Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Şubat '11

 
Kategori
İzmir
Okunma Sayısı
1527
 

Mümkünlü Kasabasında İzmir ESHOT ( Son )

Mümkünlü Kasabasında İzmir ESHOT ( Son )
 

Mümkünlü kasabasında İzmir ESHOT başlıklı yazımda İzmir belediyesi üzerinden yapılan yanlışları aktarmaya çalıştım. Bazen sert bazen karşılaştırmalı mümkün olduğunca anlaşılır olmayı hedefledim. Ne kadar başardım bilinmez ama başarmış olmayı ummaktan başka seçenek yok sanırım.:))

Bu son bölümde toparlamaya çalışacağım süreci tabii arada gözüme batan hataları da aktarmadan geçmeyeceğim elbet. Farklı başlıklarda ara ara. Şimdilik Mümkünlü'nün sonunu yazalım da zamanı gelince onları da yazarız elbet.

Sevgili Blog yazanımız Alev Meisel’in kendini tanımlayan cümlesini çok severim. “Dinleyenin olmadığı yerde anlatmanın önemi.” Nasıl yazan oldum diyerek kendini tanımlayan bu cümlesini, hayatımızın pek çok alanında bilerek ya da bilmeyerek kullanırız. Görünürde anonim gibi gözükse de cümle kullanıcısı tarafından kendine has hale gelmiştir.

Sevgili Meisel de tek cümleyi kendine has bir hale getirmiş, tek cümlenin içine çok anlamlar yüklemiştir. Zaten öyle olmasa Google de benimsemezdi cümleyi. Çoğumuzun farkında bile olmadığı bu ayrıntılar kimin nerede ne kadar başarı sağladığının da bir göstergesidir aslında.

Basına gönderdiğim duyuruda da kullanmıştım bu sözcüğü. Basın duyurusu olduğu için tek cümlenin o zengin cümlenin kaynağının Alev Hanım olduğunu maalesef ki belirtememiştim, belirtemezdim de format gereği öyle de olmak durumundaydı.

Ama kullandığımı da kendisine söylemesem benim anlayışımla örtüşmezdi. Söyledim de zaten.

Birçoğumuzun önemsemediği atladığı bu ayrıntıların ne kadar önemli olduğunu anlamak için ciddi bir sürece ihtiyacımız vardır belki. Aynı sözü, cümleyi, kelimeyi ya da mimiği yaparsınız ama kendine has hale gelmesi işte bu başka bir şeydir. Herkese her şeyin yakışmaması da bundandır. Kimimiz Google'da ismiyle öne çıkarken blog tanımlamasında kimimiz tek cümlenin kendisini tanımlayan anlamıyla çıkarız.

Alev Hanım kendine has tanımlamasıyla çıkmış baştan hedefi bu muydu bilemem ama markalaşmış sözcüğüyle. İşte bir sözü kendine ait yapmak böyle bir şeydir.

Umarım kendisi üzerinden örnekleme yaptığım için kırmıyorumdur kendisini. Zira burada önemsediğim bir yazandır, tarzı ve anlatımıyla kendi sitilini oluşturmuştur.

Bu konu başlı başına işlenmesi gereken bir konu tabii fırsat bulabilirsem belki daha ayrıntılı işlerim. Kendine has olmak, blog hedefi, okunmak, okunmamak, uzun yazmak, yazmamak kitleleri sürüklemek, sürüklememek, yorum almak, almamak vs.vs.

Tabii bir de şu var; işlense ne yazar, insanlar yine bildiğini okuyor.:)) E bu da doğal kişisel gelişim dini "her şeyi yaparsınız" emrini çoktan verdi.:)))

Şimdi "Oya Hanım, ne alaka Mümkünlü'den geçiş" diyeceksiniz. Aslında çok alaka.. dinleyen bulamazsanız anlatmanın önemi olamaz. Blog yazanımızın bu cümlesi kırılma noktamızdı bizim.

İşte İzmir’de dinleyen bulamadığımız için anlatamadık tüm bunları.

Dinletmenin yolu bazen yazmak, bazen çizmek, bazen de hukuksal oluyor. Ama çoğu zaman yollarınızda yetmiyor.:)) Bunun da sebebi belki de benim insanıma has ben bilirim olgusundan sıyrılamamış olmaktır ya da arınmamış olmaktır kim bilir.

Biz hukuksal yolu seçmek durumunda kaldık, keşke öyle olmasaydı dinletebilseydik, anlatabilseydik ama anlatamadık. Hoş hâlâ anlatabiliyor muyuz o da meçhul…

Mümkünlü serisine başlarken demiştim ya her olayın bir başlangıcı vardır diye.


Aslında hiçbir konu birbirinden bağımsız değildir. Ancak ne var ki ayrışımlar yapanlar hep hesaplarla yapmışlardır bu ayrışımları. Bu ayrışımların toplumlara yansıması gerçekte çıkar hesaplarındandır.


Yani hiçbir şey tesadüf değildir aslında. Her şeyin bir dünü vardır. Bugün engelli olsun, kadın olsun vb. gruplar siyasi egemenliklere güç verecekse eğer, bu güç için önceden hesaplar yapılır. Ancak bu hesaplar yapılırken eğer o gruplar tek başına güç olacaksa o güçlerin kendi güçlerini yok etmemesi için atılacak adımlarda hep B planı tetiktedir.

Aslında durumun engellilerle ilgili kısmı İzmir Büyükşehir Belediye başkanını aşmaktadır.

Ancak kötü ve yanlış yönlendiren ekibin varsa ve toplumdan uzaklaştırılmaya çalışılıyorsan, var olan ekibinle aldığın önlemlerde yeni kaosları oluşturur.

Bugün engellilerin ulaşım özgürlüğü ile ilgili açtığım dava üzerinden konuşursak eğer buralara geleceği maalesef ki 2000 yıllarının başından belliydi hatta daha öncesi de var.

Günlük çözümler, günlük önlemler, uzaktan bakışlar, beş yıllık programlar, uzun vadede neler olabileceğini kestirememek daha birçok neden.

Engellilerin durumu üzerinden devam edersek, 1990’lı yılların başında başlayan başta Amerika’da ADAF ve İngiltere’de DAN olmak üzere başlamış olan sakat hareketleriyle kabul edilmiş Engelli hakları Türkiye’ye nasıl gelecek, kimi nasıl ne şekilde etkileyecek iyi incelenseydi CHP programlarında böylesi bir kaosta yaşamazlardı.

CHP diyorum yanlış anlaşılmasın, sadece CHP değil tek bir parti dışında bunu inceleyen olmamıştır.

O parti de AKP’dir. Ancak o zaman daha AKP değildir kimliği. Toplumdaki getiri ve götürülerini hesaplayan kendi lehine çeviren görüntüde engellilerin lehine aslında engellilerin aleyhine olan ve bu ülkelerde başlayan sakat hareketinin oluşturduğu dalgalanmayı Türkiye’de kontrol altında tutmayı, gerektiği zaman da ortaya çıkararak sunmasını bilen hesaplı bir sistem geliştirmişlerdir.

Var olan tüm partilerde ne yazık ki eski klasik acıma, fi tarihinden kalma metotlarla duruma çözümler getirmeye zorlamışlardır kendilerini.

Zorlamışlardır diyorum çünkü engellilere yönelik sağlam program ve politikaları olmadığı için çuvallamışlardır. Yapılan her şeyi aslında engellileri koruyan yasalar gereği yaptıklarını halka anlatmaktan kaçarak, bakın biz engelliler için yapıyoruz ayaklarıyla halkla engelli arasında oluşacak uçurumların geri dönüşümü olmayan sonuçlar getireceğini görememişlerdir.

Refakatçi kartları meselesinde durumun buraya geleceği ta o zamanlardan belliydi. Ne tuhaftır ki İstanbul’da bu kaos oluşmadan çözümü hesaplanmış, uygulamaya bugünki haliyle sokulmuşken, İzmir tüm engellilere refakatçi kartı kullanma hakkı vererek doğacak suiistimallerin neler olacağını hesaplamamış, sadece o güne yönelik bir çözüm üretmiştir.

Ha İstanbul’da her şey güllük gülistanlık mı? Elbette ki değil. Ama hiç değilse ekipler koordineli. İşi bilenlere kulak tıkamıyorlar… İzmir’de ise ben bilirim sen kimsin, onun yaptığını benimki döver anlayışı var.

Bugünse gelinen nokta ortada ve daha büyük bir kaos var ve yaşanacak olanda daha şiddetli olacaktır. Tabii yine görmemek için kulaklar tıkanmış durumda.

Engellilerden ve ailelerinden nasıl oy alabilirim hesabıyla her kullanıcıya ve onun yakınına hiçbir düzenleme yapmadan refakatçi kartı verirsen ve tanımlamaları doğru tespit etmezsen genelin hakkını koruyamaz aksine genelin hakkını aspirin çözüm kullandığın için, aslında yaptığın yanlış politika ile gasp etmiş olursun. Şimdi de düzeltemeyecek boyutuyla daha da riske etmiş olursun.

Bir gün karşına ses cihazların ve yönlendiricilerin olmadığı için üstüne birde refakat yardımı sağlamadığın için bir görme engellinin yaşayacağı kayıpla ilgili ya da bir protez sahibinin proteziyle ilgili ya da kırılan bir platinle ilgili ya da farklı bir risk gurubunun oluşturacağı hesaplanmamış, önlemi alınmamış durum yüzünden ceza kesilirse geçmiş yıllardaki gibi kurtuluşu da olmaz.

Bunu cezalar kesilince mi anlayacaklar bilmiyorum ama bu konuda sürekli bilgilendirme yapılıyor ve kulak asılmadığına dairde bakanlığın raporları var. 2012 sürenin sonu hâlâ zaman varken duruluyorsa yorumu siz yapın.

O zamanı heba edenler metro projesini yaparken engellileri hiç düşünmediklerinden şimdi çıkacak soruna yeni bütçe oluşturarak genelin hakkına kendi elleriyle tecavüz ediyorlar. Ee buna da sessiz kalanlar hâlâ hükümet ödeneği diyorsa gülsem mi ağlasam mı bilemeyeceğim.

Emeklilere gelince onlara da al sana kart dolaş derken mesai saatleri içerisinde ne tür bir kaos yaratabileceğinin hesabı yapılsaydı bugün insanlar yaşlılardan nefret eder hale gelmezdi. Şimdi de kalkıp 175 TL’ye 750 kontörlük gezeceksin yıl sonunda 300 gezsen de gezseydin efendim dersen onlar da tüketeniz derse hiç şaşmamak gerekir.:)

Bizler halk olarak, vatandaş olarak beş yıllık mıyız? Yapboz tahtası mıyız?

Maalesef klasik partilerin işleyişinde bu böyle ve İzmir de bundan nasibini alanlardan.

Vizyonumuz geniş derken ne vizyonu diye sorarlar, ben soruyorum açıkçası. Beş yıllık eylem planı yapmak vizyonculuk oynamaktan başka bir şey değildir.


Belediyeciliğin anlamı bellidir bu anlamları günün koşullarına göre kendinize göre değiştiremezsiniz. Dünden bugünü görememekse hepinizin suçudur. Çevre kirliliği sinyalleri Ankara’da verilirken, su kirliliği sinyalleri İstanbul’da herkese yansırken bir gün İzmir’in başına da geleceğini düşünmemek bugün görevde olan Belediye’yi de belediyeleri de bağlar.

Kimse diyemez benden önceki yönetimin suçu diye. O yönetim yapmadıysa sen ne yapıyorsun ya da yapılmış olanı neden geriye götürüyorsun diye sorarlar insana.

Nitekim Piriştina döneminde İzmir’in salhane kokularına çözüm getirilmiş, bugünse tekrar aynı noktaya dönülmüşse bunda bir sorun vardır. İleriye gitmek gerekirken geriye gidiliyorsa işte orada sorgulamalar başlar.

Hükümetten para gelmiyor, ödeneklerimiz eksik söylemleri nebi tarihinden kalma bir inandırmaya çalışma söylemidir ki Seferihisar, Narlıdere ve Karabağlar Belediyeleri’de aynı hükümete bağlı ve de muhalefet partisinin belediyeleridir buna rağmen bu işi nasıl beceriyorlar?

Narlıdere’nin dününü hatırlayanlar bilirler bir sayfiye yeriydi bugünse nefes almak için şehirden kaçan insanların yaşadığı modern kent düzenlemeleriyle hem sayfiye havası bozulmamış hem de günün koşullarında bir kent yaşamıyla bambaşka bir yer olmuştur.

Bir adım ötesinde olan Güzelbahçe ise Narlıdere’den daha popülerken geçmişte şimdi ne turistiktir ne de köydür.

Narlıdere bunu becerirken kimseyle kavgalı olmadığı için becermektedir. Daha doğrusu her kesimi dinlemektedir. İşte anlatmanın önemi de orada başlıyor dinlemek.

Sadece engellilerle alakalı bir örnek vermek gerekirse ben Narlıdere seçmeni değilim ve Narlıdere ile uzaktan yakından bağım yok ama belediye engelliler biriminin profesyonel çalışmalarını görüyorum. Hissediyorum. Ta konak seçmenine ulaşılabiliniyorsa bunda iki kere düşünmek gerekir.

Engelliler için kurulan birim profesyonel olarak bu işe soyunmuş kişilerden oluşmuştur. ulaşamadıklarına nasıl ulaşabilirimi geliştirmişlerdir.

Sonuçta ne mi çıkmıştır ortaya? Konut yapmak isteyene zorunlu peyzaj projesi. Yani konut yapmak isteyenler 1 Nisandan itibaren peyzaj projesi yaptırmak ve almak zorunda.

Narlıdere Belediye Başkanının basına yansıyan sözlerini aynen aktarıyorum kulakları tıkalı olanlara.

“Amacımız Narlıdere ilçesinde var olan yaşam çevresini sorgulayarak, her yaş grubundan kentliye, sosyal statü, gelir, cinsiyet, eğitim ve kültür farkı gözetmeksizin, çocuk, genç, yaşlı ve zihinsel. Bedensel engelliler gibi hedef grupları ile gelir dağılımı açısından alt gelir gruplarının kentsel öncelikler kapsamında ele alınması ve eşitsiz çevre kullanımlarının iyileştirilmesi, oyun, spor, kültürel ve sosyal gereksinimlerinin karşılanacağı ve kentçilik bilincini geliştireceği kültürel atmosferin açık ve yeşil alanda mekânlar yaratmaktır" demiştir.

Bu çalışma bir gecede olmamıştır. İyi bir ekiple uzun vadede her kesimi ayrı ayrı inceleyerek, dinleyerek ve kurdukları birimlerin tam ekip olmasıyla bugüne getirilmiştir. Ama bunu yaparken engelliyi ayırmamış, yaşlısını ayırmamış, her kesimi kucaklayan en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş bir projeyi hayata geçirmiştir.

2012, bunları zaten Özürlüler Yasası kapsamında zorunlu kılıyor ancak doğabilecek çatışmaların önü Narlıdere Belediyesinin yaptığı gibi kesilir. Belediyecilik budur.

Yedi yıl önce yasa çıkarken zaman verildi bugüne hazır girilsin diye ama hâlâ hazır olunmadığı gibi doğacak çatışmalarda hesaplanmamış projeler geliştirilmemiştir geliştirilen aspirin çözümlerin de başka çatışmaları doğuracağı düşünülmemiştir.

İşte Narlıdere kendi ilçesinde geliştirdiği bu projeyle ne kadar hazır olduğunu göstermektedir. Anlayana tabii. Ben onların bu çalışmalarından beş yıl gibi bir süre önce haberdar oldum öncesini bilmiyorum, bildiğim andan beride aktif çalışmaktalar. Bugüne hazırlamaktadırlar kendilerini ve de en ince ayrıntıyı atlamadan. Nasıl eminsiniz derseniz?

Bir projenin içinde yer almak gerekmez o projeden emin olmak için doğru gözlem ve analiz yeterlidir projeyi anlamak için. Narlıdere’nin şöyle bir resmine bakmak ve de dönüp Konak hem de İzmir’in merkezi olan yerleşkeye bakmak bile yeterlidir.

Yapmış olmak için yapmakla gerçekten yapılmış olanlar.

Bir örnek daha vereyim. Hani sürekli ödenek alamamakla ilgili bir söylem dillere pelesenk olmuştur ya ödenek alınmıyor ama şöyle vapurdan inerken akşam saatleri kafamızı kaldırıp Konak Meydanında ki ışıklandırmaya bakarsak ödeneklerin nerelere gittiğini görürüz.

Kalpli kalpli sokak lambaları ay ışığında aşka davet ederken insanları, ağaçların arkasına saklanan tinerci ve kapkaççıların tehlikesinden hele de iş çıkışı nöbetteyiz kapkaç ekibi es kaza önce cüzdanınıza sonrada aşka geldiği için sizin bedeninize saldırırsa suç benim değil lambaların mı diyeceksiniz?

Yıllarca “Hürriyet Parkının” tehlikelerini anlattık şehir merkezlerine yapılan parklar serseri yatağıdır iki oyuncakla çocuk parkı olmaz dedik, sizler park düşmanısınız diyenler gelip görsünler park nasıl olurmuş biz ne istemişiz, ne anlatmaya çalışmışız.

Konak Belediye sınırlarından çıkan Hürriyet Parkı bugün soluk aldığımız bir yer haline getirildi. Bir park yapılırken eksiler ve artılar hesaplanırsa ve eksilere çözüm üretilerek hayata geçirilirse işte şu anki Hürriyet Parkı gibi şehrin içinde park böyle yapılıra en doğru örnek olur.

Karabağlar Belediyesini bu yüzden alkışlıyorum. Ama İzmir’in Merkezi olan Konak Meydanının hâlâ ihtiyaca cevap vermeyen bir halde olduğunu görüp de görmek istemeyenleri de kınıyorum.

Meydan hem Büyükşehir’in, hem valiliğin, hem Kemeraltı tarihi çarşısının, hem İzmir’i Karşıyaka’ya bağlayan vapur iskelesinin tam orta yerinde. Sanatın halkla, halkın sanatla buluşacağı, üretimin sergilendiği, halktan-esnafa, esnaftan-halka dönüşebileceği ve tehlikelerden arınarak tam da İzmir’in tanıtımına uygun bir hale getirilmesi için en uygun yer iken üstelik gündüz gece kullanıma açık bir potansiyeli varken ne yazık ki atıl halde görsel kirlilik oluşturmaktadır.

Neredeyse 10 yıla yakındır vapur iskele girişinde bulunan anlamsız, henüz anlamını çözemediğim direkleriyle ne amaca hizmet ettiği belirsiz bir halde duran o anlamsız direklere verilen harcamaların hesabını sormayanlar, sormak istemeyenler "mağdurum da ben mağdurum" şarkısını söylerken ne kadar inandırıcı olabildiklerini sanıyorlar doğrusu merak ediyorum.:))

Verdiğim örnekler aynı partilerden belediyeler.. Birinin diğerinden farkı nedir ben bilmiyorum, bilen varsa söylesin ben de öğreneyim.

Dolaylı ya da doğrudan bana- bize ulaşmayan her hizmeti sorgulamayı öğrendiğimiz gün şehirler yaşanılır olacaktır. Kent konseylerinde yer almak koşulsuz her şeye eyvallah demek maalesef ki sorunları çözmüyor.

Mümkünlü kasabasında ESHOT belediyenin bir parçası ama en önemli ayağı. Bir şehrin ulaşımı doğru işlemezse, ihtiyaca tam cevap vermezse yaptığınız iyi şeylerde maalesef ki görülmez.

Bir kesimi mutlu etmeye çalışırken her kesime eziyet ediyorsanız dışardan İzmir’e bakanlar kasaba diyince de küsmeyin. Çünkü görüntüde 3. büyük kent gibi görünse de bu unvanını çoktan kaybetti.

Eskişehir’e gidip bakmak yeterli bunun için.

Ölçme değerlendirmesi eksik olan bir şehrin ekibinden görüntüler izlediniz.:)) Anlayan anladığı kadarını, izleyen izlediği kadarını aldıysa mesele kalmaz sanırım…

Geriye doğru bir bakış

İzmir’de bir engele daha dur diyen karar

Mümkünlü Kasabasında İzmir ESHOT ( 2 )

Mümkünlü Kasabasında İzmir Eshot

Engelliler artık Türk yargısı sayesinde kırılmaktan korkmuyor

Ortaya Karışık

Bir Ortaya Karışık Daha

“İnsan odaklı belediyecilik” (!) mi?

İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne açtığım dava ilgili önemli gelişme

İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne dava açtım


Not: Burada yazılan tüm yazılarım elektronik imza ve zaman damgası güvencesi altında yasal hakları korunmaktadır. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz Ancak bu konuda yazdığım yazılar kamu yararına olduğu için kaynak gösterilerek alınabilinir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bir işe: Her ne kadar en derin ulvi duygularla, çoşkuyla, iyi niyetle başlarsak başlayalım; başarılı olmadığımızı gördüğümüz an; açık yüreklilikle; yardım talep etmezsek; bir bilene, bilenlere danışmayı reddedersek... Hatalarımız: Telafisi mümkün olmayan boyutlara ulaşır. Özel yaşamda "ne hali varsa görsün kendi düşen ağlamaz" demekten başka çare yoktur. Bir Kent ve onun mağdur bireyleri söz konusu olduğunda durum değişir. Hizmet veremeyenler; belediyecilik oyunu oynamayı sevenler de bir zaman sonra yaptıkları işleri ciddiye almak değişmek zorundadırlar. İzmir çile çekiyor. İzmir tacize uğruyor. İzmir bakımsız lime lime giysileriyle tanınmaz halde...Gündelik yaşamda: kaldırımları yok olmuş bu ilde bir yaya, her gün alış veriş torbalarını taşıyan bir kadın bir İzmirli olarak sıkıntımı anlatmaya sözcükler yeterli olmuyor. Yazılarınızda değindiğiniz vurdumduymazlıkları takip ederken isyanım ayyuka çıkıyor. Yeter artık yetsin; bıraksınlar; zararın neresinden dönülürse kârdır diyelim

Alev Meisel 
 02.03.2011 1:17
Cevap :
Kocaman bir merhabada benden de size Alev Hanım. Sorun İzmir’e nereden bakıldığı. İzmir’e halkın içinden bakmakla, İzmir’e bir pencerenin arkasından bakmak farklı bir şey. Bunun ayırtına varılsa emin olun İzmir olağan üstü bir kent olurdu. Aynı İzmir’i görmüyoruz yönetenlerle. Bir bilenle çalışmak istenmiyor. Çünkü bilenle çalışmak bilmediklerini ortaya çıkaracak. Bir de tabii işin içine çıkarlar girince ne acıdır ki durum böyle oluyor. Halkçıyız demekle keşke halkçı olunabilseydi o zaman ortada gerçekten bir halkta olurdu. Ah Alev Hanım ah ne diyeceğimi bazen ben de bilemiyorum. İzmir böyle olmamalıydı umarım silkeleniş olur. Ama doğruyu söylemek gerekirse ben çok umutlu değilim İzmir adına. Sevgiler, selamlar…  02.03.2011 2:32
 

Yazdıklarınızı keyifle okudum , elinize sağlık. Ama unutmayın ki, sizin bu yazdığınız yazı , mesaisinin büyük bir bölümünü burda harcayan yandaşları rahatsız edecek , eleştirileceksiniz , hatta bu yazınıza istinaden 3-4 paragraflık bloglar kaleme alınacak diyecekler ki " - Vay efendim yaşadığın şehirle nasıl alay edersin ? " Gülüp geçin efendim.. Ben öyle yapıyorum. Saygıyla..

Hüseyin Talha 
 01.03.2011 9:11
Cevap :
Sayın Talha ben yaşadığım şehrin dününü bilenlerdenim. Bu yüzden öyle düşünenlere zaten gülüp geçiyorum, sadece gülüp geçmiyorum el birliği ile bu hale getirdikleri için de acıyorum. Yandaşlık yapmakla herşeye eyvallah demek sadece bizim ülkemize özgü olduğu içinde ve özellikle de İzmir'e özgü olduğu için de ancak bu kadar gelişilir diyorum.:)) Bu konuda yazılacak yazıları da eleştirileri de ciddiye almıyorum, eleştirmek için ciddi birikimli sunum yapmak gerekir. Bir yere taraf kokan eleştiriler eleştiri olmaz zaten.:)) Katkınız için teşekkürler. Saygılar...  01.03.2011 12:20
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 295
Toplam yorum
: 561
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 3676
Kayıt tarihi
: 01.10.06
 
 

Milliyet Bloğa nasıl geldim ve nasıl yerimi aldım bilmiyorum. Sanırım uzun yıllar okuduğum bölüml..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster