Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

kevser şekercioğlu akın

http://blog.milliyet.com.tr/kevser

31 Ekim '18

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
1202
 

Müslüm Baba

Müslüm Baba
 

Kendimizin sandığımız bazı düşünceler; okuduğumuz kitaplardan, seyrettiğimiz filmlerden, dinlediğimiz müziklerden  aklımızda kalanların bize anlam kattıklarıyla da şekillenir çoğu zaman. Kimilerini destur ediniriz, kimilerini de esinlendiğimiz sanat dalları bizlere hissettirir. Besleriz ruhumuzu bize iyi gelenlerle. Eksiklerimizi gözümüze sokar, keşkeler doldurur yüreğimize dinlediklerimiz, seyrettiklerimiz.

Zaman, insanın iyi kullanması gereken, görünmeyen en derin kavram. Bir tek zaman geriye dönmez biz dönüşümler yaşarken. İnsan unutan demekmiş. Unuturuz bazen en kötüleri bazen de en güzelleri... Yok artık dedirtir seyrettiklerimiz ama olur bir şeyler yaşarken. Zaman, zemin, kişi üçlemesinde şekillenir milyonlarca yaşam. Kapılar kapanır-açılır ve Aşık Veysel'in dediği gibi Uzun İnce Bir Yolda yürürüz aslında. Hayat, ne bir ödül ne de bir cezadır. Yaşarız önümüze çıkanları. Kimi zaman cesur, kimi zaman da apdal oluruz yaşadıklarımıza gösterdiğimiz tepkilerle. Avallıklarsa sayılamayacak kadar çoktur geçmiş zamanlarda.

Şaşırırım her zaman, yazılmış kaderimizi mi yaşarız yoksa biz mi yazarız kaderi? Her şey değişken. Olgunluğa ulaşmak için yaş mı yoksa yaşananlar mı etkiler bizi? Bazen net cevaplar bulurum bazen de cevapsız bakarım aval-aval. Çocukluğumuzdan kalma bir alışkanlık sinema. Müslüm filmine gittim bu gün. Ağladım saklamadan, elimden gelemeyenlere de filmi seyrederken. Sinema salonunun karanlığında yaş yoktur, bazen avunmak istersin bazen de avutmak kendini kendinle birlikte.

Dönem stüdyoları, müzikler, kostümler, İstanbul manzaralarının mükemmel görüntüleri. Teknolojinin faydaları da sınırsız. Bana sorsalar Timuçin Esen oscarlık bir aktör. Müslüm Gürses'in kendi seyrediyorsa görünmeyen o yerden eminim o da çok beğenmiştir hayatını anlatan filmi. O iğrenç karakterdeki babaya da bir kaç kuruş versinler ve tez vakitte kovsunlar cehennemin dibine öyle iyi oynamıştı ki nefretimi kustum gebersin diye. Adana Halk Evindeki müzik hocasını canlandıran Erkan Can gibi karakterler çıksın bütün yolunu bulmaya çalışanlara diye dua bile ettim farkına vara-vara. Annenin çaresizliğini bilinçle-acıyla yaşadım... Arabesk müziğine ön yargıyla yaklaşanlar bile seyretsin filmi bana göre. Bütün oyuncuların karakterleri cuk oturmuş üzerlerine.

İnsan nasıl çıkar o katran karası yangın meydanından? Yunus Emre'yi, Mevlana'yı, Aşık Veysel'i ben de okudum ama hala nefretlerimi taze tutan durumlar var. Olgunlaşmak, kabul etmek ve susmak... Ve her şeye rağmen yaşamaya tutunmak. Tutunamamak sonrasında... Bir avuç toprak koyarsan boş bir çocuk avucuna sana da bir avuç toprak konuluyor günün birinde. Her ruh aynı terazi kefeleriyle gelmiyor ki dünyaya. Sevginin gücünün güçlülüğü artırıyor direnci. Zerrin Tekindor'u zaten hep beğenmişimdir haksız yere sevmediğimi bir kez daha gördüm.

Bazen de sonuna kadar açık gönül kapılarını görmüyor göz. Kader çizgisinde avaz-avaz bağırıyorsun olmuyor, susuyorsun başka bir son... Filmi mi anlatıyorum yoksa kendi hislerimi mi? Ağlamak, insanın zehrini dışarı atmasına en iyi ilaç.

Bir gün kız kardeşimi almaya gittim arabada arabesk bir kanal vardı, iki gün sonraysa caz cd si, "Abla bir ortası yok mu bunların" demişti. Müziğin ortası olur mu demiştim bende. Ortası olmayan müzikleri dinlemek için de gidebilirsiniz filme. Yönetmenleri unuturum, teknik ekibin adını bile okumam eğer tanıdıklarım değilse ama seyrederim karakterleri ve unutmam bazı cümleleri bazılarını da yazarım bir yerlere hiç unutmamak adına. Bu yüzden çok dua ederim hep iyilerle karşılaşsınlar kadınlar ve çocuklar  (kız erkek ayırmadan) diye.  

Mideniz kalkacak, nefretiniz körüklenecek bazı sahnelerde ama sevgiyle de dolacaksınız başka karelerde ve seyredin derim yine de. Sevdanın yaş farkıyla alakalı olmadığını, içinizde söyleyecekleriniz varsa söyleyecek birilerinin de onları dinlemek istediğini. Dervişin dünya nimetlerini eliyle iteklemesi benzetmesi de ayrıca güzeldi.

 

Fredick Jack, Gizem Gülru Kalaycı bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Filmlerin etkisi; sizin yaşamınızın filmi ile izlediğiniz filmin örtüştüğü sahnelerin çokluğu kadardır. O yüzden bazıları etkilenirken bazıları etkilenmez. Burada örtüşmeden kastım, sizinde annenizin babanız tarafından bıçaklanmasının örtüşmesi değildir. O an derinlerinizde neler hissettiğinizdir. Bir nevi his örtüşmesidir. Ön yargısız, sanatın her türüne açık olanlar, bazen Müslüm Baba'nın ''kaç kadeh kırıldı'' parçasını eşelerken bulurlar aradıklarını bazen de Farid Farjad'ın ''Robabeh Jan''ında. Sanat bir tür dürteçtir. Bu yüzdendir ki eksiklerimizi gözümüze sokar, keşkeler doldurur yüreğimize dinlediklerimiz, seyrettiklerimiz. Ve böyle yazıları sadece, sanatın, ruhunda uyuyan varlığı uyandırmayı başarabildiği kişiler yazabilir. Sanata uzak olanlarda ise o varlık bir ömür uyanmadan uyumaya devam eder. Saygıyla...

Özkan Sarı 
 02.11.2018 16:48
Cevap :
Aslında her şey karakterle alakalı. Ruh açık ve algısı yüksekse güzeli onaylıyor, kötüyü gördüğünde ağlıyor. Elbette yaşadığın ve bildiğin şeyler seni daha derinden etkiliyor filmlerde ve müziklerde. Şükürler olsun rahmetli babam ve annem bize kötü evlilik anıları bırakmadılar ama aynı şeyi ben büyük çocuklarıma yaşatamadım, üzgünüm. Kesinlikle haklısın sanat bir dürteçtir ve insana çok ama çok iyi gelen bir şey. Son cümlene de bittim. Gören zaten görüyor ve uyguluyor görmeyene Allah yardım etsin birlikte yaşayan insanlara da. Saygılar hep karşılıklıdır, sağlıkla kal lütfen.  05.11.2018 20:32
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 339
Toplam yorum
: 1558
Toplam mesaj
: 310
Ort. okunma sayısı
: 876
Kayıt tarihi
: 15.01.07
 
 

1965 Akçakoca doğumluyum. Evli ve dört kız annesiyim, küçük bir kızın  anneannesiyim. A.Ü. Halkla..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster