Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Eylül '11

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
3506
 

Mülkiyet hırsızlıktır

Mülkiyetçi sistem gerçekten de bir tür hırsızlıktır. 

Hırsızlıksa bir çalan bir de çalınan olması lazım. Olaya böyle bakarsak, yeniden mülkiyet kavramına ulaşırız. Çünkü çalan, kendisine ait olmayan bir şeyi ele geçiren, ele geçirdiği şey ise, birinin mülkiyetine ait olan bir şey demeye gelir. Mülkiyet kavramından kurtulmaya çalışırken yeniden onu üretmek olur bu. 

Ama söze sezgisel olarak baktığımız zaman doğru görünen bir yan var. Şöyle düşünelim: 

Kimseye ait olmayan bir şey, çalınmaz da. Kimseye ait değilse, ilk kim konarsa, ona o benim diyebilir. Onu mülkiyeti haline getirir. 

Biz hırsızlığı, kimseye ait olmayan şeye konmak olarak tanımlarsak yeni tür bir hırsızlık kavramına ulaşabiliriz. 

Hemen örnek verelim: Örneğin herhangi bir ülkeye, o ülke izin vermezse, girmemiz mümkün müdür? Değildir. Pasaportumuz, vizemiz vs. olmak zorunda. 

Peki dünyanın herhangi bir bölgesini ele geçirmek bir tür hırsızlık değil midir? Ne hakla oraya kimseyi sokmama hakkını kendinde görüyorsun? 

Orayı benim mülkiyetimden değil ama benim kullanım hakkımdan çalıyorsun, bu nedenle, kimseye ait olmayan ve olmaması gereken bir şeyi kendi mülkiyetine geçirerek hırsızlık yapıyorsun. 

Aynı şey belli bir ülkede geniş toprak arazilerine sahip olanlar için de geçerli değil midir aslında? 

Burada hemen, 'milletlerin kendi ülkesi olmak ve orayı korumak zorunda olduğu yolundaki, ya da adam çalışıp kazanmışsa o kadar araziye de kimseyi sokmama hakkı vardır' gibi itirazlar akla gelebilir. 

Bendeniz zaten bu ilkeleri sorguluyorum. O nedenle bunlar geçersizdir. 

Dünyadaki hiçbir şey kimsenin malı değildir, ama zorla ele geçirilmiş, mülkiyet edinilmiştir. Bunu mümkün kılan şey, iktidar gücüdür. Güçtür yani. Bu iyicil bir güç değildir. Yok edici güçtür, savaşım gücüdür. 

Ancak bu güçler yasallaştırılmış ve meşrulaştırılmıştır. Düzene sokulmuştur. O nedenle iyicil görünebilir. Ama bu meşru gücün peşinden koşanlar ve elde edenler ile peşinden koşan ama elde edemeyenler arasında müthiş savaşlar yaşanır. Bu yolda insanlar heba olur, heba edilir. Bu savaşa hekes lider olarak katılmaz, her düzlemde insan vardır ve herkes bu savaşlardan nasibine düşen zararı görür. Bu savaşların karı yoktur. Kar efendiliktir, zenginliktir, ele geçirmedir, ele geçirme meşru olduğu için, elinden alınmış insanların size itaati, saygısı, hürmetidir. Ama ilk fırsatta o kişiler senin mülkiyetini ele geçirmek için elinden geleni yapacağı bir düzendir bu. 

Oysa dünyadaki her şey herkesin malıdır, tekil varoluşunu sürdürmenin ötesinde, -ki bu mülkiyet olanla olmayanın arasındaki sınırdır- kalan her türlü edinim mülkiyettir ve hırsızlıktır, ele geçirmedir. 

Bu konunun yelpazesinde yer alan konulardan biri de telif hakları. Bu bahsi yukardaki akıl yürütme zincirine bağlamadan, ama o anlayışın ruhuyla değerlendirelim: 

Mülkiyetin hırsızlık olduğu anlayışının baba hırsızlık örneklerinden biri telif haklarıdır. 

Adam mesela bir kaç kitap yazar, bunun telif hakkına sahiptir ve bu eserlerinin sürekli para basmasını ister. Bazen duyarız, derler ki, bizim eski türk filmlerinin oyuncuları, eğer bu filmler her tvde gösterildiğinde telif hakkı alsalardı, ve örnek verirler, mesela, Abd'deki bilmem kim kadar zengin olurlardı. 

Ya da adam bir kaç müzik parçası yapar, ister ki bununla trilyonlar kazansın, bunu telif hakları ile savunur ve sınırsız para kazanma hırsını meşrulaştırır. 

Burada hemen belirtelim ki, eski türk filmlerindeki oyuncularının telif haklarına, genel savımız ekseninde itiraz ederken, onların ortaya koydukları ürününün de başkaları tarafından mülkiyet edinilmesine, ya da mülkiyet edinilmesinde aracılık etmesine itiraz ediyor olduğumuzun varsayılması gerekir. Yani, bir tv kanalın o filmleri gösterip arada reklam koyup kazandığı paralarla mülkiyet edinmesini haklı çıkarmış olmuyorum. Aynı şey müzik parçaları için de geçerli. 

Belki biliyor belki bilmiyorsunuz kitaplarda telif hakkı basımından 70 sene sonra free hale geliyor. Yani isteyen istediği gibi onu kullanabilir duruma geliyor. Nihayet 70 sene sonra zaten dünyaya ait olan dünya malı yeniden dünyaya maloluyor.. Oysa bunun daha en başından beri dünyaya malolmaması için bir neden yok bence. 

Hemen denebilir ki, bir adam uğraşmış okumuş etmiş kitap yazmış, nasıl olur da bundan para kazanmaz! 

Kazanması şart değildir. Kitap yazmak bir tür kendini gerçekleştirmedir. Adamın canı istemiş yazmışsa, kendi bileceği iştir, kimse ona sen kitap yaz demiyor. Yazmışsa, sonucuna da katlanacaktır. Onun kazancı, o kitabın okunurluğudur. Birileri lütfedip okuyorsa ve ona takdirlerini sunuyorsa ne ala. Neden bundan daha fazlası olsun, neden tekil varoluşunu sürdürmesinin ötesinde mülkiyet kazanması hak olsun ve neden böylelikle kendine ait olmayan şeyi, başkalarının kullanımından uzak tutsun, mülkiyetini kendine köle yapsın ve dolayısıyla, mülkiyetinin kölesi haline gelsin? 

Bunun altındaki tek makul düşünce güçtür. Alt etme gücüdür. Günümüzde bu güç meşrulaştırılmıştır. Ve biz bunu normal görürüz. 

Peki böyle bir dünya olsa, birileri üç beş şarkı yaptı diye dünyanın en zengini haline gelmese, bu beklenmese, futbolcular örneğin topa iyi tepik sallıyor diye dünyanın en büyük hırsızları olmasa, böyle bir dünya düzeni mümkün olabilir mi? 

Yani kapitalizm olmadan, hırsızlığın öğretisi olmadan dünyada yaşam mümkün müdür? 

Biliyorsunuz kapitalizmin teorisi dünyanın sonu ilan edilmiştir ve herkesin kendi çıkarı peşinde koşarken herkes için ideal bir dünya düzeni oluşacağı savunulmuş ve insanoğlunu üretebilmesi için rekabet etmesi gerektiği, yani aslında savaşması gerektiği söylenmiştir. 

İnsanoğlu rekabet etmeden, kendi çıkarı peşinde koşmadan, tekil varoluşun ötesinde gerekli olmayana uzak durarak, dahası ona bakmayacak bir insan doğasını kazanarak yaşayamaz mı? 

Sosyalist deneyimler bunu yapmak istediler merkeziyetçi bir sistem ile, ama bu uygulamalar topluma baskı yapan sistemlere dönüşerek patladı. Öyle anlaşılıyor ki böyle bir düzen volontarist bir şekilde oluşacak değil. 

Ama mülkiyet yoluyla insanların hırsızlık yapmadığı, bir kaç kitap yazıp dünyanın zengini olmadığı -belirtelim para üretilen değerin karşılığıdır, karşılığı olmayan para para değildir, yani birinin cebinde trilyonlar varsa, o, o değeri üretenlerin elinden alınmış değerdir- tekil kullanımının ötesinde insanların, ürünleri, kullanım nesnelerini ve alanları tek elinde toparlamadığı bir dünya imgelemimiz var. Bu imgelem varsa bunun gerçekliği de var demektir. 

Kapitalizm şu an son ve tek öğreti. Onun hep son ve tek öğreti olması gerektiği acaba ne kadar hala savunulabilir? Bu teoriyi göçertecek yeni teorilerin önü hala kapalı mı? Evet kapitalizm yarıştırıyor, ürettiriyor, ama nasıl, hangi yönde ve ne maliyetle? Hangi firsat maliyetiyle? Karın maksimizasyonu insani değerleri ezip geçmeye, dünyanın evrensel herkese ait varlığını yok edip talan ederek işlemeye devam ediyor. Yakında dünyayı başımıza göçertecek bu sistem. 

Ama biz hala onun kölesiyiz. Mülkiyete hırsızlık olarak bakmadıkça, insanların tekil yaşamlarını sürdürmenin ötesindeki mal mülk edinimini teorik olarak reddetmedikçe, -bu tabi şu anki ekonomi politik düzen, kimseye elindeki mülkiyeti terk et diyemeyiz- bu kölelik, acı ve eziyet devam edecektir diyorum. 

Bu arada belirtelim 'mülkiyet hırsızlıktır' sözü Proudhon'a aittir. Tarihi de 1840 civarı olmalıdır. O zamanların anarşizm düşünürlerinden. Anarşizm düzensizlik değil, güç içermeyen düzendir. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

merakla bekliyorum, bu tür konular tartışıp paylaştıkça güzelleşir :)

met'tap 
 08.09.2011 23:25
 

Yazınızı gerçekten beğendim, tebrik ederim, düşüncelerinizi gerçekten çok güzel dile getirmişsiniz. Ancak şu da bir gerçek ki mülkiyet önüne geçilemez bir kavramdır. Ögeday arkadaşımızın verdiği örnekteki gibi. Mülkiyet düzen için gereklidir. Mülkiyet her yerde vardır, "mülkiyet hırsızlıktır" sözü Proudhon'a ait diye belirtip siz bunu kullanırken bu söz bana ait değil mesajı vermeniz bile buna bir örnektir.

met'tap 
 08.09.2011 20:16
Cevap :
Proudhon örneğini iyi vermişsiniz.. Ama bu benim savunduğum şeye aykırı düşmez. Çünkü ben Proudhon bir kitap yazarsa, o yazdığı kitap ona ait değildir demiyorum...devamı olacak..  08.09.2011 22:07
 

Mülkiyet olmasaydı hayatınız tehdit altında olurdu bilmem farkında mısınız? Zaten yazınızda hırsızlık suçunun "mülkiyet"olmaksızın anlamsız olduğunu sizde kabul ediyorsunuz. Eğer her şey zıttıyla kaimse zıtlardan birini reddedemezsiniz ve zıtların tek başlarına anlamlarını da reddedemezsiniz. Bunun yanında her şey herkesin değildir. Üstünüzdeki ceketi sizden gasp edemiyorsam onun sizin olduğuna yani MÜLKİYETİNİZ olduğuna dair saygımdan dolayıdır. "Her şey" hiç bir anlam taşımayan ifadedir. Yazarı olmasaydı asla ortaya çıkmayacak bir eserin size ulaşmasında sizin payınız nedir ki o eser sizin malınız olsun? Vey yazarın başka bir iş yapmak yerine kitaba harcadığı zamanı ve sizin benim yapamayacağımız bir işte geliştirdiği ustalığı bedelsiz almak hakkınız nasılkendinizde bulabiliyorsunuz? herşey hereksin olursa beni köleleştirmeniz de mümkündür,"Emeğin benim malım!" diyerek. İnsanlık mülkiyetle var oldu,kaldırırsanız, yağma ve katliam başlar.Hümanistseniz mülkiyet ihlallerini kınayın

Ögeday 
 06.09.2011 16:24
Cevap :
Okuduğunuz ve düşüncenizi belirtiğiniz için teşekkürler.  06.09.2011 22:08
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 465
Toplam yorum
: 945
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 945
Kayıt tarihi
: 21.10.07
 
 

Ankara'da yaşıyorum. Çeşitli güncel konularda, zaman zaman "Neden olaya böyle bakılmıyor?" diye d..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster