Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Şubat '11

 
Kategori
İzmir
Okunma Sayısı
1226
 

Mümkünlü kasabasında İzmir ESHOT (2)

Mümkünlü kasabasında İzmir ESHOT (2)
 

Kendi çalışmam


Bir önceki Mümkünlü Kasabası İzmir Eshot adlı yazımda birçok konuda hatalı tavır takındıklarını, davaların top sektirmelere takılarak, uzadıkça uzadığını söylemiş bir sonraki yazımda bunlara değineceğimi belirtmiştim.

Bu yazım da bunlara azıcık ucundan değineceğim.:)

Mümkünlü Kasabasında- Mümkünlü Gösteri Merkezinde sahne alanların hukukun aldığı kararlara ne kadar uyup uymadığını hep birlikte görelim.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne UKOME Genel Kurulu’nun 1 Haziran 2009 tarihinde yürürlüğe giren zamlı toplu ulaşım tarifesinin iptali için dava açılmış, yargılama sırasında mahkemece yürütmeyi durdurma kararı verilmiş, karar bir gün ( 27 Aralık 2009 )’ da uygulanmış, 28 Aralık 2009 tarihinden itibaren daha da zamlı yeni tarifeye geçilmiştir.

Bunun ardından, 2 Aralık 2009 tarihinden itibaren yürürlüğe giren toplu ulaşım tarifelerini belirleyen UKOME Genel Kurulu kararlarının iptaline ilişkin dava açılmış.

Yapılan zam ise yüzde 11 ile 50 arasında bir zam olup tam bilet 1.35 TL’den 1.50 TL’ye, indirimli tarife 0.67 TL’den 0.90 TL çıkmış.

2. İdare Mahkemesi toplu ulaşıma yapılan zam oranının, yeniden değerlenme ve enflasyon oranlarını aştığını tespit ettiği için yürütmeyi durdurma kararı vermiş.

Burası iyi anlaşılmalıdır.

Bu karara göre Büyükşehir Belediyesi Aralık 2009’da sadece 1 günlüğüne eski tarifeye dönerken yeni tarifeyi de yürürlüğe sokmuştur. Ama burada da ciddi bir top sektirme vardır.

Ne midir?

Tam biletler 1.50 TL’den 1.55 TL’ye yükselirken, indirimli tarife 0.90 TL’den 0.85’e düşmüştür. Yani aslında mahkeme kararını indirimli tarifeye yansıtmıştır. Tam biletlerde ise umursamamıştır. Bunun neden yapmış olabilir yorumunu da sizlere bırakıyorum.

Ardından İzmir 2. İdare mahkemesinde esastan görülen dava yürütmesi durdurulan bu kararın zamlarına iptal kararı vermiş belediyenin bu uygulamasının haksız olduğunu belirlemiştir.

Mahkeme, dava konusu zam kararının hukuka, hakkaniyete, külfetlerin adil dağıtılması ilkesine ve kamu yararına aykırı olduğuna kanat getirmiş, gerekçesinde ise enflasyon oranlarının aşılması, yıllara ait zam oranları ile toplu taşımacılığın kamu hizmeti özelliğinin göz önünde tutulmasını göstermiştir.

Bu kelime iyi anlaşılmalıdır. Toplu taşıma bir kamu hizmetidir. Ticari ayarlar toplumu da belediyelere karşı şüphe ve güvensizliklere zorlar.

Gelelim sonrasına mahkeme kararı verdi vermesine de peki sonra ne oldu, ne olması gerekirdi?

Büyükşehir Belediyesi ise yürütmeyi durdurma istemli olarak kararı temyiz etti. Danıştay 8. Dairesi Büyükşehir’in yürütmeyi durdurma istemini reddetti. Bu şu anlama gelir Danıştay’da Büyükşehir’i hatalı bulmuş kamu hizmeti özelliğini uygulamadığına karar vermiştir.

Bu durumda Büyükşehir’in yapması gereken ne olmalıydı peki?

Mahkeme kararını uygulamak buna göre de zam yaptığı dönemde halkın parasını geri vermek.

Yaptı mı? “Hayır!”

Kentkart bilgilerinin geriye doğru altı aylık süreyle saklanmadığı gerekçesiyle İzmirli'nin alacağını ödemeye yanaşmadı belediye.

Hadi diyelim geriye doğru ödeme bilgilerine ulaşılamıyor buna sadece tebessüm ederim ama diyelim ki öyle.

Belediyenin halkına karşı sorumlulukları gereği; kesin olarak yargıyla da ispatlanmış bu alacakları halka zamsız tarife uygulayarak altı ay- ya da gibi bir çözümle yansıtması gerekmez miydi?

Halkçı söylemleriyle yeni gelin gibi halkın arasına süzülen Belediyemiz buna yapmak yerine şunu yapmıştır yine halk adına tabii. İzmir Halkını cezalandırarak 1.700’den yeni bir tarife uygulamıştır.

Hem yargı kararını uygulamayacaksınız, Cumhuriyet mahkemelerinin kararlarına saygı duymayacaksınız adı Cumhuriyet olan bir partinin çatısında yer alarak bir yerde senin kararların beni bağlamaz diyeceksin diğer yandan kalkıp “Halkçıyız”, “Cumhuriyetçiyiz” diyeceksiniz, halkı cezalandıran uygulamalarla, Cumhuriyet mahkemelerini tanımayan tavırlarınızla yolunuza devam edeceksiniz.

Halk benim, Cumhuriyette benim, benim adımı kullanarak geçmişin bıraktığı emanetleri koruyamayan sizler bu söylemleri kullanarak da telifi biz halkta olan sadece ve sadece bizim olan bu emanetler karşısında da suç işlediğinizin ne kadar farkındasınız bilmiyorum?

Yaptığınızın AKP’yi suçlarken hiçbir farkı olmadığının bilmem ne kadar farkındasınız!

İçini boşalttığınız kelimelerin arkasına sığınarak sadece ve sadece kendinizi kandırıyorsunuz, kandırmaktasınız. Bu yüzden gösterilerinizi izlerken sizin hatalarınız başkalarına yarıyor onlar yol almaya devam ederken siz hala İzmir’de bizi yenemezsiniz söylemlerindesiniz.

Peki, her şey İzmir’le bitiyor mu? Bitseydi bugün buraya gelmezdik, getirilmezdik.

Bu mahkeme kararları uygulanmadı, üzerine yatıldı ama halkın bundan haberi bile olmadı, entel dantel, alacakaranlık aydınlar ise başka işlerin derdinde bu gösteriye göz yumdular bile isteye.

Sonra ne mi oldu?

1 Aralık 2010 tarihinden geçerli olmak üzere toplu ulaşıma yüzde 6–13, suya da yüzde 10 zam yapıldığı gerekçeleriyle 1. İdare mahkemesine yeni bir dava açıldı.

Bunun üzerine İzmir 1. İdare Mahkemesi, Büyükşehir’in zam gerekçesi olarak öne sürdüğü giderleri, gelir gider dengesini incelemeye almış, alınan bağış ve yardımlarla özel gelirler başlığı altında gösterilen ve Büyükşehir Belediyesi’nden alınan 98 milyon 10 bin TL yardımın sürekli olup olmadığını sorulmuş.

ESHOT’un “ Mal ve hizmet alım gideri” başlığı altında gösterilen taşıma giderleri- akıllı bilet gelirlerinde İZULAŞ, Metro, İZDENİZ ve İZFAŞ’a ödenen 97 milyon 712 bin 466 TL’lik payın hangi miktarlarda ve oranlarda dağıtıldığı da sorulmuş. Buna ilişkin tüm bilgi ve belgeler ESHOT’tan istenmiş İZFAŞ’a pay ayrılmasının nedenlerinin açıklanması istenmiştir.

Bütün bunlar incelenirken belediyenin 1.700 TL’lik yeni bir uygulamayı hayata geçirmesi ise tamamen halkçı bir uygulamadır…

Bugün yarın bu davanın da kesin sonucu gelecek. Mümkünlü ekibi eminim ona da reklâmda dediği gibi katlı kırpıklı güçlü erkeksi modeller bulmuştur.

Şimdi herkesime soruyorum ulaşımı bir kenara bırakarak, bizler evimizde içme suyu kullanmazken para ile su alırken sadece ve sadece temizlik ihtiyaçlarımızda kullanabildiğimiz bir suya para ödüyorsak ve bu parayı da zamlı ödüyorsak tüketen olarak ne tür bir hizmetin karşılığında zamlı para ödüyoruz?

Belediyelerin görevi olan su hizmeti bize eksik hizmet olarak geri dönerken, üstüne birde bizler vatandaş olarak bu hizmetin bedelini iki kere ayrı ayrı yerlere öderken, birde yargı kararlarına rağmen üzerine kalkıp zam yaparsanız hangi halkçılık kavramıyla bağdaşırsınız, hangi sosyal belediye söylemlerinin içinde yer alırsınız?

Neredeyse Türkiye’nin birçok yerinde doğal su kaynaklarımızı kullanamıyoruz, bu yetmiyor kirli, mikroplu ve benzeri sulara mahkûm ediliyoruz. Özel şirketlerin kullanımıyla evlerimize giren içme sularını almaya mecbur ediliyoruz… Eksik hizmet alırken tam vatandaşlık hizmeti yapmaya zorlanıyoruz. Bu da yetmiyor birde katma değerli tarifelerle cezalandırılıyoruz.

Benim evimde bugün kireç oranı yüksek bir suyla ve daha birçok bildiğim bilmediğim maddelerle adı hizmet olarak verilen su cildime- cildimize, dökülen saçlarıma, saçlarımıza zarar verirken ve de bütçeme zarar verirken çevreciler, sağlıkçılar, tüketici dernekleri neredeler?

Halk sağlığı adı altında kurulmuş örgütler halkın sağlığına tehlike yansıtan suların denetimi için ne yapıyorlar?

Çevreciler diyorum çünkü yıllarca gerek İzmir gerekse birçok yerleşim biriminde adı arıtma olan ama aslında inceltme görevi gören sistemlerin işe yaramayacağını yıllar sonra ciddi sorunlar oluşturacağını bilmelerine rağmen dur diyecek gücü sağlayamadılar?

Tüketici dernekleri diyorum çünkü bizler vatandaş olarak aynı zamanda birer tüketeniz de.

Örnek vererek pekiştirirsek beş kişilik bir aile aylık 40 TL civarı sadece ve sadece temizlik suyu için ödeme yapıyorsa ve içme suyuna da ortalama olarak şirketlere 25 TL ödeme yapıyorsa ortalama 65 TL bütçesinden suya harcama yapıyordur.

Oysaki belediyenin hizmetlerinde olan su hizmeti içme suyunun da evlerden sağlanması anlamını taşır.

Siz bunu tam veremezken eksik olarak hizmet verirken o veya bu sebepten birde üzerine zamlı su tarifesi uygularsanız eğer tüketici haklarında bir mağduriyet oluşturursunuz. Eksik hizmete yapılan zam hiçbir şekilde mazeret taşıyamaz. Ha İzmir’in içme suyu hep kirli olsaydı bunu anlardım dün çeşmemden su içerken bugün içemiyorsam ben bunu sorgularım.

Çünkü dün İstanbul’un suyu kirliydi ama bugün bu sorunu çözüyorsa İzmir ileriye değil maalesef ki geriye gidiyordur. İnansak da, inanmasak da gerçek budur.

Buna rağmen birde tüketici dernekleri harekete geçmezse vatandaşın aynı zamanda birer tüketen olduğunu da kabul etmezse, göz ardı ederse ve mağdur edildiğini göz ardı ederse kusura bakmasın kimse bana STK’ların, vb. oluşumların adı her ne şekilde kurulmuşsa kurulsun temsil ettiği kitle için bir şeyler yaptığına inandıramaz.

Yurt dışında insanlar neden vatandaşlık hizmetlerini yerine tam getirir çünkü tam hizmet alır. Bir yandan hizmeti eksik göndereceksiniz bir yandan da tam vatandaşlık hizmeti bekleyeceksiniz. Ne kadar basit değil mi?

Yurt dışında belediyelerin tüm bu eksiklerini gideren tetikleyici güçler STK’lardır. Bizde STK’lar ( birkaçı hariç tabii ) mitoz bölünmeye uğradığı için, değil güç oluşturmak kendi sorunlarını bile giderememişlerdir.

Örnek mi? Kadın adına kurulan sayısını bile bilmediğimiz dernekler başına ekler sonuna ekler alarak üredikleri için kadınlar adına bir adım ilerleyememişlerdir. Hala bu ülkede töre cinayetleri işleniyor, hala kadın üretimde bedenini kullanıyorsa ve hala kumalıkla ilgili ciddi bir ilerleme yoksa ve engelli kadınlara yönelik bir çalışma yapılmamışsa ve öteki kadınlar yaratılıyorsa kadın derneklerinin ilerlediklerini söyleyebilir miyiz?

Örnek mi? Engelliler adına kurulan dernekler. 1990’dan bu yana üreyerek birbirinden kopan neredeyse hepsi tek bir hizmet için odaklanmış ( bu konuya bir sonraki yazımda daha ayrıntılı gireceğim ) başına sonuna yeni yeni unvanlar ekleyerek hangi engelli sorununa merhem olabilmişlerdir? Toplumun sakatlara bakış açısında ne kadar etki sağlamışlardır?

Eğer hala sakatlar birer dilenci gibi görülüyorsa ve bu imaj gün geçtikçe daha da pekişiyorsa hiç kusura bakmasınlar bu işi becerdiklerini düşünseler de bu işi körükleyenlerde kendileridir.

Daha örnekler çoğaltılır. Ama bu iki örnek üzerinde bilimsel incelemelere dayanan bir veri verildiği için özellikle bu iki örneği öne getirmek istedim. Belki bir yanım engelli, bir yanım kadın olduğu içindir….:)))

Der ekleriyle başlayan kopmalar bölünmeler STK’ların güçlerini zayıflattığı gibi güven kaybını da beraberinde getirir. Ki bugün yaşanılanlarında ne yazık ki sebebi budur.

Siz ne belediyelere ne de yasa yapanlara dur diyebilirsiniz.

Yukarıda ve bir önceki blogumda İzmir için verdiğim örneklerde ki durumdan belediyenin suçu kadar herkesimin suçu vardır.

Üstelik bu bugüne ait bir durumda değildir dünün getirdikleridir. ( Bu konuyu da bir sonraya bırakıyorum )

Belediyenin suçu önceden bugünlere taşan bu durumlara bile isteye izin vermiş olmasıdır.

Nasıllarını da dizinin devamında görelim.

Adil kullanımı sınırlı kasabamızda daha neler neler var.:))) Kentine karşı sorumlu vatandaş olan herkese kontörsüz bu sayfadan sunulur …

Geriye doğru bir bakış

Mümkünlü Kasabasında İzmir Eshot

Engelliler artık Türk yargısı sayesinde kırılmaktan korkmuyor

Ortaya Karışık

Bir Ortaya Karışık Daha

“İnsan odaklı belediyecilik” (!) mi?

İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne açtığım dava ilgili önemli gelişme

İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne dava açtım


Not: Burada yazılan tüm yazılarım elektronik imza ve zaman damgası güvencesi altında yasal hakları korunmaktadır. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz Ancak bu konuda yazdığım yazılar kamu yararına olan bir yayın olduğu için kaynak gösterilerek alınabilinir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 295
Toplam yorum
: 561
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 3639
Kayıt tarihi
: 01.10.06
 
 

Milliyet Bloğa nasıl geldim ve nasıl yerimi aldım bilmiyorum. Sanırım uzun yıllar okuduğum bölüml..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster