Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Şubat '12

 
Kategori
Blog yazarları tartışıyor!
Okunma Sayısı
394
 

Muhafazakâr, demokrat, tinerci gençlik…

Muhafazakâr, demokrat, tinerci gençlik…
 

Demokratik, çağdaş, ilerici olduğunu iddia eden Türkiye Cumhuriyetinde belki de üzerinde en çok oynanan kavramlardan biri de “muhafazakâr” kavramıdır. Dikkat edilirse tartışılan demiyoruz, oynanan diyoruz. Zira tartışmalarda bir konunun özü ortada durur. Bizde ise öyle değildir. Hele AKP iktidara geldiğinden ve oylarını arttırdığını gördüğü andan itibaren istediği kavramı istediği gibi yorumlamakta kendini haklı hissetmektedir.

Oysa konu hiçte o kadar çetrefilli değildir. “Muhafaza” ve “kar” kelimelerinden oluşmuştur bu sözcük. Hangi sözlüğe bakarsanız bakın “muhafaza”  karşılığı saklamak, değiştirmemek, elde tutmak anlamı taşır. Yabancılar buna “statüko” diyor. Sonundaki “kar” ilavesi ise bu işten maddi veya manevi çıkar sağlamak anlamındadır ki, birlikte olunca “tutucu” dediğimiz kavram ortaya çıkmaktadır. Yabancı dilde ise “statükocu”  diyebiliriz.

Muhafazakârlık kavramı çoğu milletlerde dini tercihleri çağrıştırır. Hatta kimi politikacıların işlerine öyle geldiği için milletin muhafazakâr duygularını sömürüp bu kavramı kendi çıkar politikalarına da alet ettikleri görülmektedir.

Son yıllarda bakıldığında Türk medyasında soruşturulmayan, hapse atılmayan, işinden edilmeyen yazarların ortak özelliği Atatürk’e ve cumhuriyetin temellerine saldırmalarıdır. Yazılmamış bir kitaba bile bomba muamelesi yapan bir zihniyetin bu ülkenin kurulmasını sağlayan insanlara ve sürece yaptığı saldırıları hoş görmesi kendisinin de aynı zihniyette olduğunu gösterir.

Biraz düşünebilme kabiliyeti olan herkesin bizim başbakanımızın muhafazakârlık kavramını hangi anlamda kullandığını görmesi gerekir. Özlenen, muhafaza edilmek istenen, Osmanlı hanedanlık dönemidir. Abdülmecit örneğinde görüldüğü gibide özellikle batıya göbeğinden bağlı, kendi halkı aç ve yoksul yaşayan bir dönemdir muhafaza edilmeye çalışılan. Değilse bu genç ve çağdaş devleti kuranlara neden bu kadar saldırılsın. Bazen dinimizi yaşatmıyorlar şeklinde komik iddialar da ortaya atılmışsa da büyük yalan olduğu için tutmamıştır.

Demokrat ise demokrasiye gönül vermiş, onu içselleştirmiş demektir. Yani demokrasinin prensiplerine bağlı kalır, onları korur ve savunur.

Demokrasi ise halkın egemenli anlamına gelir. Bizdeki uygulanış şeklinde ise halk yönetimi aracılar sayesinde yapar. Bu aracılar seçimler neticesinde belirlenir, seçildikten sonra ise kendilerini halkın elçisi olarak değil, halkın efendisi olarak görmeye başlarlar, kendilerine kıyak emeklilik, kıyak sağlık sigortası, periyodik maaş zammı yaparak bal tuttukları parmaklarını yalarlar. Yandaşlarına zenginlikler bahşederler ve ülkeyi babalarının malı gibi pazarlarlar.

Demokrasinin asıl önemli özelliği ise özgürlüklerin ve azınlık haklarının güvence altına alınmış olmasıdır. O yüzden demokrasilerde çoğunluğun azınlığa hükmetmesi gibi bir durum yoktur. Demokrasilerin iyi işleyebilmesinin şartı kuvvetler ayrılığı ilkesinin hayata geçirilmiş olmasıdır. Başka türlü herkesin kanun önünde eşitliği veya özgürlükler korunamayabilir.

Kuvvetler ayrılığı dediğimiz yasama, yürütme ve yargının birbirinden bağımsız olmasıdır. Son derece demokratik (!)  seçim yasaları sayesinde yürütme zaten yasamayı ele geçirmiştir. Birde üstüne üstlük son dönemde yargının nasıl taze ekmek gibi iktidar tarafından yutulduğu da ortadadır. En azından HSYK nın başının Adalet bakanı olması komedisi sadece bizim demokrasi anlayışımıza özgüdür.

Yukarıda kısacık anlatımlar bile Türkiye’de gerçek demokrasiden eser olmadığını gösterir. Muhafaza edilecek bir Osmanlı hanedanı da yoktur. O zaman ortaya çıkan tablo şudur. Demokrasinin katledildiği bir ülkede vekiller demokratım diyor. Muhafaza edilme mecburiyeti olan eski bir şeyin olmadığı bir ülkede (Bu milletin tamamına yakını Müslümandır ve muhafazaya gerek yoktur.) İktidar partisinin başı, sayın başbakan kendilerinin muhafazakâr demokrat olduğunu söylüyor. Bunun derecesini de “Dindar değil de tinerci gençlik mi yetiştirelim”  cümlesi ile ifade ediyor. Fazla söze gerek var mı?

İzmir 2012

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Siz ister inanın ister inanmayın dünyanın bütün demokrasilerinde belirleyici olan çoğunluğun tercihidir. Neden ABD veya Fransız demokrasilerini, yönetim biçimlerini eleştiriyoruz? Eleştiriyoruz çünkü o ülkelerdeki demokrasi de çoğunluğun tercihlerini esas kabul eder. Sizin sözünü ettiğiniz "tek kişinin bile hakkını gözeten" demokrasi dünyanın hiç bir ülkesinde yoktur. Zaten olamazda. Vardır diyorsanız örnek göstermeniz gerekir. Siz isteseniz de istemeseniz de demokrasi halkın beğenmediği, kabul etmek istemedikleri siyasi tercihlere de saygı göstermeyi gerektirir. Hem çoğunluğun tercihlerine saygı göstermeyeceksiniz, hem de demokrasiyi savunacaksınız bu bir çelişki değil midir? Çoğunluğun tercihlerine saygı gösterilmeyecekse azınlıkların tercihine kim saygı gösterir ki? Bence gerçekçi olmak gerekir, gerçekte hayallerimiz değil yaşananlardan ibarettir. Sevgi ve selamlarımla

Matilla 
 18.02.2012 16:00
Cevap :
Merhaba, Tespit ve iddialarınıza katılıyorum. Ancak insan ilişkilerinde her şey siyah veya beyaz değildir. Demokrasi kavramında da öyle olmalıdır. Zira bu kavram insan ile ilgilidir. Tabii ki çoğunluğun istediği belirleyici olur. Peki, çoğunluk mesela AKP ye oy verenler vermeyenleri öldürelim dese ordu demokrasi icabı deyip yürüyecekmidir? Azınlık olanın hakkı tabii ki çoğunluğun önüne geçmeyecektir ama göz ardı da edilmemelidir. Demokrasi dediğimiz yönmetim kavramı bu dengeyi kurmak için var olmalıdır. Bu ülkemizde ve benzerlerinde olmadığı için de bizler bu ülkede demokrasi yoktur diyoruz. Adı her ne kadar demokrasi de olsa sizin bahsettiğiniz ve bizde de uygulanan rejime en hafifinden dikta denmesi gerekir diye düşünüyorum. Saygı ve selamlar...  18.02.2012 18:52
 

Demokrasinin gerçek anlamı ile idealize edilmiş anlamını birbirinden ayırmak gerekir. Demokrasi dünyanın bütün ülkelerinde halkın kendisini yönetecek siyasi kadroları özgürce seçebilmesidir. Bu anlamıyla da demokrasi bana göre ülkemizde tıkır tıkır işlemektedir. Özgürce seçimler yapılabilmekte ve herkes arzu ettiği partiye oy verip onu iktidara getirebilmektedir. Demokrasi azınlık haklarını göz önüne alan bir seçim sistemi değil, aksine çoğunluğun tercihlerini ölçü olarak kabul eder. Dünyanın hiçbir ülkesinde azınlıkların tercihleri ölçü değildir. Böyle bir örnek gösteremezsiniz. Ben sizi ve ideallerinizi çok iyi anlıyor ve size bir çok konuda hak veriyorum. Ama demokrasi budur ve Türk halkının demokratik tercihi de AKP nin temsil ettiği muhafazakar zihniyettir. İşinize gelir veya gelmez ama eğer demokrasi diyorsanız, demokrasi bundan ibarettir. Gülü seven dikenine katlanır. Ben kendi adıma demokrasiyi dünyanın en aptalca sistemi olarak kabul ediyorum ve demokrasiye karşıyım. Selamlar

Matilla 
 18.02.2012 11:14
Cevap :
Merhaba, Demokrasi, sizin dediğiniz anlamda, yani çoğunlukçu anlamda algılandığında - ki şark kurnazı yönetimler böyle tatbik eder- Karşımıza çıkacak tablo bu günkü ülke tablosudur. Memnun olan kadar da olmayan vardır. Oysa çağdaş anlayış olan çoğulcu demokrasi ise tek kişinin bile hakkını gözetir. Fıratta yüzen balığın bile hakkından sorumluyum diye caka satanların kendileri gibi insan olan ama onlar gibi düşünmeyenlerin hakkından da sorumlu olması gerekir. Çoğunluk bende istediğimi yaparım diyen zihniyetin bir adım ilerisi faşizmdir. Kaldıki 12 eylül anayasasına %92 evet oyu veren Türk halkının tercihinin bu rejim olduğuna inanamıyorum. Saygı ve selamlar...  18.02.2012 13:57
 

Merhaba Osman Bey. Aslında ikisi arasında fazla bir fark yok. Birisinin kafasının içine manasız bilgiler yüklenirken ve kullanılırken, öbürkünün kafasında hiç bir şey yok. Eline verilen üç beşle, her alanda kullanılabiliyorlar. Selamlar...

Mesut KARİP 
 14.02.2012 12:03
Cevap :
Mrhaba Mesut bey, Çok haklısınız Demekki iktidar için en önemli haslet kullanılabilir olmak. .Saygı ve selamlar...  14.02.2012 14:17
 

Yazınıza benzer bir konuyu ben de paylaştım. Muhafazarlık ve dindarlık arasındaki anlam farklılığını güzel betimlemişsiniz. T.C. toplumunun çoğunluğunun çağdaş olması için eğitimin yükseltilmesi yolunda hükümetimiz çalışmalı. Dindar olması için hükümetin çalışmasına hiç gerek yok. Dindarlığı da çağdaşlığı da müsaade ederlerse topluma bıraksınlar...

IBRAHIM KODABEY 
 09.02.2012 15:10
Cevap :
Merhaba, Dünyada küçük bir azınlık -ki o azınlık süper zekalardan seçiliyor- dışında genel politika insanların cahil kalmasıdır. Veyahutta bizdeki gibi yoğun eğitim verip birşey öğretmeme politikasıdır. İnsanları yoğun eğitimle(sözde eğitim) yorup okumamaya itiyorlar. Sonuç ise ortada. Ünüverite bitiren bir tanıdık delikanlıya sordum, okul bittiğinden beri on yıl geçmiş tek kitap okumamış. Sonuç ta maalesef böyle oluyor. Saygı ve selamlar...  09.02.2012 16:32
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1508
Toplam yorum
: 5843
Toplam mesaj
: 265
Ort. okunma sayısı
: 1657
Kayıt tarihi
: 16.07.08
 
 

Yetmişiki yaşında iki çocuk ve iki torun sahibi bir erkeğim.. Lise mezunuyum. Uzun yıllar esnaflı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster