Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Eylül '16

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
4381
 

Mustafa Kemal Atatürk ve Napolyon Bonopart

Mustafa Kemal Atatürk ve Napolyon Bonopart
 

Atatürk, Napolyon


İnsanlık tarihine damgasını vurmuş pek çok önder vardır ve her ulus, mutlaka kendi içerisinden çıkanı önemseme eğilimi gösterir. Kişisel olarak ben de bu kurala bağlıyım. Biri yabancı olan diğeri ise bizden olan olağanüstü iki insana özel ilgim var. Zekâda ve dehada eşit olarak denk bulduğum iki lider arasında ise belirgin farklılıklar vardır. Atatürk, batık bir ülke, hasta bir imparatorluktan ve iflas etmiş bir rejimden yepyeni bir Ulus icat etmiş, yani kurucudur. Napolyon Bonapart ise Ülkesi Fransa’yı can çekişirken diriltmiş sonra da kendi eliyle batırmış, yani yıkıcıdır. (Tarihteki yıkıcı liderlerin en önemlilerinden birisi ise Adolf Hitler’dir.) Başlangıçta her ikisi de Cumhuriyetçi ve diktatör eğilimleri gösterir. Ancak, Atatürk, cumhuriyet rejimini kurduktan sonra, hem Türkiye’nin hem de kendi sınırlarını çizmeyi bilmiş, sistemi kişi üzerine değil devletin devamlılığı üzerine oturtmuştur. Napolyon ise, hızlı bir cumhuriyetçi iken Ülkesindeki kargaşaya son vermenin çaresini “tek adamlıkta” bulmuş, emekleyen rejimi kesintiye uğratmasına karşın bir imparatorluk kurmuş, ancak hızını alamayıp imparatorluğu genişletmeye kalkınca şapa oturmuştur. Atatürk öldüğünde, Türkiye yasal düzenlemeleri, kendine güveni ve taze güçleriyle pırıl pırıl Ulus bir Ülkedir. Napolyon, İngilizler tarafından Sainte Helene adasına ölmeye gönderildiğinde ise, Fransa her üç erkeğinden birini savaşlarda yitirmiş, cansız, kansız, yenik bir Ülkedir.

Ama önderlerinin arasındaki bu yapıcılık ve yıkıcılık farkı, Fransa’nın Napolyon’dan bu yana düşünce açısından sürekli ilerlemesini, Türkiye’nin ise Atatürk’ten bu yana sürekli gerilemesini engellememiştir. Bunun nedeni nedir? Kültür, zaman içerisinde Ülkelerin veya insanların rasyonel, olumlu, nitelikli birikimlerinin tamamıdır. Akli süreç unsuru olan kültürün karşıtlığı olan kültürsüzlük ise çürüme, yozlaşma, dejenerasyon olarak toplumlarda ortaya çıkmaktadır.

Nutuğu her okuduğumda duygusallaşır hatta ağlarım. Çünkü Atatürk hep yalnız bir adamdır. Bir önder düşünün ki, kara cahil denilebilecek düzeydeki bir toplum yapısından “yurttaşlık” bilinci olmayan bir tebaadan Ulus yaratıyor, yarattığı ulusa ise ‘c’sini bilmediği bir toplum rejimi olan, kabul ettiriyor, kabul ettirmekle kalmayıp amaca inandırıyor ve eğitiyor. Başardıktan sonra “Benim fani vücudum bir gün toprak olacak, ama Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacak,” diyor, yani yoktan var ettiği devlet ve rejimi, kendi varlığının üzerine çıkarıyor. Oysa kurucu kadro dahil olmak üzere en yakın çevresi, toplumun ezici çoğunluğu, Ulusal önderimizin gösterdiği hedefleri ve yolu genişleteceğine, parlamenter çoğulcu rejime sahip çıkacağına, eski tas eski hamam söylemine uygun olarak, kişi tapınmasını yani tebaa alışkanlığını sürdürüyor. Ölmüş önderin milyonlarca üstelik çirkin mi çirkin heykeli dikiliyor. Ama eseri olan Cumhuriyet rejiminin orasından burasından kırpıp yeniliyor ve Atatürk’ün en çekindiği tehlikenin irticanın kucağına atılıyor. Ölümünden sonra; düşünce ve ideallerini anlatmak yerine, hakkında ‘sarı saçlı mavi gözlü’ türünden menkıbeler yazılıyor. Düşünce ve dünya görüşünün analizi yapılamıyor ve evrensel anlamda da tanımlanamıyor.

Napolyon, siyasi ve askeri anlamda Atatürk kadar başarılı olamamış bir lideri O da dahi, hatta bilim adamı kendi adını taşıyan iki geometri kuralına sahip matematikçidir. Napolyon’un en büyük şansı, düşüncesini irdeleyen insanların kalitesinde yatmaktadır. Yenik bir Napolyon’un önemi ve büyüklüğünü, bugüne ve geleceğe taşıyan araştırmacı ve onu yorumlayanlardır. Örneğin; Victor Hugo ve Honore de Balzac, Napolyon’un çağdaşlarıdır. Atatürk’ün çağdaşı olan evrensel çapta bir isim söyleyebilir miyiz? Atatürk’ün yalnızlığı bir anlamda buradadır. Türkiye’nin Atatürk döneminde, en iyi eğitilmiş, en aydın ve düşünen insanları, onun ileri görüşünü gerçekten anlayıp paylaşabilecek düzeyde değildirler. Fransa ise bu konuda çok zengindir. Asıl hedefi, insanları düşünmeye ve araştırmaya sevk eden felsefe, Fransa’da temel derslerden biri iken Türkiye’de felsefe ders olarak okullardan kaldırılmıştır.

Fransa’da aristokrat ailelerin dışında kimsenin devletin yönetiminde var olmazken fakir bir ailenin çocuğu olarak Napolyon Fransa’nın başına geçmiştir. Fakir ve yetim olan Mustafa Kemal ise parçalanmakta olan bir İmparatorluktan bir Ulus kurarak başına geçmiş, kronik derecede hasta olan bir toplumu onarmıştır. Napolyon Ulusu tarafından yüceltilirken, Ulusal önderimiz unutturulmaya çalışılmıştır. Napolyon bir devlet adamı olarak tüm Fransa’da ve Avrupa’da büyük liberal reformlar uygulamış, yönetimi sırasında bir halk eğitim sistemi kurmuş; feodalizmin kalıntılarını ortadan kaldırmıştır. Benzer şekilde Atatürk devrimler yapmış halkı eğitim çabaları göstermiş, ancak feodalizmi tam olarak ortadan kaldırmasına ömrü yetmemiştir.

Birinin Ülkesi refah devletine geçmiş biri ise yaşadığımız her gün gördüğümüz orta öğrenimdeki fen bilgisi dersinde öğretmenin anlatım ifadesi ile şekil A’daki gibidir.

Nizamettin BİBER

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sayın Biber, çok ilginç bir karşılaştırma olmuş. Beyninize, elinize sağlık.

Nevzat Dağlı 
 06.10.2016 20:11
Cevap :
Teşekkür ederim Nevzat hocam ilgine sağlık, selam ve saygılar.  07.10.2016 8:28
 

Ulus bilinci olmiyan devletler sonunda dagilmaya mahkum oluyor. Gecmis ve gunumuz ornekleri ile dolu.Ulus ise tek bayrak, tek dil ve vatan onderliginde olusuyor. Gunumuzde bir irktan soz etmek cok da yerinde olmaz ama sembolik bir ad mutlak gerekir sanimca. Dunyaya hakim emperyalist sistem bu birliktelikleri yikmak ve somurmek uzere sistemini gelistiriyor. Siradan halkin boylesi derinlikleri anlamasini beklemek simdilik hayal hele bizim ulkemiz gibi egitim yasi hayli dusuk ulkemizde.Bu acidan eli kalem tutanlara cok is dusmekte gelecek nesillerin gelecegi adina. Selamlar

Newyorker 
 20.09.2016 16:20
Cevap :
İmparatorlukların dağılması sonucu Ulus devletler oluşmaya başladı ve temelinde ise Ulus bilinci olan bireyler vardı. Ulus vatandaşı oluşmayan ve yetiştiremeyen devlet ve Uluslar emperyalizmin yemi olmaya mahkumdur. Her Ulusta Kurucu ve baskın ırk o Ulusun motorudur. Ulus değerlerini misaki millisini savunması gereken ilk önce o ülkenin aydınları olmalıdır. Ama bu coğrafya hain ve satılık kendi değerlerine yabancı tatlı su aydınları ve aydınımsılarla doludur. Ülkenin dinamiğini ve varlığını oluşturan Ulus vatandaşı yozlaştıkça dejenere oldukça çürüme ve çözülme kaçınılmazdır. İşin en önemli ayağı ise bu algıyı meydana getirecek bireyleri yetiştirecek nitelikli eğitimdir. Çok mu zordur? Hayır niyet ve çaba önemlidir. Daha iyi yöneteceğim iddiasındakilerin ne yapmak istedikleri veya ne yaptıkları ise sonucu belirlemektedir. selam ve saygı ile.  21.09.2016 16:54
 

Atatürk'ün Napolyonun aksine kültürel olarak geri kalmış bir toplumda "tek ve yalnız" kalmış bir lider olduğu tespitinize katılıyorum. Ancak sorun Türk halkının geri kalmış bir toplum olması veya irtica değil, Atatürk'ün kurduğu siyasi partinin onun kadar ilerici ve devrimci olmamasıdır. Toplumun gelişmesini muhafazakar kesimden değil ilerici olduğunu varsaydığımız CHP yandaşlarından bekleyebiliriz. Oysa CHP maalesef bu misyonu yerine getirememiş ve haliyle de Türkiyenin geriye gitmesine vesile olmuştur. Ben kabahati dinci dediğimiz partilerde bulmuyorum bana göre tek suçlu "ileri, devrimci" olduğunu varsaydığımız kesimdir. CHP ulusal trenin güçlü bir lokomotifi olması gerekirken o trenin yükvagonlarından biri olmuş ve bu nedenle de meydan dini referans kabul eden çoğunluğa kalmıştır. Günümüz Atatürkçüleri de Atatürk'ün tırnağı değil kılının ucu bile olamazlar. Sevgi ve selamlarımla

Matilla 
 20.09.2016 11:22
Cevap :
Mustafa bey, çok değerli yerinde tespitlerinize ben de içtenlikle katılıyorum. Zira Atatürk dışında kurucu kadronun da Cumhuriyeti ve demokrasiyi içselleştiremediği dolayısı topluma öncülük yapacak düzeyde olmadıkları gerçeği ortadadır. sonuçta CHP kurumsal bir yapı onu var etmesi ve geliştirmesi gerekenler kadrolardır. Evet sizin de ifade ettiğiniz gibi Atatürkçüler Kemalizmi algılayamadı onu şekilsel bir biçimcilikle kutsamanın yeterli olacağını sandılar, karşı devrimciler, cumhuriyet düşmanları hep tetikteydiler, doğa boşluk kaldırmaz misali çakma Atatürkçüler tarafından oluşturulan boşlukları hızla doldurdular, nihayetinde sonuçta ortada. Önemli katkı sunan yorumunuz için teşekkür eder, selam saygı ve sevgiler sunarım, esen kalınız.   20.09.2016 13:31
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 881
Toplam yorum
: 3744
Toplam mesaj
: 85
Ort. okunma sayısı
: 2608
Kayıt tarihi
: 06.06.12
 
 

Yeni dünya düzensizliğinde insan olmaya çalışan ve okuyarak ne kadar cahil olduğunu gören, olayla..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster