Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Eylül '08

 
Kategori
Blog
Okunma Sayısı
1155
 

Münazara yarışmaları vardı çocukluğumda...

Münazara yarışmaları vardı çocukluğumda...
 

Münazara yarışmaları yapılırdı çocukluğumda ilkokullarda, her bir grubun derdi diğer grubu yenmekti, öyle öğretilmişti…

Kıyasıya bir çekişme yaşanırdı gruplar arasında, çocukluk işte, çıkıp da birimiz bu konudaki fikrim ile ödevim çakışıyor demedik!

Öğretmenler de sormamışlardı zaten, bu konuyu münazara etmeye istekli misin diye…

Çocukça demagojiler yapılırdı, çocukça savunmalar…

Yüzümüz al al olur, yarıştan başarı ile çıkacağız derken boğazımızda damarlar şişer, çatallaşırdı sesler!

Alkışlar da alırdık, yuhalar da…

Aslında yarış olmasa, kim bilir, belki de o fikri savunmazdık!

…..

Çok küçük yaşta rahmetli babamdan öğrendim “Zevkler ve renkler tartışılmaz!” diye…

Tartışılmaz hakikaten de…

Tartışılır istedikten sonra elbette de, anlamsızdır yani nihayetinde, “Herkesin zevki kendinedir” den başka bir sonuç çıkarmak mümkün değildir, harcanan onca emek de dayatmak, ya da kırıcı olmaktan öteye geçemeyecektir…

Bir kez daha teşekkür ederim sana babacığım, hem uyardığın hem de örnek olduğun için…

..…

Son günlerdeki bazı yazılar ve yorumlar çağrıştırdı bu münazara konusunu, kimsenin tercihi ya da düşüncesi sorgulanamaz, kişiye özeldir, bu platform aynı zamanda okul da değildir…

Görüşlerini, duyumsamalarını kendi üsluplarınca yazarlar, katılanlar olur, katılmayanlar…

Beğenenler, beğenmeyenler…

Yorum yazanlar, yazmayanlar…

Yazılan yorumlara verilen yanıtları beğenenler, beğenmeyenler…

Olacaktır elbette, olması da gerekir yani bir şekilde…

Münazara diye öğretilenler bunu gerektiriyor bir yerde, durmasını bilmek ise nefsi terbiye ile…

……

Tartışma farklı fikirlere, görüşlere sahip olanların ortak bir noktada buluşmak üzere konuşması, görüş bildirmesi, fikir alış verişinde bulunmasıdır diye bilirim, öylesini ailemden öğrendim, çok şükür, farklı fikir sunarken anne ya da babam “Ama şekerim..” diye başlarlardı cümlelerine, “Öyle diyorsun ama, bunun bir de böyle bir tarafı var” diyerek bağlarlardı…

En uygulanabilir, en mantıklı çözümü sunan her ikisinden kimse, diğeri “Haa, bak o tarafını düşünmemiştim” derdi!

İnat etselerdi, “Yok benim fikrim doğru”, “Yok seninki yanlış” tarzında, uzlaşamasalardı sonucunda, bize ne derlerse desinler, zevk ve renklerin tartışmasının anlamsız olduğunu öğrenemezdik!

Tartışmanın amacının ise kavga değil, ortak bir noktada buluşabilmek olduğunu…

Buluşulmak zorunluluğunun da olmadığını…

Bir noktadan sonra “Herkesin fikri ve görüşü kendinedir” diyerek gereksiz saygı ihlaline, gereksiz sevgi ihlaline izin vermeden, hiçbir tarafın kişiliğine de zarar verilmeden sonlandırılmasının en sağlıklı yol olduğunu…

……

İnsan adedi kadar fikirler, insan adedi kadar görüşler ve de duygular olacaktır!

Bunu bilmek için ne doktor, ne öğrenci nede mühendis olmak gerekir, insan olduğunu kabul eden her bir canlı bilir ki nasıl ki ben kendim gibi düşünüyorsam, kendi olan her bir canlının da şahsına özgü düşünce ve görüşleri vardır!

Şahsidir, gün gelir değişebilir, değişmeyebilir…

Şahsa münhasırdır, şahsi olarak yazdığımız buralarda, şahsi düşüncelerimiz var olacaktır sonuçta, ancak şahsımızdan yola çıkarak bir başka şahısların düşünce ve görüşlerine de saygı duymak, aslında kişiselliğimize saygı duymaktır!

…..

Yoksa ham edecek bu gidişat!

O saatten sonra “Ah canım, o dönemde tam olarak seni anlayamadım…” demenin de bir anlamı kalmayacak, korkarım…


Gülgün Karaoğlu
Eylül, 15/08

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yazınız bana eskileri hatırlattı. Liselerarası münazara yarışmalarını. O tarihlerde lise olarak İstanbul birincisi olmuş, bize verilen konular dezavantajlı olsa bile, bu durumu lehimize çevirerek yarışmaları kazanmıştık. Örneğin medeniyet insanlık için zararlıdır konusu bize, yararlıdır konusu rakip liseye verilmesine rağmen, münazara yarışmasını kazanmıştık. Ama en sonunda ne olursa olsun dostluk kazanmıştı. Umarım Milliyet Blogtaki tartışmalarda da en sonunda dostluk kazanız. Selamlar, esen kalın.

Erol Özışık 
 16.09.2008 4:50
Cevap :
Umarım dediğiniz gibi olur ve dostluk kazanır sevgili Erol Bey... O dönem için konunuz itibari ile aleyhinize gibiymiş ama şimdi olsa lehinize olurmuş, malum teknoloji ile kazanılanlar ve kaybedilenlerin gözlemlerini iyi kötü yapabilmiş bir nesiliz:))) Teşekkür ve sevgilerimle...  16.09.2008 21:40
 

Münazara üzerine yazdığınız bloğunuzu okudum.Bende o eski günlere döndüm.O zamanlarda aldığımız eğitimi eleştirirdik.Ama şimdi bakıyorumda gene çok iyi öğretmenlerimiz varmış ve iyi eğitim vermişler bize .Ellerinden öpelim hepsinin. Münazara konusuna gelince ben de bir kaç münazarada bulunmuştum.Bir tanesinde bayağı hüsrana uğramıştım.Şimdi yüzüm kızararak hatırlıyorum. Yinede güzel günlerdi keşke geriye dönebilsek.Sevgiler.

Elif Yeşil 
 15.09.2008 23:51
Cevap :
Gerçekten de öyle sevgili Elif, hayatta olanların ellerinden öpelim, rahmetli olanlara rahmet dileyelim... Lisede bir İngilizce öğretmenimiz vardı, yaşlı, uzun boylu, gözleri zeki ve muzip... Öğretirken olabildiğince güncel, sevgi ve aşk üzerine örnekler verirdi, o yaşlarda hangimiz aşık değildik ki birilerine, o nedenle su gibi ezberlerdik kalıpları... :))) Teşekkür ve sevgilerimle...  16.09.2008 0:38
 

gülgün hanım..yalacının mumuna gönderdiniz beni...süper ligden düşeli küstüm...yakaladınız büyük bir yalanımı... ama şunu biliyorum deplasmana çıkıyoruz...ya izmirde ise maç...yok...o taraflarda bizim guruptan bir tek manisa var...daha sözü uzatmayayım başka yalanlarıma yakalanacağımmm....sevgilerimle efendim...

Metin TOPÇU 
 15.09.2008 22:25
Cevap :
:)))))) Ben mi yalan yakaladım???? Ciddi mi???? Şansa bakın, öylesine espri yapayım demiştim halbuki:))))) Sevgilerimle...  15.09.2008 23:01
 

Ama bakiyorum, degisen birsey yok. Ergenlik cagi bitmis. Daha da okuyup yazmisiz. Coluk cocuga karismis, coluk cocuga "zevk-renk" (kisi de özneldir) adam gibi anlatma yaslarina gelmisin babaniz gibi. Ama heyhaat, hala cocuguz. Sikayet degil aslinda bu. Icimizdeki cocugu hep koruyalim. Ama sizin anlatttiginiz manada. Tesekkürler, sevgiler.

pirmete 
 15.09.2008 20:48
Cevap :
:)) Sevgili Pirmete, içimizdeki çocuğu hiç kaybetmeyelim zaten, o oynasın zıplasın, gülücükler saçsın... Bize de büyümek demek işaret parmağını birilerine sallamak hakkına sahip olmak demek değil diye hatırlatsın! :)) Teşekkür ve sevgilerimle...  15.09.2008 20:56
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1269
Toplam yorum
: 4372
Toplam mesaj
: 226
Ort. okunma sayısı
: 1319
Kayıt tarihi
: 18.09.07
 
 

İzmir, 1963 doğumluyum. Dokuz Eylül Üniversitesi İngilizce bölümü mezunuyum ve özel bir şirkette ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster