Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Mayıs '07

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
281
 

Muhteşem aile

Uyandığında öğle vaktiydi. Her zamanki gibi bir yerleri ağrıyordu. Öyle kalkar kalkmaz çay koyma, kahvaltı hazırlama alışkanlığı yoktu. Belki bir zaman sonra iyice acıkınca, bir şeyler atıştırırdı. Televizyonun kumandasını aldı, kanallarda bir gezinti yaptı, gerilim dozajı önceden kurgulanarak, reytinge uygun hale getirilmiş birinde durdu. Derken çocuk uyandı, annesinin dizi dibine yumuşak tüylü, biraz da tombul bir kedi yavrusu gibi uzandı ve programı seyre koyuldu. Mevsim kış, günler kısa olduğundan zaman ne kadar çabuk geçmişti... Gün devrilmiş, vakit ikindiyi bulmuştu. Kalktı kendine bir nescafe yaptı, çocuğun önüne bir meyve suyu koydu. Bir paket de çubuk kraker açarak açlıklarını bastırdılar.

Telefon çaldığında, saat beşi geçiyordu. Anne kız, bu saate rağmen uyku mahmurluğunu üzerlerinden atamamışlar, birkaç kelime dışında konuşmamışlardı bile.. Daha akşam yemeği için hiçbir hazırlık yapılmamış, bir gün önceki bulaşıklar da yıkanmak için sıra bekliyorlardı. Yataklar toplanmamış, akşam yenen kuruyemişlerden ve meyvelerden kalan çöpler, kül tablalarındaki yerlerini hala muhafaza ediyorlardı. Merakla telefonu açtı, arayan bir arkadaşıydı, karşılıklı konuştular... Hastalıklardan, fazla kilolardan, gıdalardan, gıdaların besin değerlerinden, neyin ne zaman, nerede ve ne miktar tüketileceğinden, ilaç ve parfümlerden, faydalı bitkilerden bahsettiler.

Ahizeyi yerine koyup mutfağa doğru giderken “ne kadar akıllıyım” dedi kendi kendine...”her şeyi biliyorum!” Bu zaten arkadaş toplantılarında, kabul günlerinde de belli olmuyor muydu? Herkesten çok o konuşuyor, karar ve hüküm bildiren bütün cümlelere imzasını o atıyordu...”ceviz kolesterol düşürür, maydanoz idrar söktürür, fasulye gaz yapar.” Sonsuz ve engin genel kültüründen arkadaşına küçük bir bukle sunmaktan dolayı mahmurluğu gitmiş, kendine olan güvenini yenilemişti.
Anne mutfakta yemek hazırlama telaşındayken çocukta, anlamsız bir şekilde etrafta dolanıyordu. Acıktığını asla söylemezdi. Aileden gelen düzensiz yemek alışkanlığı, çocuk için de kaçınılmaz olmuştu. Uyanalı saatler geçmiş, fakat midesine birkaç çubuk krakerden başka bir şey girmemişti. Artık çevrede elinin erebileceği, yenebilecek bir şeyler arıyordu. Duvara yaslanmış küçük masanın üzerindeki tepside, önceki günkü misafirlerden artmış kurabiyeleri gördü. İlkini aldı ve iştahla yedi. Sonra ikinciyi, sonra da üçüncüyü... Artık rahatlamıştı. İçeri gitti, televizyonu rasgele karıştırırken bulduğu çizgi filmi seyre koyuldu.

Babanın geldiğini haber veren kapı zili çaldıktan bir saat sonra, sofra hazırlandı, oturulup yemek yendi ama çocuk sofraya bile yanaşmadı. Çünkü o, kısa süre önce yediği kurabiyelerden ötürü kendini tok hissediyordu. Bu umumiyetle böyle oluyor, çocuk bir türlü öğün alışkanlığı kazanamıyordu. İşin en ilginç yönü ise, akşam yemeğine iştirak etmeyen çocuk, geceye doğru acıkıyor ve yemek istiyordu. Tombul ve yuvarlak bir şekil alması, belki de bundandı.

Anne yemekte, gününün nasıl geçtiğini, televizyonda gördüklerini anlattı. Çocuğun yemeğe gelmemesinden şikayet etti. Bu hep böyle yapıyordu. Sofraya hiç gelmiyordu. Bunun hali ne olacaktı. Çocuğun bu halde olmasının yegane müsebbibinin sadece kendisi olduğunu hiçbir zaman bilemedi ve bilemeyecekti. Çünkü o, kendisine göre bütün noksan ve kusurlardan münezzehti. Kendisinde asla, bir hata ve noksan olmazdı. Eğer ortada bir eksiklik varsa bu mutlaka hariçten kaynaklanmalıydı. Beyninde ve aklında, hayata ve ölüme dair her şeyin bir örneği, bir de bilgisi vardı. Kocanın ise, eşi karşısında hiçbir iddiası ve varlık mücadelesi yoktu. O sanki sadece şeklen, birliği tamamlayan bir aksesuar veya “varsayılan” biri olarak vardı. Annenin uzun konuşmalarını dinledi, gülümseyerek çocuğuna baktı; “hadi kızım sofraya gel.” cümlesini kurdu, çocuk: “ya, ya.” dedi, baba; bakışlarının yönünü değiştirip yemesine devam etti.

Okulların yarı yıl tatiline girmiş olması, yemek sonrası ders seremonilerine ara verilmesine sebep olmuştu. Bir haftadan beri anne, eline çocuğun defterini alıp, yeni öğrenci kızını ve kocasını karşısında hizaya dizip; defter üzerindeki incelemelerini tamamladıktan sonra babaya dönerek: “ al şu defteri şunları yazdır ” talimatı vermiyordu. Bu nedenle evde, nisbi bir özgürlük havası esiyor denilebilirdi. Genellikle akşamları ( kimin getirdiği belli olmayan yasaktan dolayı) seyredilemeyen televizyona tatil sebebiyle izin veriliyor, bilgisayar da kullanılabiliyordu.

Gerçekte ebeveyn ile çocuk arasındaki ilişki, hiçbir zaman normal denilebilecek bir seviyede seyretmiyordu. Baba, çocuk üzerinde etkili olabilecek hiçbir terbiye yöntemi denemiyor, anne ise bilgi sandığı her şeyi çocuğun beynine ekiyordu. Bu yüzden çocuk, aynen annesi gibi davranmakta, annesi gibi düşünmekteydi. Kısacası geleneksel ailevi emanetin taşıyıcısı olacak yeni bir ürün yetişiyordu. Çocuk, kendisini her durumda annesinin taleplerine uygun cevaplar vermeye mecburmuş gibi hissediyordu. Çünkü annesini çok seviyor onu asla kırmak istemiyordu. Mesela annenin: "Senin yüzün kızarmış, hasta mısın?" sorusuna ;"Hayır, bir şeyim yok " demesi gerekirken, sırf annenin hatırına:"Evet ben hastayım" diyebiliyordu.Anne ise, çocuğun kendi öğrettiklerini tekrarladığının farkına varmadan telaşla çareler arıyordu.

Diğer taraftan çocuğa, mevcut ortama uyum sağlayacak eğitim ve alışkanlıklar edindirmek gerekirken, ortamı çocuğa uydurma diyebileceğimiz bir yöntemsizlik izlenmekteydi. Çocuğun erişebildiği şeylere zarar vermeden davranabilmesini öğretmek akla daha yatkın görünürken, uzandığı her şey erişemeyeceği bir yüksekliğe kaldırılarak, farkında olmadan: “demek ki, erişebildiğim her şey benimdir.” gibi bir fikre sahip olması sağlanmaktaydı. Yükseğe kaldırılmış bir kolonya şişesini almak için anne ve baba dışındaki aile büyüklerinden yardım istemekte, eğer isteği yerine getirilse, en ufak bir tereddüt duymadan onu sarf edebilmekteydi. Onun bilgisi, kolonyanın erişilemediği için tüketilemediğiydi. Erişilebilen şeylerin kullanma kuralı, kullanma zamanı söz konusu değildi. Velhasıl çocuk tasarruf, tutumluluk, aidiyet, yasak gibi olgulardan bihaber olduğundan, eline geçen her şeyi hızla ve cömertçe harcayabilmekteydi.Nelerin babaya, nelerin anneye, nelerin ortak kullanmaya mahsus eşyalar olduğu konusunda hiçbir fikri yoktu. Banyodaki el yıkamaya mahsus sıvı sabunun yarısını veya daha fazlasını bir defada bitirebiliyordu. Bundan dolayı herhangi bir uyarı da almıyordu. Beyninde, doğru ile yanlış, israfla tasarruf arasına konulmuş kesin çizgiler yoktu.Ona göre birinden diğerine kolaylıkla geçilebilirdi. Endişe ve sıkıntısı, “bunu kırarsam, tüketirsem veya dağıtır bozarsam bana kızarlar” noktasında değildi. Problem, söz konusu eşyanın elinin erişebileceğinden daha yukarılarda olup olmamasıydı.

Dışarıdan gözlendiğinde bir problemler arenası halinde görünen aile hayatı, onu oluşturan bireyler açısından son derece normaldi, hatta normalden öte muhteşemdi. Düzensiz uyku ve yemek saatlerinden, salonda blunan askılığa serilip, günlerce toplanmayan çamaşırlardan, hiçbir zaman durması gereken yerlerde durmayan koltuk, sehpa ve süs eşyalarından, yaz gününde bile havalandırılması unutulan salon ve odalardan hiç söz edilmezdi. Her şeyin birbirine karışmış, odaların hallaç dükkanına dönmüş halinden kimsenin bir şikayeti yoktu. Dökülenden, yıkılandan, kırılandan, dağılandan, velhasıl hiç bir şeyden hiç kimse rahatsız değilse, ailede tartışma da olmayacak demekti... Sürtüşme ve kavganın olmadığı aile de muhteşem olurdu.İşte bu da muhteşem bir aileydi!

Not:Bir aileniz varsa, düzeniniz hikayede anlatılana benziyorsa, doğru yapıp yapmadığınızı düşünmelisiniz.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sayın Dedem Korkut, Ümit ediyorum ki tasvir ettiğiniz gibi ailelere sahip çocukların sayısı fazla değildir...

Bulutevi 
 31.05.2007 13:24
Cevap :
Bu tasarlanmış bir hikayedir ama gerçeğe uyan yanları olabilir... Ümidinizi paylaşıyorum.Selamlar.  02.06.2007 20:35
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 462
Toplam yorum
: 719
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 683
Kayıt tarihi
: 28.04.07
 
 

Emekliyim. Herkes gibi benim de bir dünya görüşüm var. İnsanların farklı fikir ve inançlara sahip..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster