Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Kasım '08

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
929
 

Mustafa... Bu filmi mutlaka izlemelisiniz.

Mustafa... Bu filmi mutlaka izlemelisiniz.
 

Resim Kaynağı: Candündar.com


Bir kişinin insan yönünü görmek ya da göstermek nasıl olur? İnsan yön ne demektir?

Atatürk’ ün insan yönünü gösterdik, gördük diyenlere sormak istediğim bir sorudur bu.

Atatürk’ ün insan yönünü gösterdim diyen Sayın Can Dündar tarzında bir belgesel hazırlasam ve hayali bir gazetecinin (tamamı uydurma olan) hayat öyküsünü “insan yönünü anlatıyorum” diyerek aşağıdaki gibi anlatsam film hakkındaki düşüncelerimi anlatabilmiş olur muyum acaba?

***

Boğaza karşı, bahçeli, iki odalı, ahşap duvarları tahtakurusu dolu bir gecekonduda dünyaya gelen Can tahtakurularının teninde açtığı yaralar yüzünden tahtakurularını hiç sevmezdi. Sevmediği bir diğer şey de kendisine “bitli” denmesiydi.

Çok güzel bir çocuk olan ama baba sevgisi görmediği için pısırık büyüyen Can’ ın çocukken en sevdiği oyun doktorculuk oynamaktı.

Parlak zekası ilk olarak doktorculuk oynadığı yaşlarda kendisini gösterdi. Oyun oynamak bahanesiyle kızları toplar, kendisi doktor, kızlar da hasta olurlardı. Muayene ve tedavi bahanesiyle kızların oralarını, buralarını açtırır okşar, severdi. Bu oyunun ileri yaşlarda başına iç açacağını, bu yüzden taciz ettiği kızdan okkalı bir tokat yiyeceğini ve mahkemelerde sürüneceğini hiç düşünmemişti.

Zeki ve çevik bir çocuk olan Can, yedi yaşındayken komşularının oğlu olan Ahmet tarafından türlü tacizlere uğradığı ve durmadan sopa yediği için, içinde adı Ahmet olanlara karşı inanılmaz bir öfke vardı. Bu öfkesini yıllarca içinden atamadığı için Ahmet isimli muhabiri işten attırmıştı.

İlkokul yıllarında zekası ve babasının yurtdışı görevlere gittiğinde öğretmenlerine getirdiği ilginç hediyeler nedeniyle öğretmenlerinin ilgisini çekmekte gecikmedi. Yakasına takılan kırmızı kurdeleler sanki gelecekteki başarılarını işaret ediyordu.

İlkokulu üstün başarıyla bitirdi. Ortaokula başladığı gün, okula ilk okulda kazandığı kırmızı kurdeleleri göğsüne takarak gittiği için arkadaşlarının antipatisini kazandı. Kendisini dışlayan arkadaşlarının hiç birisi onun bir gün medya gücünü kullanarak kendileri ile ilgili intikam dolu belgeseller yapacağını düşünmemişlerdi.

Onu ilk keşfeden Türkçe öğretmeni olmuştu. Bir gün, annesinin köyünden gelen iki kilo peyniri edebiyat öğretmeni Tevfik beyin evine götürdüğünde öğretmeni “senin Türkçen çok güzel, ileride edebiyatçı olursun, ben de tam senin yazılı kağıdını okuyordum, on üzerinden on aldın, aferin” dediğinde kalemle kazanmanın dayanılmaz cazibesini keşfetmişti.

İşte o gün gazeteci olmaya karar verdi. Gazeteci olacak ve Ü. Yaşar Oğuzcan’ dan arakladığı cümlelerle romantik yazılar yazacaktı. O günlerde internet denilen bir nimetin kendi hayatında önemli roller oynayacağını düşünmemişti, ama büyüyüp gazeteci olduğunda internette kendi yazılarını sahte isimlerle forward ederek haklı bir üne kavuştu.

Parlak üniversite yıllarında sadece kuru fasulye ile beslendiği için arkadaşları ona “gazcan” adını takmışlardı. Amfide ne zaman pis bir koku duyulsa tüm gözler kendisine çevrilir, o da masumiyetini ifade edebilmek için ayağa kalkar; parmağını ağzına sokup “oooo” dedikten sonra “kim o-sur- du, bit o–sur-du, o-su- ra-nın kı-çı-na iğ-ne bat-sın” tekerlemesini söyler, tekerlemenin her hecesinde bir arkadaşını işaret ederdi. Tekerleme bittiğinde parmağı hangi arkadaşını gösteriyorsa “işte bu osurdu” derdi.

Zekası, güçlü edebiyatı, masum ve güzel yüzü ile kızların çok ilgisini çekiyordu. Ama bir gün meşhur tekerlemesinin sonunda parmağı Pelin’ i gösterdiğinde tüm karizması bitmişti. Çünkü tam Pelin’ i işaret ettiğinde kıçını gene tutamamıştı. Pelin bu duruma çok gülmüştü.

Güçlü kalemi sayesinde bu durumun utancından kendisini kurtarmıştı. Güçlü kalemini önce sıkıyönetime ihbar mektubu yazmak, sonra da içeride işkenceler gören Pelin’ e teselli mektupları yazmak için kullanmıştı. Pelin mahpusta öldüğünde cenazesinde yine onun güçlü kaleminden çıkan basın bildirisi okunmuştu. Pelin' i ihbar edenin o olduğunu kimse bilmeyecekti.

Üniversite yıllarında da başarıdan başarıya koşuyordu. Başı polisle derde giren tüm öğretim üyelerini (babasının mesleği sayesinde) siyasi şubeden işkence yemeden çıkartabilmesi onu üniversitede haklı bir üne kavuşturmuş, tüm öğretmenleri tarafından sevilir, sayılır olmuştu.

Haklı ününü duyan dekan bir gün kendisini çağırarak “benim adımda Can, senin adın da Can, ikimiz karışıyoruz, bundan sonra senin adın belgeselci Can olsun” dediğinde hangi belgeselleri çekeceğini düşünmeye başlamıştı.

Bu düşüncesini zeki ve parlak bir mesleki kariyeri olan babasına açtığında aldığı yanıt tüm geleceğini şekillendirmişti. Babası ona “ne düşünüyorsun oğlum, kimin kağnısı gıcırdıyorsa onun belgeselini yap” demişti. O da öyle yaptı.

Her belgeselden sonraki muhteşem başarısını boğazda rakı içerek kutladı. Tek başınaydı, çünkü otlakçılara hiç tahammülü yoktu. Arkadaşları ona (gereksiz yere) cimri derlerdi.

**

Buraya kadar yazdıklarımın hepsi müptezel mizah kıvamında, ünlü bir kişinin tamamı uydurma olan “güya insan yönünü” anlatmıyor mu?

Her övgünün arkasından “güya maksadı aşan” bir cümle ile övdüğüm kişiyi yerin dibine sokmuyor muyum?

İşte buna “överken yermek” denir.

Överken yermenin ne olduğunu anlamadıysanız size bir film tavsiye edeceğim, bu filmi mutlaka izleyin.

Filmin Adı; Mustafa...

Bir insanın insan yönünü(!) överken yermenin nasıl yapıldığını anlatan en güzel film. Bu konudaki en güzel belgesel.


Mutlaka izleyin, bir gün lazım olabilir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Filmi izledim. Kesinlikle sizinle aynı fikirdeyim. Bu konuda bir yazı yazdım, onay alır ve yayınlanırsa bir göz atar mısınız?

Nilgün Akad 
 14.11.2008 0:22
Cevap :
Yazınız yayına alınmış, hemen okumaya gidiyorum.  14.11.2008 0:44
 

Çok iyiydi! Yanılmadığımı bir kez daha kanıtlamış oldunuz bu geri bildirim sayesinde. Fakat yorumculardan birgul hanıma çok haksızlık etmişsiniz hocam. Uyduruk da olsa belge belgedir de... senin uyduruk olup olmadığını belgeleyecek belgen var mı? Yalnız burada önemli bir şey kaçırmışsınız gibi geldi bana. Birgül hanım Can Bey'in yanındaymış belgeleri alırken. Keşke ona dikkat etseydiniz cevaplarken. Saygılar

Ayrıntıda gezinmek 
 08.11.2008 18:46
Cevap :
Uyduruktan bir-kaç belge hazırladım ve belgelerin bir köşesine "kişiye özel uydurmadır" kaşesi vurdum, isteyen olursa göstereceğim. :-) Birgül hanım zannediyorum ki belgeselle ilgili tüm belgeleri inceleyip onaylamış. Olamaz mı? olur tabi. :-) Sevgi ve saygılarımla...  08.11.2008 20:59
 

Hani 7-8 yıl kadar önce mahkeme salonunda rüşveti alan kişi rüşveti veren kişiye "Elinde belgen var mı?" diye sormuştu. O da "Rüşvetin belgesi mi olur lan P...." diye tarihe geçen bir cümle sarfetmişti :)) Siz "uyduruğun belgesi mi olur?" dediğinizde aklıma geldi işte birden :))

Nilgün Akad 
 08.11.2008 18:43
Cevap :
:-)))) Diyorum ya müthiş bir şifre okuyucusunuz siz... Allah herkese sizin gibi okur versin... :-)) Hay Allah, benim hiç aklıma gelmemişti bu, nereden de düşündünüz öyle birden. :-))) Dedim ya, herkesin sizin gibi bir okuru olmalı...:-)) Sevgi ve saygılar efendim.  08.11.2008 21:03
 

Sayın Can Dündar anlattıklarını tarihi belgelerle belgeledi ki bunların çoğu Atatürk'ün not defterinden alınan bölümlerdi. Sizin bu hikayenizi belgeleyecek bişeyiniz var mı?

evrak rafi 
 07.11.2008 20:17
Cevap :
Siz okuduğunuzu anladığınızdan emin misiniz? Ben hikayenin "uyduruk" olduğunu hem en başta hem en sonda söyledim. Uyduruğun belgesi mi olur Sn. Birgül. Lütfen ne anlatmak istediğimi anlayın ve bir kez daha "anlamış olarak" yorum yapın. Tabi önyargılarınızı kendinize saklayarak. Saygılarımla...  07.11.2008 21:12
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 90
Toplam yorum
: 1679
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2004
Kayıt tarihi
: 27.05.07
 
 

Yaşayacağım yıllar yaşadıklarımdan daha az... Öyleyse "adam gibi yaşamalı" diye düşünüyorum. Kola..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster