Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Ağustos '15

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
128
 

Muhtarbaşı ortada; ama mimarbaşılar nerde?

Muhtarbaşı ortada; ama mimarbaşılar nerde?
 

Muhtar bile olamaz denilmişti, bu ifadeyi kullananların da dâhil olduğu bir rüzgârla ‘muhtarbaşı’ olduğu gibi, tepeden tırnağa ‘muhtariyet’ tartışmalarının yaşandığı bir sürecin de aktörü oldu.

Ne var ki görünen aktör olsa da gerçekte aktör olmadığı açık seçik ortada…  

Peki, gerçek aktörler kim, ya da kimler?

Artık muhtar bile olamaz manşetleri attıranlarla, bir süre sonra önünü açıp aşama aşama muhtarbaşılık makamına çıkaranlardır onlar. Bunlardan bazılarının isimleri belli; ama henüz daha belli olmayan isimli isimsiz kahramanları da var.

27 Mayıs 1960’dan bu yana gelenekselleşen askeri darbelerimiz onların eseri, hatta süreç içinde yaşanan nice insanın kıyımı da. Ta Cumhuriyet’in ilk yıllarında Mustafa Kemal Atatürk’e suikast girişiminde, Menemen Olayı’nda, Dersim hadiselerinde de onların ayak izleri vardır.

Ne var ki 27 Mayıs 1960’da devlet aklını ele geçirerek, zaman içinde alıklaşan devlet kurumları ve de ondan geri kalmayan bir toplumun hazırlayıcıları oldular. Böylesi bir sürece hizmet edenleri, daha önce pek çok yazımda dile getirdiğim gibi, bir kez daha kutlamak isterim.

Eseriniz ortada, yapıp ettiklerinizle gurur duyabilirsiniz.

Aradığınız tam da bu muydu bilmiyorum; ama yapıp ettiklerinizle böylesi bir sona imza atmış oldunuz. Eser sizin eseriniz, gelin görün Tayyip Erdoğan kerameti kendinde biliyor ve “ister kabul edilsin ister edilmesin, Türkiye’nin yönetim sistemi bu anlamda değişmiştir. Şimdi yapılması gereken bu fiili durumun hukuki çerçevesinin yeni bir anayasa ile netleştirilmesi, kesinleştirilmesidir” diyor.

Ama ülkemizde yaşatılan nice fiili durum gibi, son yıllardaki fiili durumun da temel aktörlerini yok sayıyor, kendisini Pınarhisar’a koyanları, bir müddet sonra önünü açıp aşama aşama muhtarbaşılık makamına çıkaranları.

Bu yolda Aksaray’ın, nerede, nasıl inşa edileceğini önerenler, sadece Tayyip Erdoğan’a rehberlik yapmadılar, aynı zamanda ona muhalif olanların da rehberi oldular.

Görülen o ki ‘550’ milletvekili bir muhtar etmiyormuş, onları seçen toplumun şu sıralar çaresizliği de bu yüzden değil mi?

Muhtariyet eksenli siyasi partiler hükümet kurma konusunda değil, hükümet kurmama konusunda anlaştıklarını anlatıyorlar. Bununla kalsa iyi, kimisi teknik direktörlüğe soyunurken, kimisi de sırtını oy veren insanlara değil, terör örgütlerine dayadıklarını açıklıyorlar.

Buraya kadar anlattıklarım tepedeki görüntümüz, bunun toplumsal tabana yakın görüntüsü de yok değil. Yerel yönetimde nüfusu 2000’in altındaki belediyelikler kapatıldı, bunun yaratacağı sonuçları kendi lehine dönüştürmeye çalışan bazı belediyeler, kendilerine yakın köylerin bağlanması çabasında oldu; ama çoğu köy ahalisi buna sıcak bakmadı, diğer bir ifadeyle varolan bir belediyeye bağlanmak yerine küçük olsun benim olsun der gibi muhtarlığına sarıldı, sarılmakta…  

Öyle ya, muhtariyetin yükselen bir değer haline geldiği bir dönemi yaşamıyor muyuz?

İki genç evleniyor, gelin görün bu evlilik bir ortaklık değil, birbirleri üzerinde bir egemenlik kurma vasıtasına dönüşüyor. Bazı evliliklerde söz hakkı bile olmayabiliyor gençlerin, anneler babalar aktör, gençlerden biri, ya da her ikisi görüntüde evli; ama ruhen muhtariyet rüzgârının esiri.

Ortadoğu’daki devletlerin kuruluşu kadar yıkılışı da böylesi bir sürecin eseri. Masa başında çizilen haritalar, gelinle damadın arasında bir türlü bitmeyen kavgalar… Kurucu iradenin her adımda damadı ister kral, ister askeri şef, ister Cumhurbaşkanı kimlikli olsun asıp kesmesi, tahta çıkarıp indirmesi; gelini de o coğrafya, bu coğrafya savurması, her dem fiili durumların eseri olduğu gibi, böylesi fiili durumları inşa edenlerin de hüneri olmuştur ve de olmaktadır.

The Times Gazetesi bu durumu çok iyi biliyor; ama Tayyip Erdoğan bilmiyor. Öyle ya, zamanın ruhu diye bir şey var. Zamanın ruhu kayboldu mu başlar bir muhtariyet arayışı, Yeniçağ’ın sonunda Yakınçağ’ın başlangıcında yaşanan bu olduğu gibi, görünen o ki Yakınçağ’ın sonunda da yaşanmakta olanlar bu.

Böylesi bir süreçte muhtar bile olamaz denilen adım adım muhtarbaşı olduğu gibi, aynı zamanda yaratılan nice fiili durumla da sistem değişmiş oluyor. Ama sistemdeki bu fiili değişim, beraberinde getireceği dönüşümle yeni bir çağ, yeni bir dünya kurmadığı sürece bir kaos olacaktır ve de olmaktadır.

Buna kısaca toplumsal deprem de demek mümkün.

17 Ağustos 1999 depremi gibi.

Rıza Üsküdar

15 Ağustos 2015/Eskişehir

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam yorum
: 2178
Toplam mesaj
: 2
Kayıt tarihi
: 15.08.06
 
 

Böyle gitmez… Yarın yeni bir dünya kurulur, insanlıkta bu dünyada yerini alır. Tarih, nice dünyan..