Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Kasım '08

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
548
 

Mustafa Kemal' i tanıma ve anlama süreci

Mustafa Kemal' i tanıma ve anlama süreci
 

Lise yıllarından arkadaşlarımı, oldum olası unutamadım.
Çok güzel paylaşımlar yaşadığımız bir dönemdi.
Ve izleri halen ruhumun derinlikerindedir.
Aradan uzun yıllar geçmesine rağmen, her zaman o yılları anarken hüzünlenirim.

Yoğun okuma dönemlerimiz lise yıllarındaydı.
Ders çalışmak ikinci planda kalırdı.
Öncelikli hedefimiz kitap okumaktı.
Ve hafta sonlarında Beyoğlu, Cağaloğlu gibi kitap hazinesi olan yerleri mesken tutardık.
Cumhuriyet Kitap Kulübüne üyeydim.
O zamanlar Cumhuriyet Kitap Kulübü Cağaloğlu’ndaydı.
Gazetenin hemen yanındaki yerdeydi.
Kimi zaman, hafta sonlarımızın önemli bir bölümü burada geçer, kıyıda köşede kalmış olmadık kitapları bulup çıkarmaya çalışırdık.
Okumak adına ise her anı sıkı bir şekilde değerlendirirdik.
O yıllarda Cumhuriyet Gazetesini de okumak hayli hoşuma giderdi.
Çocukluğumdan beri evimize giren tek gazete olmuştu Cumhuriyet Gazetesi.
Sanırım 1975’li yıllardan beri, aralıksız evimizin temel gazetesi olmuştu.
Cumhuriyet Gazetesini yoğun bir şekilde okuduğumuz o yıllarda, kadro çok güçlüydü.
Son derece değerli isimler yazıyordu Cumhuriyet’te.
Birçoğu öldü.
Birçoğu ayrıldı.
Başka gazetelere gittiler.
Ve bu günkü Cumhuriyet Gazetesi pek de keyif vermez hale geldi.

1980’li yılların ikinci yarısında, hem bilgisel ve kültürel dünyamızı zenginleştiriyorduk.
Hem de edindiğimiz bilgileri, birbirimizle yoğun bir şekilde tartışıyorduk.
Heyecanla.
Ve yoğun bir istekle.
Yeni bir şey öğrendiğimizde ise üzerinde konuşup tartışacak bir arkadaşı aramak olağan hale gelmişti.

Yine aynı yıllarda, Beyoğlu’n da bulunan meyhane türü yerlere giderdik.
Ve tercih ettiğimiz içki bira olurdu.
Hem fiyatı uygun olurdu.
Hem cebimizi yakmazdı.

Bu dönemlerde Mustafa Kemal’e olan ilgim yoğunlaştı.
Mustafa Kemal’in hayat hikâyesini inceleme ateşi beni o dönemlerde yakaladı.
Daha çok da Alper isimin deki sıra arkadaşımın, bu konudaki birikimi beni etkilemişti.
Mustafa Kemal’e olan düşkünlüğünü bana da aşılamıştı.
Hoş, bende zaten potansiyel olarak meyilli birisiydim.
Çünkü Mustafa Kemal’i taparcasına seven bir anne ile babanın altı çocuğundan en küçüğüydüm.
Lakin Mustafa Kemal’i kurucu bir önder olarak tanımıştım aile içerisinde.
Buna karşın, okullarda aldığımız eğitimdede Mustafa Kemal öyle derinlemesine anlatılmıyordu.
Düşünce dünyasına vurgu zayıftı.
Ve bıktırıcı, temelsiz bir sevgi aşılama çabasıydı.
Hatta zaman zaman bu bıktırıcı anlayıştan sıkıldığımızı da dile getirirdik.

Ne var ki Mustafa Kemal ile ilgili sıra arkadaşımdan dinlediğim kimi şeyler, beni Mustafa Kemal üzerine daha fazla düşünmeye itti.
Aynı zamanda, Milli Mücadele dönemi de müthiş derecede ilgimi çekmeye başlıyordu.
Lisede okurken bir muhasebe öğretmenimiz vardı.
Arif Mert.
Mustafa Kemal hayranıydı.
Ve sık sık Mustafa Kemal’den bahsederdi.
Mustafa Kemal üzerine yaptığı konuşmalarda müthiş bir bağlılık his verirdi Mustafa Kemal ve devrimlerine.
Ve bende o dönemlerde başlayan Mustafa Kemal’i daha detaylı inceleme ve araştırma hissi iyice yoğunlaşıyordu.
Ve bir dönem bütün elime geçen parayı, Mustafa Kemal ve Milli Mücadeleye yönelik kitapları alarak harcıyordum.
Gece yarılarına kadar Mustafa Kemal’in hayatını okuyordum.
İşte bu dönemlerde ilk kez rakı içmek fikri bende oluştu.

İlk kez arkadaşlarla rakı içtiğiz yer ise Beyoğlu’n da, Hayal Kahvesinin tam karşısında bulunan bir ara sokak vardır.
Bu ara sokakta bir ocak başı var.
Halen faaliyet halinde.
“Umut Ocakbaşı”
Beş arkadaş buraya gitmeye karar verdik bir Cumartesi akşamı.
Her yer de Mustafa Kemal’e ait olan fotoğraflar mevcut.
Mustafa Kemal’in söylediği özlü sözler ve fotoğrafları çerçeve haline getirilerek muntazam bir şekilde duvarlara asılmış.
İlk rakı içtiğim mekân oldu burası.
Ve buraya zaman zaman gitmeye başladık.
Yıllardır içki konusundaki ilk tercihim hep rakı olmuştur.

Derken.
Mustafa Kemal ile ilgili okuduğum kitapların sayısı hayli fazlalaştı.
Artık o denli Mustafa Kemal ile ilgili bilgiler edinmiş bir noktaya gelmiştim ki.
Sıra arkadaşım Alper bile kimi bilmediği hususları bana sorar hale gelmişti.
İlginçtir.
Bu konuda mütevaziliğimi de yitiriyordum.
Ve bir hayranlık almış başını gidiyordu.
Dolaştığımız yerlerde, zaman zaman birbirimize hatırlatırdık.
“Bak. Mustafa Kemal’de buralarda geziyormuş” gibisinden Mustafa Kemal’i anan cümlelerimiz olurdu.

Üniversite yıllarımda ise Mustafa Kemal ve Milli Mücadele dönemlerine eleştirel yaklaşımlarım oluşmaya başladı.
İdeolojik olarak yerli yerine oturmaya başlayan bir çizgim oluşuyordu.
Ve Mustafa Kemal ve fikirleri ile örtüşmeyen kimi düşüncelerim ortaya çıkıyordu.
Nedensellikleri üzerinde duruyordum.
Araştırıyordum.
İnceliyordum.
Ve bir şeyler istediğim gibi değildi.
Türkiye’de eksik olan bir şeyler vardı.
Sanki ülkenin kuruluş sürecinde bir takım sorunlar vardı.
Ve ben o sorunların neler olduğunu keşfetmeye kendimi zorluyordum.
Ve o sorunların yansıması, yıllar itibari ile kendisini gösteriyordu.
Sonra sonra bir takım şeyleri çözmeye başladım.
Ve kafamda ki soruların yanıtlarını buldukça, bu günkü vesayetçi yapının kaynağına doğru ulaşıyordum.
Eleştirilerim de zaten hep bu yönde olmuştu kuruluş sürecine.

Aradan geçen zaman içerisinde, bazı gerçeklerle karşılaştığımda ise hayli canım sıkılıyordu.
Çevremdeki hemen her insan, Kemalist olarak kendisini tanımlardı.
Ve her konuşmalarında Mustafa Kemal’e olan hayranlığını dile getirirlerdi.
Ne var ki bu çevrelerde, istisnalar dışında gördüğüm en somut şeylerden bir tanesi, genel bir çoğunluğun, Mustafa Kemal ve devrimlerine ilişkin hemen hemen hiç bir şey bilmediği gerçeği ortaya çıkıyordu.
Hatta kendisini müthiş “Kemalist” olarak tanıtan bir kişi, gözümün içerisine bakarak ve iddialı bir şekilde, Mustafa Kemal’in hiç evlenmediğini bile söylemişti.
Bu kişi aynı zamanda Antalya CHP il örgütüne üye bir isimdi.
Ve bu gibiler çevremde o denli çoktu ki.
Hem de sayıları inanılmaz düzeydeydi.
Bu konularda o denli çok örnekler verebilirim ki.
Ve bu örnekler insanı dumura uğratan cinsten şeyler.

Kendisini “Kemalist” olarak ifade eden birçok kişinin ki ciddi bir çoğunluğun “Nutuk”u okumadığını üzülerek öğrendim.
Evlerine gittiğimde, Mustafa Kemal’in hayatına ilişkin ve Milli Mücadele dönemine ilişkin tek bir kitap dahi göremiyordum.
Ama ilginçtir, bu kimseler keskin birer Mustafa Kemal savunuculuğu yapıyorlardı.
Ve yaptıkları konuşmalarda, devirdikleri çamların haddi ve hesabı yoktu.
Replikler hep aynı olanlardı.
“Laiklik, Medeni Kanun, Seçme ve Seçilme Hakları”.
Bunların dışında başkaca bir şey bilen yoktu.
Ve salt bu sebeplerden dolayı Mustafa Kemal hayranı olanlar vardı.
Bu sebeplerinde detayları hakkında hemen hemen hiçbir şey söyleyebilecek bir birikim yoktu.
Kulaktan dolmaydı tüm bilgiler.
Ayakları yere basmıyordu.
Yani efendim, kuru bilgiydi hepsi.

Zaman zaman evime konuk olan “Kemalist” dostlarım, evimin bir köşesinde oluşturduğum Mustafa Kemal ve Milli Mücadeleye yönelik kütüphanemi görünce şaşkınlıklarını gizleme ihtiyacı bile duymuyorlardı.
Böyle bir kütüphanenin çok da fazla kimsede olduğunu sanmıyorum.
En azından ben görmedim.

“Kemalist” arkadaşlarım her zamanda benim eleştirilerimden fazlasıyla nasiplenmişlerdir.

Hatta ve hatta CHP’ye gönülden bağlı olan aile dostlarımdan birisinin ilginç bir olayına tanık olmuştum.
22 Temmuz seçimlerinin hemen öncesindeydi.
Sanırım iki hafta kadar önceydi.
Antalya Kaleiçi’nde bir yere gitmiştim.
Bir hamamcı tanıdığımın yanına.
Bir iş görüşmesiydi.
Hamamcı, kendisi hacı.
Ve koyu bir rejim karşıtı.
Tarikatçı.
Seçimler için aile boyu seferber olmuşlar.
Ve seçimleri, hayatlarının önceliği haline getirmişlerdi aile boyu.
Aynı gün aile dostlarımın yanına uğradım.
Ve aile dostlarımın birbiri ile kuzen olan beş çocuğu, Aspendos’ta “Carmina Burana” konseri için bilet bulma telaşındaydılar.
Seçim mi?
Bir kez bile gündemlerini işgal etmiyordu.

Sanırım anlatabildim.

İşte ülkemizde kuru bir Mustafa Kemal sevgisine örnektir anlattığımız olay.
Gerisini siz düşünün.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sevgili Nihat Yıldız, Tüm yanlışlar Atatürk'ü yeterince tanıyamamaktan ileri geliyor. Onu tanımak için üç beş kitap yetmiyor. Kendisi o hızlı, o yoğun yaşamın içine 3996 kitap sığdırmış. hem de çoğunun altını çizerek ve not alarak. Bunlar belgelerle mevcut.O çağda, kitabın bu kadar bol olmadığı bir zamanda.Bunlar belirlenebilenler.Daha fazlasını bilemiyoruz. Ya günümüz insanları? Okuyan sayısı üzücü ama, az. Bu , sorunumuz olarak baş sırada. Selamlar

Hüseyin Seyfi 
 18.11.2008 22:07
Cevap :
Sayın hocam son derece doğru bir tespitte bulunmuşsunuz. Mustafa Kemal'i anlamak için kesinlikle son derece ayrıntılı bir şekilde araştırma yapmak gerekiyor. Bir kaç basmakalıp klişe söylemin arkasına gizlenerek Mustafa Kemal anlaşılamaz ve anlatılamaz. Okuma araştırma ve öğrenme süreci sonrasında bir dizi saptamalarda bulunmak toplumumuza hayli uzak. Hal böyle olunca kurucu önderimizi dahi tam olarak algılayamıyoruz. Değerli yorumunuz ve katkınız için teşekkür ederim.  19.11.2008 11:11
 

Ne kadar güzel Mustafa Kemal'e olan ilginiz.Fakat onu okuyan ve ilgi duyan herkesin bir kütüphanesi olacak diyede birşey yok.Kütüphanesi olmayanlar bilgisiz anlamına geliyor yazdıklarınız.Sizin bahsettiğiniz tarzda insanlar maalesef çok. Okumuyor,öğrenmiyoruz fakat ahkam kesmeyi çok seviyoruz.Sayfanızdan 10 Kasım sebebi ile Ata'mızıda anmak istiyorum.Nur içinde yatsın.Saygılarımla...

Murat GÜLCEK - Yakamoz35 
 09.11.2008 3:15
Cevap :
Sevgili Murat Türkiye'nin en ciddi sorunu sınırları çizilmiş olan bir bilgi edinme yapısı var. Milli eğitim müfredatı yıllarca Mustafa Kemal'i tanıtan ve anlatan bir eğitim çizgisindedir. İyi bir araştırma yapıldığında verilmiş olan eğitim ile Mustafa Kemal gerçeğinin hiç de örtüşmediğidir. Kütüphane konusuna gelince. Aslında vurgulamak istediğim şey araştırma yapmadan ve öğrenmeden çok şey bildiğini sananlara yönelik bir serzenişti benimkisi. Ve ben her zaman şu gerçeğin atlanmamasından yanayım. Resmi ideoloji eksenli tüm söylemler bu topraklarda mutlaka ve mutlaka sorgulanmalıdır. Çünkü resmi ideoloji gerçekleri inanılmaz düzeyde çarpıtıyor. Saygılarımla  11.11.2008 8:41
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1512
Toplam yorum
: 3024
Toplam mesaj
: 195
Ort. okunma sayısı
: 1103
Kayıt tarihi
: 07.08.07
 
 

Yazarım... Okurum... Öğrencilik yıllarımda çok yazdım... Kompozisyon derslerinde yazdım... Duvar ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster