Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Mart '13

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
345
 

Muhalefet iktidarın hizmetinde

Muhalefet iktidarın hizmetinde
 

BY APPOINTMENT TO HIS MAJESTY RTE


İktidar karşısında etkin muhalefet ve eleştiri yapamayan, yeterli bir oy potansiyeli, kamuoyu ve kitle desteği oluşturmayı beceremeyen partiler istedikleri kadar miting, protesto yürüyüşleri ve gösteriler düzenlesinler, hatta çok sert konuşmalar yapsınlar   bu toplumsal perspektifte hiçbir şeyi değiştirmez: Eylem ve söylemleriyle ülkedeki çakma demokrasinin  sürdürülmesine dolaylı katkıda bulunmuş olurlar. Yaptıkları da ancak soytarılık olur.

Muhalif medya  ve öğrenci eylemleri için de aynı ölçüt geçerlidir: Yazın, çizin, ayakkabı, yumurta fırlatın. Böylelikle  sözde demokratik özgürlüğünüz olduğunu gösterip eylem ve söylemlerinizle iktidara koz veriyorsunuz aslında. Bu bir paradoks. Başbakan boşuna “Allah herkese böyle muhalefet versin” demedi.

Eğer bugün CHP ve MHP kapatılmıyorsa, Sözcü, Yurt, Aydınlık gibi gazeteler hala yayın yapabiliyorsa, bunun nedeni iktidarın Avrupa Birliğinden çekindiği, veya demokrasiyi sindirmiş olduğu, veya Türkiye’de hukuk ve yasalar elverdiğinden değil, ancak, böyle bir  ortamın iktidarın fevkalade işine geldiğindendir. Yani, aslında iktidarın çıkarını, konumunu, düzenini sarsacak şekilde veya kitleleri uyandıracak şekilde canlı muhalefet yapılmadığının göstergesidir bu. Tüm atışlar karavana !

Eğer iktidar Hristiyan ve Yahudilere hoşgörü gösteriyor, kilise ve havra açılmasına, restorasyonuna izin veriyor, fakat, Alevilere aynı hoşgörüyü göstermiyor, örneğin, cem evi açılmasına izin vermiyorsa, bunun nedeni toplumdaki Hristiyan ve Yahudi nüfusun önemsenmeyecek kadar az olmasıdır. Sayı arttıkça, kitle büyüdükçe  – Alevilere yapıldığı gibi-  hoşgörü ibresinin eksiye doğru gittiğini göreceğinizden ve iktidarın tavrının değişeceğinden kuşkusunuz olmasın. Çünkü öte yandan Taksime ve Çamlıca tepesine dev cami inşa etmenin, halifeliği geri getirmenin, tekke ve zaviyeleri açmanın, Latin harflerini bırakıp Arap harflerine dönmenin, din devletini kurmanın  planları tam gaz yürüyor. Hükümet bir adım ileri atar gibi görünürken, ülkeyi yüz adım geriye götürmenin planlarını uygulamaya geçiriyor.

Türkiye’de sürü sepet muhalefet partisi ve medya kuruluşunun palazlanması demokrasinin bir göstergesi değildir. Çünkü eğer bunların tümü  koro halinde aynı şeyleri  söylüyorsa, aynı kabı dolduruyorlarsa, aynı şark kurnazlığıyla tepişiyorlarsa, bu çok ses değil, aslında tek sestir. Türk sanat müziğinde olduğu  gibi herkes aynı ezgiyi, aynı tonda, aynı makamda, aynı notada söylemektedir. Çok ses (polifoni), çok renk yoktur.

Atatürk resimleri, Atatürk heykelleri, devrim mirası, Türk  ve Türk vatandaşlığı ve cumhuriyetin kazanımları önemsiz bir hale getirilip Türk milliyetçiliği gibi ayaklar altına alınana kadar;  Türk Cumhuriyetini postmodern Osmanlı özentisi dinsel bir  yapıya dönüştürene kadar; iktidarda kalmayı ölümüne göze almış olanların tutkulu ve direngen bir şekilde amaçlarını  gün be gün gerçekleştirdiklerini seyretmekten başka bir şey yapamıyoruz. İktidardaki tutku ve istencin bir damlası muhalefette olsaydı, bugün ne Silivri toplama kampı olurdu, ne de Türk halkı böyle  bir  ulusal aşağılanma sürecini yaşamak zorunda kalırdı.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

İlke olarak MB de kaydı ve blogu olmayanların yorumlarına yanıt vermiyorum ve yayınlamama hakkımı saklı tutuyorum. MB’nin böyle bir uygulamaya izin vermesi de kınanması gereken bir durumdur. Ancak, mizahi yaklaşımından dolayı bu kez bir istisna yapıyorum. Her şeyden önce Silivri’dekiler “benimkiler” değil. Ben herhangi bir görüşe körü körüne destek ya da köstek olmak amacında değilim. Engizisyon veya darbe dönemlerinde olduğu gibi Silivri’de bir sürü ölümcül haksızlık ve hukuk kırımı yapıldığı ayan beyan ortadadır. İbretle ve hayretle izlediğimiz öfke ve sinir dolu siyasal soytarılık devam ederken -kantarın topuzu bazan yerinden fırlayıp kafa göz yarılsa da- her şey ABD patentli “Büyük Ortadoğu Projesi”ne uyumlu bir şekilde yürütülmekte ve sizinkilerin Pirus zaferlerini ilan etmesi yakındır. Bu durumda endişeye ve paniğe yer yok. Ancak, bu "deliğe süpürülmeden" önce mi, sonra mı olacak? Bunu hep beraber göreceğiz. Öyle değil mi Yalçın?

Erol İrdelmen 
 15.03.2013 21:18
 

Aah Aaahh! Bizimkiler Silivride değil de projelerini gerçekleştirip işbaşında olasalardı, bak o zaman DEMOKRASİNİN esası nasıl olurdu? Değil mi İrdelmen?? Mesut Yalçın

Mesut Yalçin 
 14.03.2013 17:54
Cevap :
İlke olarak MB de kaydı ve blogu olmayanların yorumlarına yanıt vermiyorum ve yayınlamama hakkımı saklı tutuyorum. MB’nin böyle bir uygulamaya izin vermesi de kınanması gereken bir durumdur. Ancak, mizahi yaklaşımından dolayı bu kez bir istisna yapıyorum. Her şeyden önce Silivri’dekiler “benimkiler” değil. Ben herhangi bir görüşe körü körüne destek ya da köstek olmak amacında değilim. Engizisyon veya darbe dönemlerinde olduğu gibi Silivri’de bir sürü ölümcül haksızlık ve hukuk kırımı yapıldığı ayan beyan ortadadır. İbretle ve hayretle izlediğimiz öfke ve sinir dolu siyasal soytarılık devam ederken -kantarın topuzu bazan yerinden fırlayıp kafa göz yarılsa da- her şey ABD patentli “Büyük Ortadoğu Projesi”ne uyumlu bir şekilde yürütülmekte ve sizinkilerin Pirus zaferlerini ilan etmesi yakındır. Bu durumda endişeye ve paniğe yer yok. Ancak, bu "deliğe süpürülmeden" önce mi, sonra mı olacak? Bunu hep beraber göreceğiz. Öyle değil mi Yalçın?  15.03.2013 9:15
 

“MB yazıcılarına (Özellikle AKP karşıtı yazı yazanlara) sık sık yorum atan; ama kendisinin MB'de sayfası olmayan biri var... ! "Mahlas" ı (sahte ad) ilginç : "Demokrasi Penceresinden"... Penceresi ve demokrasisi neyse, bu zat o pencereden hep aynı yere bakıyor, baktığı yerde de hep AKP oluyor... Nerede AKP eleştirisi bir yazı görse damlıyor... Yazdıkları da tıpkı eski gazeteci yeni AKP milletvekili Mehmet ..... (soyadını unuttum) gibi üç sözcük... Ordu vesayeti... Bürokrasi vesayeti... Yargı vesayeti... Başka lafı yok... Ne bunlar bir açıkla... O da yok... Kanımca bu "Demokrasi Penceresinden" 'mahlas' lı zat, ya AKP sempatizanı bir genç; ya da (inatla AKP eleştirisi yazanları takip ettiğine göre) parti tarafından "MB yazıcılarına yorum yaz" diye görevlendirilmiş biri... “

Erol İrdelmen 
 13.03.2013 8:00
 

Milliyet Blog’da blogu ve kaydı olmayan “Demokrasi Penceresinden” rumuzuyla sağa sola yazı yazan biri var. Yazıma yapmış olduğu yorumundaki imla hatalarına, senlibenli üslubun bayağılığına ve seviye bozukluğuna değinmeyeceğim. Kuşkusuz eleştiri ve yoruma kesinlikle karşı değilim. Ancak, bunun kişiselleştirilmeden akademik bir düzlemde yapılması gerekir. Bu yapılmadığı takdirde o demokrasi “penceresi” olmaz, “tencere” olur, ya dibi tutar, ya da patlar. Milliyet Blog'daki bir çok yazarın bu ne idüğü belirsiz kişiden şikayetçi olduğu anlaşılıyor. Ufuk Kesici, Ömer Faruk Hüsmüllü, Necati Tüfekçi, İzmirli97 gibi MB yazarları bu durumdan şikayetçi. Ufuk Kesici “Kim bu Demokrasi Penceresinden?” blogunda şöyle yazmış:

Erol İrdelmen 
 13.03.2013 7:59
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 129
Toplam yorum
: 179
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 1640
Kayıt tarihi
: 27.07.06
 
 

1968 yılından bu yana dinler tarihi, mitoloji, sosyoloji, antropoloji, dinbilim, teozofi, metafiz..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster