Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Mayıs '13

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
452
 

Muhabbet üzerine...

Muhabbet olmayınca insanlık hasıl olmazmış, aşka giden yol muhabetten geçermiş. Sürekli dilimize pelesenk yaptığımız muhabbet ve nam-ı diğer sevgi. Ama muhabbet, sevgiye biraz da aşk katmaktır.

Peki ne oldu da muhabbetten uzaklaştık? Kalbe giden yollara  ne ile çıktık? Muhabbet ile kurulan aile  bağları, günümüze kadar yek vucüt  iken ne oldu da parçalara bölündü? Eskilerin bulduğu; ama bizim kaybettiğimiz neydi? Elbetteki dillerimizde kuru bir lafız olarak kalan sevgi değildi. Gönüllere açılan yollar, muhabbetten geçerdi. Muhabbet, sevginin aşk ile yoğrulmuş haliydi.

Eskiden köy evlerinde kurulan sohbet meclislerine doyum olmuyor, bir sonraki sohbetler  sabırsızlıkla bekleniyordu.

İlk olarak  Osmanlı zamanında  1554 - 1555 yılları arasında, Kanuni Dönemi’nde, İstanbul Tahtakale’de açılan   kıraathane(okuma yeri), ‘’Günümüz Türkiye'sinde kahvehane’’ çay, kahve içilerek gazete, dergi, kitapların okunduğu ve sosyalleşme anlamında toplumda önemli bir yere sahip olan , aynı zamanda bir eğlence mekânı idi. Kısacası muhabbet bağlarının kurulduğu mekanlardı.Günümüzde ise  kültürlerin yozlaştığı, zamanın bir hiç uğruna heba edildiği mekanlardır .

Geçmişte bu ve benzeri mekanlarda merhamet ve sevgiyle dolan yürekler, yerini  ne oldu da öfkeye bıraktı. Aile içi muhabbet yerini aile içi şiddete bıraktı.

Haber kanalları aile içi şiddetten beslenir hale geldi.şiddetin yer almadığı haber ve diziler tad vermez hale geldi, çocuklarıyla hasb-ı hâl eden aileler, televizyon karşısında vakit harcamayı, iki tatlı söze tercih eder hale geldi.

Dış görüntümüz modernleşirken zihinlerimiz sanal aleme esir edildi. Muhabbetsizlikten
misafirperverlik gibi gelenekler köreldi. Görmek istediğimiz simalar, yerini entrikaların sevimli gösterildiği dizilere bıraktı.
Sevgili kardeşim diye başlayan hitapların yerini argo kelimeler aldı.

Sevgiyle başlayan mektuplar, tebrik kartları ve hasbihâller sevgiyle biterdi; ama günümüzde iliklerimize kene misali yapışan sanal ortamlarda bu tarz haberleşmeler önemini yitirdi.Alfabemizde yer alan sesli harfleri bile yazmaktan üşenir hale geldik.

Asıl gayemizin muhabbeti inşa etmek olduğunu unutup,sahte sevgilere kucak açtık.

Peki muhabbeti inşa eden hiç mi kalmadı? Elbette ki kendine bunu dert edinen toplumlar ve bireyler de mevcuttur.Bizim asıl yakındığımız, muhabbetin bitme noktasına doğru yaklaştığıdır.

Bugün hâlâ Mevlana’nın bir Şems’i, Şems’in de bir Mevlana’sı varsa,

Bugün hâlâ her Mecnun’un yüreğinde bir Leyla ,her Leyla’nın yüreğinde bir Mecnun varsa,

Bugün hâlâ her Fatih’in yüreğinde bir İstanbul yaşıyorsa,

Ve bir yerlerde birilerinden habersiz de olsa sevgiyle atan bir kalp, avuçlara sığmaz bir ufuk yer alıyorsa, muhabbete nokta yerine  üç nokta koyan Yunus  yürekliler hâlâ yaşıyorsa, başımızdan geçenleri muhabbet ile örmeye devam edeceğiz.

Muhabbet ile coşacak şairane yüreklerimiz.

Güneş her sabah muhabbet ile doğacak üzerimize.

Ayın şefkati ile karanlıklar muhabbete gark olacak.

Tebessüm ile yarına uyanan çocuklar, annelerin şefkatli kucaklarında huzur bulucak. Babalar daha güçlü olacak evlatlarının gözünde.

Güçlü bir ülke savrulacak küllerinden muhabbet tacı ile.

Muhabbeti burada üç nokta koyarak bitirirken, cümlemize bol muhabbetli bir ömür diliyorum.

Orhan BİRCAN

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 20
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 64
Kayıt tarihi
: 11.05.13
 
 

Çeşitli  İlköğretim Okullarında  idarecilik görevlerinde bulundum, çeşitli memur sitelerinde maka..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster