Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Kasım '12

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
624
 

Müslüm Baba komada... Müslüm Babanın bana öğrettikleri.

Müslüm Baba komada... Müslüm Babanın bana öğrettikleri.
 

Müslüm Baba hep bir şekilde oldu hayatımda...

Biz 1978 kuşağı solcularına rastlar onun yükseliş yılları... Biz o dönemde slogan vari, marş vari müzikler dinliyorduk... Elbet bu kadar basit değildi dinlediğimiz müzikler... Fakat yabancı müzik dinlesek bile muhalefet edenler tercihimizdi. Devrimci bilincin her an uyanık ve duyarlı olması için bunun gerekli olduğuna inanıyorduk.

Bizlerin ulaşmaya çalıştığı insanlara onlar bizden önce ulaşıyordu... Onlar dediğim Orhan Baba ile Müslüm Babaydı... Kırsal kesimden gelen işçi ve işsiz gençlik asıl hedefimizdi.  Bu insanlarında yoğun şekilde dinledikleri iki isimdi Orhan Baba ve Müslüm Baba... Elbet bu Babalık daha sonra yerleşti isimlerinin sonuna... Ancak o dönemde de Baba kelimesi çok kullanılıyordu onlar için...

Bizlere bu kişilerin acıları uyuşturduğu söylendi. Oysa acı isyana teşvik edilmeliydi. Bu tür müzikler insanları acıdan zevk alma konumuna getirdiği için, bu kişiler dışlanmalıydı. Bunun doğru yada yanlış olduğunu hiç düşünmeden bu kişilere tavır aldık. Ancak arkadaşlar arasında gizli gizli Orhan Baba dinleyeni çok gördüm. Bunların savunması ise hep: En kötüsü Müslüm’dür. Ona hiç bulaşmıyoruz...

Müslüm Babayı ilk gözümle görmem ise 1980 li yılların ilk başlarıdır. Öğrenci arkadaşlarımla Taksimde bir evde kalıyorduk. Bir gece sabaha karşı sokakta gördüğümüz pek iyi durumda olmayan bir kişiyi gösteren arkadaşım ''İşte Müslüm Baba!'' dedi. Gördüğümüz manzara ile düşündüğümüz kişi arasındaki uyum çok hoşumuza gitmişti sanırım.

O dönemde okuldan çıktığımız anda, ya da arkadaşlar ile buluşmak istediğimiz anda hep mekanımız Yeni kapı sahilleri olurdu. Yenikapı sahilleri ise o zamanlar çay bahçeleri ile doluydu. Gerek manzarası, gerekse fiyatları çok uygundu bu çay bahçelerinin... Para durumumuza göre bir kaç çay ya da bir iki bira ile saatlerce oturup sohbet ederdik arkadaşlarla... İşte bu çay bahçelerinden birinde karşımıza çıktı Müslüm Baba. Hiç ekstra bir fiyat olmadan bira içip Müslüm Baba dinliyordu insanlar.

Onun geldiği saatler tıklım tıklım dolu oluyordu bahçe... Bizler o söylemeye başladığında önceleri mekanı terk ediyorduk. Fakat zamanla onu dinlemeye başladığımızı hatırlıyorum.

Müslüm Baba ile asıl karşılaşmam ise Okmeydanı’nda bir yılbaşı gecesi oldu. Düğün salonunun işletmesini yapan arkadaşım Mahmut yılbaşı gecesi programı yaptığını, mutlaka beklediğini söyleyince hiç düşünmeden kabul ettim. Arkadaşımın ne düşüncede olduğunu elbet tahmin edersiniz. Neyse uzatmayalım:

Gecenin sürpriz sanatçısı Müslüm Gürses'ti... İlk defa bu kadar yakından (protokol masası) gördüm ve dinledim onu... Muhterem Nur olabilecek en sıradan kıyafeti ile onun her hareketini izliyor, gerekirse bir şeyler söylüyordu yavaş sesle... İki tanede koruması vardı. Bu iki korumanın tek görevi, seyircilerden onu korumaktı... Gerçekten korunması gerekiyordu. Ona sarılmak nerdeyse kutsal bir şeye sarılmak gibiydi onların gözünde. Ancak şarkı söyleyebilmesi için onun rahat olması gerekiyordu.

Gençlerden birisi şarkının tam ortasında ona sarılmak istemiş ve olan olmuştu. Ciddi anlamda pataklanmış ve dışarı atılmıştı. Fakat o genç kapıda şamataya devam edince, Müslüm Baba o genci içeri çağırmış ve resim çektirmişti. Fakat hiç unutmam o gencin gözyaşlarını, kaşından sızan kanı, heyecandan titreyişini... Çok kişi ağlamıştı bu manzara karşısında...

İşte o akşam Müslüm Baba hakkındaki düşüncelerim tamamen değişti. O başka türlü iletişim kuruyordu halkıyla... Sanat kişinin halkla iletişim kurma şekli değil midir zaten? Düşüncelerimin değişmesinde galiba çok güzel söylediği türkülerde etken oldu.

Bendeki değişim onun müziklerine hayran olmak değildi elbet... Onu eleştirmek yerine, kendimize dönük oldu eleştirilerim... İşin çok kolayına kaçıyorduk. İnsanların sevgilerini, tutkularını anlamak yerine suçluyorduk. Din afyondu... Futbol uyutuyordu... Arabesk uyuşturuyordu. Yani başa çıkamadığımız her şeyi suçlamak çok kolaydı.

Oysa asıl sorun bizlerin halka niye ulaşamadığı idi. Halkın bizden niye kaçtığının cevabı yerine, halkın kaçtığı alanları tuka kaka ilan ediyorduk. Fazıl Say'ın yaptığı tam işte bu gün hala...

Müslüm Baba hayatımda aldığım en büyük derslerden birini verdi bana...

Dilerim bu dersi şimdi Azrail’e verir ve yaşama tutunur...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Kendinizden yola çıkarak çok güzel bir toplumsal çözümleme yapmış, belki birçoğumuzun geçmişine ve yine bugünkü toplum anlayışına göndermelerde bulunmuşsunuz. Çok gençken doğal olarak dünyayı ve insanları tanıdığımızı sanıyor ancak fena halde yanıldığımızı bilmiyorduk. Köylülüğe, ırgatlığa, sadece arabesk değil halk ve sanat müziğine bile eleştirel yaklaşıyor, burun kıvırıyorduk. Ancak şanslıysak olgunlaşma dediğimiz süreçte bir kırılma noktası oluşuyor ve bizi hem kendimizle, hem içinde yaşadığımız toplumun değerleriyle barıştırıyor. Geçmişteki düşüncelerimi gülümseyerek ve biraz da utanarak anımsıyorum. Şimdi ise halk ve sanat müziğimizi büyük bir kültür zennginliği ve yok olmaması gereken değerler olarak görüyorum örneğin. Ne klasik müzik zevkimden ödün veriyorum ne de arabamla işe gelirken kısık sesle neşeli türküler dinlemenin tadını birşeyle değişiyorum. İnsanlarla ve kendimizle barışabilmek ise sevmekle olanaklı. Bu da olgun bir duygu ve düşüncenin doğal sonucudur. Saygıyla.

Güz Özlemi 
 22.11.2012 13:02
Cevap :
Merhaba Dost... Katkılarınız için teşekkür ederim... Aynen dediğiniz gibi olgunlaşmak galiba bizimki... Saygılar...  26.11.2012 9:55
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 615
Toplam yorum
: 1395
Toplam mesaj
: 33
Ort. okunma sayısı
: 921
Kayıt tarihi
: 25.06.10
 
 

1959 Denizli doğumluyum.. İ.Ü. İktisat Mezunuyum.. Emekliyim ve hala çalışıyorum.. Yaşam bizden önce..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster