Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Ekim '18

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
192
 

Mürekkep Denizinde Bitmeyen Yolculuk

Mürekkep Denizinde Bitmeyen Yolculuk
 

Bitmeyen Yolculuk


İlk Mürekkep Damlası…
 
Yazmaya başlamadan önce uzun uzun düşündüm kalemimi nasıl ve hangi yöne hareket ettireyim diye. Öykü mü, roman mı, deneme mi, eleştiri mi, yoksa masal mı? Öyle ya, bir yemek hazırlayıp sunacaksan güzel bir kapta sun ki yiyecek olanların iştahını artırsın.
 
Düşündüm... Düşündüm… Mutfağıma baktım; raflarımda doğru dürüst bir kabım yok. Mutfağımın suçu değil bu; benim eksikliğim… Eeee, bu devirde hangi evin eksiği yok ki?
 
Sonra “Madem doğru dürüst kabın yok, düşüncelerini kalıplara sokmaya uğraşma; anlatmak istediklerini içinden geldiği gibi anlat. Hele yazmaya bir başla, bakalım neler göreceğiz?” dedi içimdeki ses. Elbette herkes yüreğinde olanı satırlara aktarır ama bazen içten olmayan yaşanmışlıklar da satırlarda hayat bulabilir. Öyle olsun istemedim doğrusu. Aramızda kalsın, belki de edebî türler yazma konusundaki yetersizliğim beni böyle yazmaya sevk etti. 
 
Yazdıklarımı okuyunca; “Hadi canım sende! Amma da yaptın ha! Yok daha neler! Çokbilmiş ukalâ! Sen de kim oluyorsun!” diye kızabilirsin. Kızmana, eleştirmene hiçbir diyeceğim yok. İstediğin gibi düşünebilir, dilediğin gibi yargılayabilirsin. Önce ne olur bir dinle beni! Çünkü gerçekten sana anlatacağım, bilmeni istediğim çok özel şeyler var. Gizli olmayan alelâde şeyleri başkalarından da duymuş olabilirsin fakat şimdiye kadar sır gibi sakladığım gerçekleri anlatma zamanı geldi.
 
Anlatacaklarım seni üzebilir, sevindirebilir, ağlatabilir; bilmem belki de hayatını değiştirir. Tek bildiğim, bunları sana anlatmamın zamanının geldiği…
 
Biliyorum, beni hiç tanımıyorsun. Şaşıracaksın ama ben seni o kadar iyi tanıyorum ki! Yok yok! Hemen kızmaya başlama; konuşmaya yeni başladık daha. Önce kendimden biraz bahsedeyim istersen, sonra seni konuşuruz. 
 
Adım: Meçhul Yazar. Yeryüzünde insan olarak, insan gibi yaşamak tek arzum. Yaşım sürekli değişiyor. Bazen bir yaşında, bazen seninle aynı yaşta bazen de yüz yirmileri deviriyorum; en önemlisi hâlâ nefes alıp verebiliyorum ve seninle konuşabiliyorum.
 
Müthiş derecede geniş bir tanıdık çevrem var. Öyle geniş bir çevrem var ki; cumhurbaşkanımızı, başbakanımızı, tüm bakanlarımızı, milletvekillerimizi, üst düzey bürokratlarımızı, saygın iş adamlarını, meşhur gazeteci ve yazarları, kanaat önderlerini, eğitim camiasının ileri gelen simalarını, sahasının güzide bilim adamlarını, dünyaca bilinen sanatçı ve sporcuları çok iyi tanırım. Ancak tanıdığımı söylediğim saygın kişilerin hiçbiri beni görse tanımaz. Umarım bu küçük ayrıntı senin için çok büyük bir sorun olmaz. 
 
Tüm önemli şahsiyetler gibi sen de beni tanımadığına göre, demek ki sen de onlar kadar önemli ve değerlisin. İnsan olarak yaratılmaya lâyık görülmen, değerli ve önemli oluşunun en büyük delili zaten. Sen bir tek ve biriciksin. Senden başka sen yok bu dünyada. Her insan gibi sen de insanlık âleminin biricik ögesisin. Kendin için, ailen için, toplum için ve tüm insanlık için çok kıymetlisin. Bu nedenle söyleyeceklerimi çok önemsiyorum. 
 
Garip ve farklı düşüncelere dalma şimdiden. Başkasından bahsetmiyorum; bahsettiğim sensin. Bu satırlar arasında ikimizden başka kimse yok. İnansan da inanmasan da bu bir gerçek. 
İkimizi övmek için söylemedim bunları. Değerli olmamız, insan oluşumuzla, sorumluluklarımızla ilgili. Biliyorsun, sadece iyi şeyler önemli olmuyor; kötülükler de önlenmesi veya en aza indirilmesi bakımından son derece önemli.
 
Ailelerimiz, sınıf arkadaşlarımız, öğretmenlerimiz farklı da olsa, mektepli veya mektepsiz ikimiz de aynı hayat okulunun öğrencileriyiz. Her an, her saat, her gün bir sınıftan diğerine geçme gayretini taşıyor; belki de bu gayreti taşıdığımızı zannediyoruz. Her şeye rağmen epeyce bir yol aldığımızı düşünüyorum. En azından doğumumuzdan bu yana ikimizin de yaşça epey yol kat ettiği kesin. Kesin olmayan, önümüzde ne kadar yolumuzun kaldığı… 
 
Sana hep “sen”, “sen” diye hitap ettiğim için lütfen kusuruma bakma. Bu hitap şeklimden hoşlanmadıysan, “arkadaşım”, “kardeşim” “beyefendi”, “hanımefendi” gibi nasıl istersen öyle de hitap edebilirim. 
Seni çok iyi tanıdığımı söylemiştim; fakat ismini sormayı unutmuşum. Mahsuru yoksa benim için ismini aşağıya yazabilir misin lütfen?
……………………………………………
 
“Beni çok iyi tanıdığını iddia ediyorsun ama adımı bile bilmiyorsun çokbilmiş Meçhul Yazar! Adımı sormayı unutmuşken, bilgiç bilgiç konuşmadan da geri durmuyorsun!”
Böyle düşünmekte haklısın. İsmen ve cismen seni tanımadığım doğru. Ancak biraz önce de söylediğim gibi nefes alıp verdiğin sürece insanlığın teşekkülünde bir yerin olduğunu biliyorum ya, bu bana yetiyor. Belki gün gelir bu satırlar arasından çıkar yüz yüze de konuşma imkânı bulabiliriz. Kader... 
 
Senin de çok iyi bildiğin gibi, sevgi ve dostluk için sadece cismen yakınlık veya kan bağı kâfi gelmiyor. Aynı havayı soluyan, aynı mekânı paylaşan nice kardeşlerin, arkadaşların hırs ve bencilliklere kurban edildiği gün gibi aşikâr. Hiç görmeden sevdiğin sevgili/sevgililer, gerçekleşmesini arzuladığın istekler için nelerden vazgeçtiğini, nice fedakârlıklar yaptığını bir düşün.
 
Adını sormayı unuttuğuma gelince… O ne büyük bir lütuf! Unutabildiğime şükrediyorum. Hepimizin yaşam kaynağıdır unutmak! Hiçbir şeyi unutmadığını bir düşünsene: Arkadaşından işittiğin yüreğini kor gibi yakan acı bir sözü, hayatının en üzücü gününü, hastayken yaşadığın ıstırabı, çok sevdiğin bir yakınının öldüğünü veya öleceğini; hepsinden öte ölümün seni de gölge gibi takip ettiğini ve er geç sıranın sana geleceğini… Seni bilmem ama ben herhalde olduğum yerde mıh gibi çakılı kalır, hiçbir şey yapamazdım. Mutlulukla aldığım bir nefesim bile olmazdı. Okula gitmezdim mesela. Beni bekleyen ölüm varken niçin gideyim ki? İdeallerim olmazdı, çalışmazdım… 
 
Ben unuttum, sen unuttun, insanlık unuttu. Ölümü unutanlar, huzur ve mutluluklarına hizmet edeceğini düşündükleri medeniyetleri kurdular. Sırf kendi menfaatleri uğruna başkalarını hiçe saydılar, bitip tükenmek bilmeyen istekleri için savaşmaktan bir an bile geri durmadılar. Kıskanç Kabil’in kardeşi Habil’i öldürmesi ile başlayan bu acımasız savaş hiç durmadan devam ediyor. Evet, yaşamın lezzet kaynağıdır unutmak. Bu nimetten çok daha büyük bir nimet daha var. O da hatırlamak! Unutmak, mutluluğa; hatırlamak ise insanlığın gerçek amacına hizmet ediyor. 
 
Sözü biraz uzattığımın farkındayım. Yukarıya ismini yazsan da yazmasan da; buraya kadar sabırla bana eşlik ettiğin için sana çok teşekkür ediyorum. İsmini yazdıysan daha çok teşekkür ediyorum. Beni tanımadığın halde, bana güvendiğin için. Umarım güvenini boşa çıkarmam.
 
“İsim yazma konusu biraz saçma geldi ya… Hadi hayırlısı! Bakalım işin sonu nereye varacak?”
 
Uzun zamandır büyük bir sabırsızlık ve heyecan içinde, çıkacağım yolculuk için hazırlık yapıyordum. Nihayet bugün, sadece sen hariç, tüm eksikliklerimi tamamlayabildim. Artık burada daha fazla durmamı gerektirecek hiçbir nedenim kalmadı. Bu yolculukta çok farklı duygular yaşayacağımı, göreceğim garip ve esrarengiz sırlar karşısında aklımın sınırlarının zorlanacağını, tahammülü zor sıkıntılarla karşılaşacağımı biliyorum. Korkmuyorum dersem doğru söylememiş olurum. Evet korkuyorum, hem de çok. Tüm korkularıma rağmen meçhul geleceğimin hazırlığı için buna mecburum. 
 
Belki farkında belki de değilsin; ancak senin de bir yolculuk için hazırlık yaptığını biliyorum. Arzu edersen yola birlikte çıkabiliriz ki bunu çok istiyorum. Yanımda olman korkularımı hafifletecek, bana güç verecektir. Yolcunun işini Allah bilir. Zor anlarında belki de sana yardımcı olabilirim. Ne dersin? Benimle gelecek misin?
İstersen dur, cevabını hemen söyleme! Önce anlatacaklarımı bir dinle, sonra cevabını verirsin. 
 
Gerçeklerden korkmuyorsan, doğruları duymaya cesaretin varsa, ön yargılarından kurtulup duyduklarını kalbinin süzgecinden geçireceksen, akıl terazinde tartıp değerini bileceksen başlıyorum o zaman…
 
ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 7
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 150
Kayıt tarihi
: 02.11.16
 
 

Araştırmacı-yazar. İşletme Fakültesini bitirdi. Yönetim ve Organizasyon Anabilim Dalında yüksek l..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster