Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Haziran '10

 
Kategori
İş Yaşamı - Kariyer
Okunma Sayısı
467
 

Müjde. Godot’yu sonunda geldi.

Müjde. Godot’yu sonunda geldi.
 

Bu sabah (10 Haziran) dörtte uyandım. Daha doğrusu saat dörde kadar da uyudum da pek denemez. Birkaç kez oğlanların terini sildim, üstlerini örttüm. Bir ara saat dört gibi Mert’in yataktan fırlayışını duydum. Hışımla bizim odaya doğru koşarak geldiğini anladım. Onun kapıya çarpmaması için ben de hışımla yataktan kalktım. Ancak oğlum öyle bir üzerime atladı ki beraber yatağın yanı başına düştük. Böyle bir durumda bile oğlum “kötü bir rüya gördüm de affedersin” dedi. “Ne gördün?” diye sormadım bile. O an senin yanına gelmek, güvende olduğunu hissetmek istiyor. Bazen aynı şey Yıldızıma da oluyor. Hiçbir şey yokken sarılıyor. Önceleri soruyordum da artık ona da sormuyorum “ne oldu?” diye.

Bu sabahın tarihine özellikle baktım. Bundan tam 30 gün önceydi. 11 Mayıs Salı sabahı işyerinden bana ihtiyaçları olmadığını bildirmişlerdi. Kendisine müdür denilenlerden biri beni odasına aldı. Aslında o an bana ne diyeceğini anlamıştım bile:

“Bunu nasıl söyleyeceğimi bilemiyorum Soner. Ancak söylemem gerekiyor. Seninle ya da performansınla ilgili bir sıkıntım yok ancak şirketin Trakya Satış bölümünü kapatması ve bayi danışmanı sayısını düşürmek istemesi nedeniyle iş sözleşmeni sona erdirmiştir. Yerine adam almayacaklar”

Üzgün bir yüz ifadesi. “Bak bu işi ben yapmadım” tavrı. Gerek yok bunlara. Aslında 2 yıldır bekliyordum bunu. İki yıl önceki yine kendisine müdür diyen birisi beni atacağını söylemişti de ben de ona “atmazsan şerefsizsin” demiştim. Ancak kendi benden önce atılmıştı. Hatta direktörle bile konuşmuştum “atın beni” diye. Ayrıldıktan sonraki işimi bile ayarlamıştım. O kadar kopmuştum ki işimden, bir ara tazminatımı bile almadan istifa etmeyi düşünmüştüm. Bazı arkadaşlarım “boş ver tazminatını çalışır kazanırsın” dese de Allah’tan çok sevdiğim bir dostum buna engel olmuştu.

Çok şükür bir işim yok artık. Fabrikadan ayrıldığım gün insanların ve arkadaşlarımın yüz ifadelerini unutmuyorum. İnsanın üzülesi yokken bile onların psikolojisi bozuyor adamı. En yakınımdakiler bile ruh halimde bir şey yokken psikolojimin bozulduğunu iddia ettiler. Altı yaşındaki Oğlum Mert “baba seni attılar mı?” diye sordu. “Öyle denmez oğlum. Çıkarttılar denir” dedim.

Bir de seni en çok sevdiklerimin soruları; ” e ne yapacaksın şimdi?” Şuraya başvurdun mu? CV’ni yeniledin mi, şuna gittin mi? Bu firma adam alıyormuş başvurdun mu? Yıldız çalışıyor değil mi?

Bir dakika kardeşim çekilin etrafımdan, adamı sık boğaz etmeyin. İşsiz kaldık ama aç kalmayacağız herhalde.

Bir de etrafımda aynı tecrübeyi yaşamış bir sürü arkadaşım var. Bir gün bir arkadaşım gelir içmeye götürür. Bir gün bir arkadaşım Trakya’nın güzide müşterilerine satış yapmaya çıkarır. Bir gün bir arkadaşım “bak ben şu konuda hata yapmıştım sen de aynı hatayı yapma” der. Bir gün bir arkadaşım “şurda çalışmak istersen söyle ayarlarız” der. Sağ olsunlar. Ne çok sevenim varmış. Mutlu oldum ya.

Bu sabah kafama bir dank geldi. Yoksa dedim kendi kendime “o çok beklediğim an mı” geldi. Godot’yu sonunda geldi mi?

Üniversitedeyken Samuel Beckett’in bu oyununu oynamıştık.

Sorun işten çıkartılmak değil aslında. Elinden arabanın, bilgisayarın alınması hiç değil. On bir yıl çalıştığım işimin son beş yılının eylemsizliğine yanıyorum. Her gün Godot’yu gelecekmiş gibi bekledim durdum. Kendimi geliştiremediğimi, ilerleyemediğimi haykırdım. İnsanlara etki edemediğimi, adım atamadığımı birkaç müdüre de söyledim. Ancak sesimi yanı başımdaki kendime bile duyuramadım. Hiçbir şey yapmamak yordu beni. Beş yıldır eylemsizliğime yenildim aslında.

Koçum bana hayret ediyor. “Nasıl bu kadar istekli olup da isteğinle ilgili bir şey yapmıyorsun” diye.

Müjdeyi verebilirim artık koçuma.

Bu sabah geldi. Godot’yu sabah saat dört gibi dank etti kafama.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

daima iyiye değil mi... Esenlikle.

Portakal Çiçeği ve FISILTI 
 23.07.2010 11:06
Cevap :
Teşekkür ederim  25.10.2010 9:32
 

Bence insan hayatının akışı ne işin, ne eşin, ne dostun, ne de koçun elinde, tamamen kişinin kendi elinde. Hayata bakıp, işten, eşten yada işsizlikten, dosttan ve koçtan güç alıp bu güçle hayattan zevk almakta.Bütün bu dış faktörleri kullanarak dünyaya meydan okumakta. Bütün bu insanlar bana şimdi ne olacak, şimdi ne yapacaksın, cv ni filanca yere verdinmi derken aslında beni düşünüyorlar ve arkamdalar demekte, cepheye bu gücü hissederek çıkmakta. Her ne kadar sana bundan sonraki planını ve CV ni biyerlere gönderdinmi desemde bilki seni sevdiğimden. Cephede yanındayım kardeşim..:)

Muhammet Genç 
 11.06.2010 17:22
Cevap :
Baştan beri iyi günümdede kötü gönümdede hep yanımdaydın. Evet çok haklısın her şey kendi elimizde. Desteğin için teşekkür ederim. Sağolasın.  12.06.2010 16:46
 

İşsiz kaldığımda anladığım tek şey; İş önemli değil, adamın sabah evden çıkıp gidebileceği bir yeri... Para önemli değil, zaman geçirebileceği bir uğraşı olsun...

Ali Gülcü 
 11.06.2010 0:25
Cevap :
Çok haklısın. Bu duruma çare bulmak gerekiyor. Bir de depresyon problemi yaşamayalım.  11.06.2010 11:49
 

işsiz kalanlara ilk tepki; "tüh.. ne yapacaksın şimdi? hazıra dağ mı dayanır?" şeklindedir.. no panik.. problem yok.. allaha şükür vasıfsız işçi degiliz yani degil mi?an gelir ve "dank" eder böyle işte.. şansınız bol olsun ve kolay gelsin.. selamlar..

sema öztürk 
 10.06.2010 10:14
Cevap :
Bu da bir süreç işte. En iyi şekilde değerlendirmeyi düşünüyorum. Teşekkürler.  10.06.2010 12:30
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 51
Toplam yorum
: 208
Toplam mesaj
: 36
Ort. okunma sayısı
: 7087
Kayıt tarihi
: 08.11.07
 
 

1971 Fethiye’de doğdum.  2000 yılından beri evliyim. Büyüğü 8 yaşında, diğeri 3 yaşında iki o..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster