresi diye adlandırdığımız yöre, yani Muğla, Denizli, Isparta, Antalya ve Burdur'u içine alan o koca kültür hazinesi, muhteşem bir türkü kaynağıdır. Pek çok türkü, bu saydığımız illerin ortak kültür hazinesi içindedir ve ayrıştırmak mümkün değildir. Gerek de yok zaten. Teke yöresi demek yeterlidir aslında...

.    Tüm Muğla için söylüyorum, kına havaları toplumsal kültürümüzün en önemli öğeleridir ve Muğla'nın bir uçtan bir uca, pek çok kına havası vardır. Hayata ve kültürümüze dair pek çok ipucu içermektedirler kına havaları. "Dört gız bir oğlanın yerini dutar mı? " derken, ataerkil düzenin ayak seslerini de duyarsınız yavaştan. Ya da, "hani bunun gaynanası, kireç ocağında yanası" diyen bir kına havası, bu bölgedeki gelin-kaynana ilişkilerinin hangi boyutta olduğunu bize anlatıverir usulca. :)

.    Yine tüm Muğla için söylüyorum, alkolü seven bir memleket burası. Sosyal içicilik denen bir kavram var burada. Eskiden kayınbabalar, damatlarını rakı sofrasında denerlermiş. Damadın oradaki tavırları önemliymiş. Kızlarını ona göre verir ya da vermezlermiş. İçmeyeni adamdan saymazlarmış. Ama bu meret, şişede durduğu gibi durmuyor ki. :) Alkole bağlı kavgalar, ölümler, bazı türkülerin ana kaynağı olmuş maalesef.

.    Gene uzun bir yazı oldu değil mi? Aslında anlatılacak çok şey var ama sizi daha fazla sıkmak istemem. Sabırla okuduğunuz için, çok teşekkür ederim. Bir sonraki yazımın konusu, türkülerimizle bağlantılı olması bakımından, "çalgılarımız, oyunlarımız ve kıyafetlerimiz" olacak.

.     Hindilik hoşcugalıverin gariii...

 

F.Fisun Gökduman Kökcü -26.02.2018- Muğla-Menteşe

Muğla bacası-grafik-resim tasarım-F.Fisun Gökduman Kökcü

Muğla türkülerini dinlemek isteyenler için link aşağıdadır.

https://www.youtube.com/watch?v=xZNyxpPSv4g&list=PLJdGBSGF_LUgY5Nl5Rop1o8NZ61IXUJCl

 

Abbas Oğuz bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Pek farkedilmeyen bir şeyi tesbit etmişsiniz.Öyle ya ne çok sünger toplayıcılar vurgun yemiştir;ağıtlar yapısa da türküleşmemiş sanırım.Bir eksiklik olsa gerek...Paylaşımınız için sağolun Fisun hanım.Elinize sağlık.Selam ve saygılarımla.

Abbas Oğuz 
 05.03.2018 14:07
Cevap :
Bu benim epeydir aklımı kurcalayan bir şeydir değerli şairim. Araştırdım ama bulamadım. Bodrum denince, akla ilk gelen şey süngerciliktir. Hatta Marmaris'te bile, annemin akrabalarından ölenler olmuş geçmişte. Ama türküleri yok maalesef. İlginiz ve yorumunuz için ben teşekkür ederim. Biraz uzun ve sıkıcı olabilecek nitelikte yazılar, ama yazma gereği duyuyorum bu konuda.Saygı ve selamlar efendim.  05.03.2018 15:24
 

...Varsa bilmek lazım "süngerci" türkülerini...merak ettim hindi :))...günydın...

nedim üstün 
 05.03.2018 6:44
Cevap :
Günaydın Üstadım :) Ben de merak ediyom da, araştırdım bulamadım. Belki de unutulup gitmiştir, kimbilir...Sevgi, saygı ve selamlar...  05.03.2018 11:27
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 240
Toplam yorum
: 689
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 277
Kayıt tarihi
: 24.08.11
 
 

Evli ve bir oğul annesi, emekli tıp doktoruyum. Paylaşacağım linkte, halk müziği ile ilgili çalış..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster