Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Ekim '12

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
999
 

Mustafa Kemal'imle sohbet...

Mustafa Kemal'imle sohbet...
 

Atam, Mustafa Kemal’im, ATATÜRK’üm,
Bilmiyorum sen bugün ne hissediyorsun?

Malûm bugün BAYRAM!
89 yıl önce, SENİN, o çok sevdiğin, güvendiğin, inandığın milletinle birlikte, yine senin ve milletinin  o tüm varlığınızla,  ülkesini-devletini-milletini sevenler olarak aynı amaç ve ülküde-inançta birleşip, bütünleşerek, vatanımızı, ülkemizi, devletimizi, milletimizi, halkını-insanlarını düşman çizmesiyle ezilmekten, yok olmaktan, yıkılmaktan, yağmalanmaktan, bölünmekten, parçalanmaktan, bu devletin ve halkının özgürlüğünün-hakkının- insanlığının-varlığının çiğnenmesinden koruyup-kurtararak, yeni-yepyeni bir Türk devleti kurduğun, eskisinin enkazından ve kalanlardan tarihte yine bir Türk devleti daha yaratan Allah’ın izniyle, senin de bunu başardığın GÜNÜN yıldönümü..! Senin ifadenle, en büyük bayram, büyük bir bayram bugün!

Ve bunu başarmamızın, sevincimizin, mutluluğumuzun, onurumuzun, haklı mücadelemizin, senin önderliğinde kurtuluş savaşımızı kazanarak zaten yine Allah'ın lûtfuyla ve izniyle de hak ettiğimiz ve sahip olduğumuz bu Cumhuriyetimizin, hep o aynı ruhla, imanla, inançla, onurla, hakla ve eminlikle-güveni, güvenci, güvencesiyle, güvençle kutlanması, unutulmaması-hatırlanması, hep yaşanması ve yaşatılması için “yine” bize, hakedene yani, halkına armağan ettiğin CUMHURİYET BAYRAMIMIZ!

Bizim de… senin hep o sarsılmaz inancınla-sevginle güvendiğin, bağlı olduğun ve zaten senin de yine onun içinden doğduğun imanın, yüreğin, bilincin, karakterin, ahlâkın kaynağı olarak, bunu hep idame ettirecek gençlerin-halkın-insanların-milletin, ülken ve devletin olarak da 89 yıldır sevinçle, onurla, coşkuyla ve hakkımız ve senin de hakkın olarak zaten hep  ve Allah’a hamd ederek de kutladığımız ve kutlayacak da olduğumuz Cumhuriyet Bayramımız…

Geçmişte de olduğu gibi ve hep gelecekte de olacağı gibi, BUGÜN de kutladık, kutluyoruz…

Gerçi… (ki sen de biliyorsun ya zaten), son zamanlarda biraz buruk da kutluyorduk… Ama bugün… bugün……..

Senin o, halkına-milletine-insanına muhteşem sevgini, inancını, ve… “Türk milleti zorlukları yenmesini bilmiştir. Türk milletinin karakteri yüksektir; Türk milleti büyüktür, kahramandır; Türk milleti çalışkandır, zekidir”, doğrudur… şeklinde ilerleyen takdir ve yüceltme söylemlerini gerçekten halkının, insanının ne kadar hakettiğini bir kez daha kanıtlayan da bir gün olmuştur.

Onun için merak ediyorum, sen ne hisssediyorsun? Ruhun huzurlu, emin ve rahat mı?
Çünkü eminim ki evet, onur duyuyorsun, gurur duyuyorsun ve duymuşsundur da  yine insanınla, Cumhuriyetimizle, demokrasimizle… biliyorum bunu fakat, 10. Yıl nutkunda da belirttiğin gibi, “yaptıklarımızı asla kâfi göremeyiz”, tabii ki yaptıklarımız halâ yeterli değildir… zira hatırlıyoruz şöyle demiştin bizlere ve bunları başarmalıyız demekteydin bizlere de:

“daha çok ve daha büyük işler yapmak mecburiyetinde ve azmindeyiz. Yurdumuzu dünyanın en mamur ve en medeni memleketleri seviyesine çıkaracağız.

Milletimizi en geniş refah vasıta ve kaynaklarına sahip kılacağız. “Milli kültürümüzü”, muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız. Bunun için bize zaman ölçüsü, geçmiş asırların “gevşetici zihniyetine göre değil”, asrımızın sürat ve HAREKET mefhumuna göre düşünülmelidir.

Geçen zamana “nispetle”, daha çok çalışacağız. Daha az zamanda, daha büyük işler başaracağız. Bunda da muvaffak olacağımıza şüphem yoktur. Çünkü Türk milletinin karakteri yüksektir.Türk milleti çalışkandır.Türk milleti zekidir. Çünkü, Türk milleti, “milli birlik ve beraberlikte” güçlükleri yenmesini bilir. Ve çünkü, Türk milletinin elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müsbet ilimdir.

Bunu da ehemmiyetle tebarüz ettirmeliyim ki, “yüksek bir insan cemiyeti olan” Türk milletinin tarihi vasfı da, güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir. Bunun içindir ki milletimizin yüksek karakterini, yorulmaz çalışkanlığını, zekasını, ilme bağlılığını, güzel sanatlara sevgisini, milli birlik duygusunu “mütemadiyen” ve her türlü “vasıta ve tedbirlerle” besleyerek “inkişaf ettirmek”, milli ülkümüzdür!

Türk milletine çok yakışan bu “ülkü”, onu, “bütün beşeriyette” hakiki huzurun temini yolunda, kendine düşen medeni vazifeyi yapmakta, muvaffak ka(ı)lacaktır.

Büyük Türk milleti… on beş yıldan beri giriştiğimiz işlerde muvaffakiyet vaadeden çok sözlerimi işittin. Bahtiyarım ki, bu sözlerimin hiçbirinde, milletimin hakkımdaki itimadını sarsacak bir isabetsizliğe uğramadım.

Bugün, aynı iman ve katiyetle söylüyorum ki, “milli ülküye” tam bir bütünlükte “yürümekte” olan Türk milletinin, “büyük millet” olduğunu bütün medeni alem, az zamanda, BİR KERE DAHA tanıyacaktır. “Asla şüphem yoktur ki”, Türklüğün unutulmuş “büyük medeni vasfı” ve “büyük medeni kabiliyeti”, bundan sonraki inkişafı ile, atinin yüksek medeniyet ufkundan, yeni bir güneş gibi doğacaktır!

Türk milleti;
Ebediyete akıp giden her on senede, bu büyük millet bayramını, daha büyük şereflerle, saadetlerle, huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim.

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE “

Bahtiyarsındır halâ diliyorum… Bahtiyar mısın Atam? Bunu senden duymak, bilmek, bundan ben de emin olmak, hiç şüphe duymamak istiyorum.

Ve ne ilginçtir işte ve yine, senin zekân, büyüklüğün gücün ve kudretin de burdadır ki işte, SEN, bunları yıllar önce söyledin ama sanki bugün… ve bugünü sen de bizlerle birlikte yaşamış bilmiş, görmüş gibi, yine bugünü söyler de gibisin.

BİZ BU DEDİKLERİNİ PEKİ,  geçen zaman içinde YAPABİLDİK Mİ?
Onun için evet işte, merak ediyorum, halâ ve yine böyle mi hissediyorsun?

Çünkü senden sonra biz bunları, sanki pek… tam böyle… başaramadık gibi. Nitekim senden sonra Cumhuriyetinde yapılanlar, olanlar bitenler, acıtmış olmalıdır seni de diye endişem de var. Hatta bazılarımız bu günler için senden özürler dilemiş, “affet bizi Atam” diyenlerimiz de olmuştur.  Çünkü öyle ki yine sen, “Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek türk kültürü olan, Türkiye Cumhuriyetidir. Bundaki muvaffakiyeti Türk milletinin ve onun değerli ordusunun (milletiyle) bir ve beraber olarak azimkârane yürümesine borçluyuz.” da demiştin ama o değerli ordumuzun şerefli ve değerli komutanları-subayları ve onlarla aynı kanaat, iman, karar ve azimde olanlar, yani milletiyle ve miletinin cumhuriyetinin yararı ve bekâsı için hizmette olanlar ve bulunanlar, şimdilerde sanki birer teröristmişler gibi değerlendirilerek hapislere tıkılmış vaziyettedirler.

Onun için böyle şeyler olmaktayken, sen neler hissetmektesin, ya da hissetmekteydin mesela?
Kırgın mıydın bizlere, kızmakta mıydın?
Üzgün müydün sen de bizler gibi… Yine umutlu ve inançlı ama yine de ah, ah ve vah vah demekte miydin bizler gibi?
Yoksa sen zaten emindin, emin olduğun-bildiğin için de, senin zaten hiçbir endişen yok muydu?
Gelip geçici şeylerdir bunlar, işin doğasında vardır zaten böyle şeyler diyerek,
Hatta bugün kıs kıs gülmekte misin  tüm şu olan bitenlere… ve daha önce bizlerin de, birilerinin de dediklerine yaptıklarına… yapılanlara… mesela?

Bilmiyorum işte, onun için zaten sana sohbete geldim… ruhun nasıl, ne hissediyor şu anda?

Çünkü bugün de yine aslında halâ ve biliyorsun da, kutladık kutluyoruz ama,  hem de bugün üstelik daha da bir inançla, daha bir başka kutlayışla ve onurla da… ancak, “herkes”, istisnasız tüm millet, iktidarıyla yönetimiyle yönetilenleriyle, azınlıklarıyla çoğunluklarıyla vs… yani bu Türk milletini, bu halkı oluşturan, bu vatanın-bu toprakların sahiplerinin tamamı, yine aynı duygu ve inançla, onurla, yürekle, bilinçle kutlamışlar mıdır… veya aynı içtenlikle mi, yoksa içlerinden gelmeyerek (mecburen) kutlayanlar da var mıdır?.. ya da yok mudur?

Çünkü bunun en açık kanıtlarını-göstergelerini de yaşadık, izledik, gördük yine bugün.. ve bir kez daha!

Mesela şu Kürt azınlığımızın, güya haklarını korumak, “varsa da” almak için kurulmuş olan ve hep bunu savunan, “sadece” bunu, bu haklı ve gerekli amacı savunduklarını “söyleyen”, böylece de yasama gücüne resmen ortak-dahil resmî bir siyasî parti olarak TBMM’de kürt vatandaşlarımızı temsil etme hakkını dahi büyük bir yücelik ve adalet duygusu, bilinciyle ve de demokratiklikle (düşün yani demokrasimizin eriştiği noktayı!) yine bizim onlara zaten verdiğimiz, teslim ettiğimiz, bahşettiğimiz BDP,  Cumhuriyet Bayramı kutlamalarına pek de katılmamaktadır! Zaten, il binalarına filan da bayrağımızı bile asmamaktadırlar.  Hatta PKK adında ayrılıkçı bir terörist örgütle sarmaş dolaş olup onları beslemekte-desteklemekte ve o örgüt de sınırlarımıza-insanlarımıza-haklarımıza-birliğimize- bütünlüğümüze saldırmakta, bizi meşgul etmekte, bize zaman ve kaynak harcatmakta, sorun yaratmakta, askerlerimizi –polisimizi - insanlarımızı öldürmekte, bize, devletimize-vatanımıza zarar vermektedir AMA, işte öyle bir örgütü kucaklayan,  onlarla sarmaş dolaş kucaklaşan o BDP ve BDP’liler, Türkiye Cumhuriyeti devletinin ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin… yani yine TÜRK Milletinin birer millet vekilidirler… hem de yasal-yasal, basbayağı yasal yasal…. her nasıl oluyor ve olabilmekteyse bu iş böyle…??? (Düşün yani yine işte, sadece demokratlığımızın-demokrasimizin derecesini değil, sadece hak bilirliğimizin, hak VEREN, HAK KABUL EDEN OLDUĞUMUZUN derecesini, DEMOKRATLIĞIMIZIN  ne denli ileri ve yüksek boyutlara, (yani artık ifrata dahi) eriştiğini değil, aklımızın da olup olmadığını!)

Keza,  bizzat yönetimimiz-hükümetimiz, bunlara peki yasaları işleterek, bir yaptırım da uygulamakta mıdır? Hayır!

Zira şu da olmuştur:
Keza yine, ve bugün de,  bizzat yönetimimiz, devletim, yani iktidar,
Yani, bu şu da demektir ki: TBMM’de devletimizi, çıkarlarımızı, cumhuriyetimizi, demokrasimizi, hukukumu, adaletimizi, yasalarımızı, anayasa ilkelerimizi , yine anayasa ilkeleri, yasalar ve haklar çerçevesinde korumak, yürütmek, sürdürmek, uygulamak ve o doğrultuda ülkemizin sorunlarını çözmek, gerekli tedbirleri almakla ve yasalara göre hakça hakedene yaptırım uygulanmasını sağlamakla da  yükümlü; haksızlıkları, hak gasplarını, yasalara ve hak olan özgürlüklere aykırılıkları önleyerek, bütün yaptığı işleri ve tasarruflarını - kararlarını ve hareketlerini bütünlüğümüzün, varlığımızın, devlet-vatan-ülke ve millet menfaatlerimizin zararına olmayacak şekilde, VATANIMIZA – ÜLKEMİZE – BİZLERE, yani masuma, mazluma, mağdura, haklıya ve doğruya  YARARI OLACAK ŞEKİLDE  uygulamak ve yürütmek üzere, yine yasama ve yönetim “sorumluluğu, görevi ve erki, yetkisi, hakkı” verdiğimiz, sunduğumuz-bahşettiğimiz- lûtfettiğimiz hükümetimiz “tarafından”… ve ona bağlı emniyet güçleri, valiler, kaymakamlar, belediyeler olarak içişlerinden sorumlu ve yetkili iradelerce,
bizzat halkın, nice STK’mızın-derneğimizin ve ana muhalefet partimizin sırf bu bayramı biz de bir araya gelerek toplanarak hep birlikte  “halk olarak, HALKLA BERABERCE” bu amaçta-sevinçte-heyecan ve coşkuda bütünleşerek kutlama isteğimize, irademize, özgürlüğümüze ve en doğal hakkımıza… bir “lüks” olarak bak(ıl)abilip,  “yasak” sayılabilip, denilebilip, böyle bir hak kendilerinde görebilip BU İRADEMİZ VE HAKKIMIZ, ÖZGÜRLÜĞÜMÜZ engellenmeye, türlü bin türlü abesle iştigal, mantıksız, iyi niyetten de yoksun, haktan da yoksun, “gerçeklikten” ve “doğallıktan” da yoksun, “normallikten de” yoksun bir şekilde önlenmeye çalışılmış, hatta halkımıza ellerinde bayraklarla sadece bu amaçla toplanan-gelen insanlara biber gazları, insanlara ve bayraklara tazyikli sular sıkılmıştır. Hatta hatta topluca sana gelmemize, seni ziyaret etmemize, önünde-kabrinde saygı duruşunda bulunup üç kulhuvallah, bir elham okumamıza saatlerce set çekilmiştir.

Ama ne olmuştur?... Kural ve asıl işleyiş yasası değişmemiş ve şu evren yasası ve Allah hükmü hiç değişmeyecektir hep de o işleyecek ve o geçerli olacaktır:  Halkın ve hakkın gücü ve iradesi karşısında başka hiçbir güç duramaz, direnemez, galip de gelemez..! Daima halkın gücüne, hakkına ve iradesine karşı gelen güç yenilmeye, devrilmeye, yıkılmaya, “geri adım atmaya”, çünkü kaybetmeye mahkûmdur!!!!

Sadece başkentimde de değil, ülkemin çeşitli vilayetlerinde, belediyelerine bağlı yerleşim birimlerinde, sana bir çelenk, bir çiçek getirmem dahi engellenmiştir, bu dahi “yasaklanmıştır”… Herhalde milletin olarak hatırana-yaptıklarına- bize kattıkların ve senin anına gösterdiğim saygı, vefam, sevgim ve sadakatim kıskanılmış olsa gerektir diye düşünüyorum kendi kendime. Çünkü, bir çiçek yaaa, bir çelenk… düşün yani… Neyi, kimden ve niye esirgemektedirler… ve de nasıl esirgeyebilmektedirler??!!
Ben bunu onlara, işte böyle ve bugünkü gibi… SORMAZ MIYIM?!

Alternatif diyorlar… ne gerek varmış alternatif kutlamaya, başka bir amaç varmış bunun altında… İşte bu nedenle gerek var, bu nedenle alternatif!! Ben HALK'ım, SORARIM!

Ve büstlerin tabii… heykellerin, duvarlardaki/paralardaki resimlerin, taşlanmakta- kırılmakta, indirilmekte, zarar vermeye çalışılmakta, yok edilmeye çalışılmaktadır ki sen de zaten bilmektesin. Unutturulmaya çalışılmaktasın.  Etkinin, etkinliğinin, etkilerinin, etkisizleştirilmesine, etkinsizleştirilmesine, etkinsizleştirilmeye çalışılmaktasın.  Ve senle birlikte tabii ki ben de, ben de yani halk da, halkın da… ve ordun da, yani asker de-askerin de…

Ve hep diyorum ya, yalnız şimdi de değil, böyle olunca da değil, taaaaa önceden beri zaten böyle de olacağını bildiğin öngördüğün için de, “ASIL”, fikirlerin, asıl sen… ve eserlerin, haliyle cumhuriyetin de  pek tabii ki, yıkılmaya yokedilmeye, unutturulmaya, sana ve senle ilintili herşeye kötülük yapılmaya, zarar verilmeye çalışılmaktadır…

Atam… Bir şey soracağım:  Sen ne yaptın bunlara, senden bu kadar nefret edecekleri kadar? Bu denli hasetle-fesatlıkla-kıskançlıkla kin, hırs ve intikamla dolacakları kadar?
Aklım almıyor, çünkü o kadar büyük bir çelişki var ki ortada, zira onlara da yine SEN, bu vatanı böyle özgür, bağımsız ve demokrasiyle, cumhuriyet gibi bir rejimle de armağan ettin ki, “onlar da bu nimetlerden yararlanarak zaten”  teee iktidar veya siyasi parti olup seçilebilmiş de oldular..!

Onun için, zaman zaman, çok da fazla vermişsin, fazla güvenmişsin,  fazla güvenmektesin, aslında hatta bu kadar özgürlük, bu denli demokratiklik, OLGUNLUK, bu denli adalet-adillik, bu denli büyüklük-yücelik, iyi niyet falan da fazla, keşke asıl biraz da diktatör olabileydin, hepsinin kökünü daha o zamanlar kesin kes temizleyeydin diye düşünmekten kendimi alamamaktayımdır da açıkçası, bilesin!

Neyse ama, daha da bir düşündüğümde, sen haklısın, sen güzelsin işte, temizsin, ap-ak, sen bir tanesin ve bilensin zaten sonuçta..! Gelip, dönüp dolaşıp gene seninle bütünleşiyorum ve tabii ki doğruda yine ve hep olduğu gibi seninle birleşiyorum. Yine sana hak veriyor, seni doğru buluyor, seni takdir ediyorum.

Ama zaman zaman da itiraz edeceğimdir çünkü mesela diyorsun ki Türk milleti zekidir..! Eveettt, ama, zekidir de, aklı hep nerde olmayacak işler veya alavere dalavere ona aslında çalışmaktadır.  Hem şu olan bitenlere de işte ne demeli… bütün bunları yapan… veya bunlara göz yuman, ses çıkarmayan ya da böyle yapacak olanı  seçen de, başına getiren de, ondan sonra da böyle durumlar yaşayan, inleyen, bu ne böyle diyen de yine o senin zeki milletin değil midir? Zaten sen de bilirsin ki salaklar da zekîlerden çıkar ancak, sadece aptalların zekâsı da kıttır Atam, kabul et!

Şu benim halkım, yani senin de halkın tabii, sıkça da yanlışlardadır.
Üstelik bir de şu var, hal böyle olunca… aklı yani, böyle olmayacak işlere, alavereye dalavereye çalışınca…
E hani nerde kalır o zaman Türk milleti büyüktür, Türk milletinin karakteri yüksektir? Tamam evet, bir bakıma da gerçekten de yüksektir de bak, hele de diğer milletlerle kıyaslandığında, iyi ki Türküm diye gurur duyarım ben de kendimle-milletimle de zaten ama… işte yani, aması da var işin.

Hee yine, onurludur da bak, ben de onurluyum.. Ama bazılarının hiç de benim kadar onurlu olmadığını da görüyorum ki, zaman zaman milli onurumuzun dahi ayaklar altına alınabildiğine, onurumuzun-hakkımızın çiğnendiğine, yine o kendi milletimin bunlara da tepkisiz, sus pus kalabildiğine  tanık da olabilmekteyiz.

Çalışkandır da diyorsun… bak onda hiç kusura bakma yanılıyorsun.. tembel değildir tamam, ona katılırım ancak, asıl olan şudur: Kolaycıdır be Atam, Türk milleti kolaycıdır!

Öyle her ıvır zıvıra ses çıkarmaz, keyfini rahatını bozmaz, ağır ol molla desinler hesabına, parmağını bile kıpırdatmaz, tepki mepki göstermez… ne zaman ki o ıvır zıvır saydığı-sandığı-zannettiği “ayrıntıların” hiç de öyle ıvır zıvır olmadığını anlaya!

Cesurdur, kahramandır, güçlüdür… diyorsun, ben de diyorum ki belli koşullarda! Her zaman değil ne yazık ki. Biri çıkarsa önüne, onu peşinden sürükleyecek… he işte o zaman, müthiş gözü karadır. Yıkmayacağı set, devirmeyeceği barikat, aşmayacağı engel kalmaz önünde! Veya bekler bekler bekler, olgunluktan mıdır, sağduyudan mıdır, yoksa kolaycılıktan mıdır yine, ya da çıkarcılıktan veya çekinceden midir – korkudan mıdır nedir bilinmez, bekler bekler bekler, susar susar susar, ama “yok artık daha nereye kadar” diye beklemekten susmaktan bu defa sıkılır, yorulur da sabrı taşarsa, yavaş atın tekmesi pek olur hesabına, ya da havlayan köpek zaten ısırmaz, havlamayandan asıl kork hesabına ya da  "nihayet" artık, “Len benim bir gücüm vardı be, halkım ben halk..! bu hakkı da erki, gücü de ben kendi gücümden, kendi ellerimle, ben verdim size, verdiğim gibi almasını da, tokadı indirmesini de bilirim icabında, sen kim oluyorsun, kimden neyi esirgiyorsun, sen kimin hakkını kime vermiyorsun, kimin hakkını kimden alıyorsun, sen bu gücü nerden alıyorsun, ne yapıyorsun sen; sen zarar veriyorsun, sen kötülük ediyorsun, sen haksızlık ediyorsun, sen kendini ne sanıyorsun, ben kimseden izin almam, ben haksızlığa gelmem-gelemem, kimseye de haksızlık yapmak ve özgürlüğümü kısıtlamak hakkı vermem, güçlü benim… ve özgürüm. Haklıyım… halkım ben halk!” diye parlak ve ışıl ışıl bir “ampul” yanarsa zihninde, bir şimşek çakıverirse yüreğinde, ancak da o zaman işte,  dünyanın en yıkılmaz, en şerefli, en adil, en hak, en güçlü, en yüce, en zeki, en kudretli halkı olur, en cesur, en kahraman en güçlü, en büyük milletidir.

Tıpkı bugün olduğu ve nihayet bugün de bunu yine başardığı gibi işte!

BUGÜN, sadece Cumhuriyet Bayramı değil, buna ilave ayrıca bu bayramla daha bir anlam da kazanmış önemli bir gündür.

Bugün mutlu ve kutlu bir gündür. Bugün halkımın nihayet uyandığı, ayıldığı, gücünün de şimdilik sadece ilk adımlarını attığı ve Cumhuriyetine Atatürk’üne sahip çıktığı gündür!

Bugün Milletimin hep kendine önayak olacak, kendini harekete geçirecek bir girişimi-olguyu bekleyip, kollayıp, bunu da “en anlamlı bir günde” BAŞARAN, Cumhuriyetine-Atasına-kendine-demokrasisine ve özgürlüğüne, hukukuna, GÜCÜNE sahip çıkıp, halkımın kendi kendiyle, insanlarıyla birbirleriyle aynı amaçta, inançta kucaklaştığı, birleştiği, bütünleştiği bir günün müjdeleyicisi bir gündür!

Bugün, milletimin GÜCÜyle, o hep mevcut ONURuyla, yüce karakteriyle buluştuğu gündür!
Bu, milletimize cumhuriyetimize ve Atamızın bizlere güvenine, inancına bir kez daha lâyık olduğumuz, kavuştuğumuz, hakettiğimiz gündür.

BUGÜN,  çabalarımızın… insanımıza, milletimize, karakterimize, gücümüze inancımızın, umutlarımızın “boşa çıkmadığı” gündür.
İlelebet de bu böyle olacak, böyle kalacaktır! Evet, Ne mutlu Türküm diyene Atam; ne mutlu Türklüğün, bu milletin, Cumhuriyetin, birliğin, hakkın, özgürlüğün, demokrasinin bilincini bir tokat gibi bunun bilincinde olmayanlara gösteren milletime... Türkiyeme… Kutlu olsun..!

Bugün orada çeşitli kuruluşların, derneklerin lideri ya da muhalefet partisinin lideri ben olsaydım… böyle bir kutlamayı-toplanmayı, aynı amaçta  birleşimi, bütünleşmeyi ve halkımla birlikte hep beraber biz de bu şekilde bu bayramımızı ve “zaten önceden tüm birimlere de haber de verilmiş olmak suretiyle” bunu gerçekleştirmemize  de “rağmen”,  bu coşkumuzu ve irademizi, ONLAR da “kendilerine verilmiş emirler sonucunda da olsa”  engellemeye-önlemeye ÇALIŞAN, bunun için de su sıkan, barikat kuran, bayrak açmaya çalışanlarımızı tekmeleyerek saldıran, biber gazı sıkarak rahatsız eden, taciz eden, böylesi bir harekete-şiddete BİNAEN, basının-medyanın dahi, bütün bu durumu  yine halka aktarmasını, yansıtmasını, halkın haber alma-bilme özgürlüğü ve hakkını dahi engellemeye çalışmak için medyanın da aynı şiddet-saldırı ve engellemelerden nasibini alması, onların da hedef alınması karşısında… POLİSE de hitaben… alır mikrofonu elime, öyle sırf amirlerine falan da değil, o meydanda  o görevle bulunan her polise, her bir polise hitaben, her polisin de bilincine, aklına, sağduyusuna ve onuruna, yüreğine atfen şöyle derdim:

“Sizler de bizim gibi, herkes gibi bu Cumhuriyetin, bu vatanın bu halkın birer ferdisiniz. Sizler de bu ülkenin evlatlarısınız. Bu sizin de bayramınız. Siz de kutlamalısınız. Bu onura, bu gurura, bu coşkuya, bu millete sizler de dahilsiniz, onun için Cumhuriyet Bayramımızı kutlamaya sizler de bizimle birlikte katılmalısınız…  Siz “sadece” size emir veren iktidarın mı polislerisiniz, YOKSA ZATEN BU HALKIN, BU CUMHURİYETİN, BU VATANIN MI POLİSLERİSİNİZ?  Karar veriniz!!

Onun için işte Atam, sen ne hissediyorsun bugün bilmek istedim.
Ama aslında biliyorum da… bakma sen bana, sen de zaten biliyorsun bildiğimi de... hınzır seni diyorsun di mi bana… canımsın benim.
Ve sen de hınzırsın işte:
Türk milleti çalışkandır, Türk milleti zekidir…. Değil mi?

Evet haklısın, hep haklıydın zaten, hep doğrusun, ve en büyük kanıtı sen de zekisin işte ve müthiş öngörülü… tıpkı benim gibisin, bilmez miyim…
Haklısın, bu gençliğe - insanlarına, milletine  bu halkına bu denli güvenmekte, inanmakta, bu denli övmekte, onore etmekte.

Eee sen de biliyorsun çünkü ya.. (ne demiştim az önce) biraz gaz vermek de gerekmekte!!
Olanı da olmayanı da onore etmekte yarar var da haliyle… Çünkü sen bir lidersindir sonuçta!
Halkın da şahlansın, kendinin de farkına varsın da,  başarsın da diye!
Mutluluğu, huzuru, refahı... keza hakkı ve özgürlüğü, bunların olması, BUNLARI HAKETMESİ  ve  hakkını da, özgürlüğü de koruması … “başarmasına” bağlıdır çünkü.

Seviyorum seni, çok seviyorum Atatürküm. (Ayıraç bile koymuyorum, anlarsın niye, o kadar bütünleşiğim işte senle)
Gerçekten çok büyük bir lidersin, kimse aşık atamaz, kimse başedemez, kimse de yerine geçemez, yerini dolduramaz senin! Ve milletinin de gönlündeki, zihnindeki, inancındaki ZATEN HAKETTİĞİN de yerinin!

Bayramımız, Cumhuriyetimiz tüm milletimize kutlu-mutlu olsun ve Bugünümüz de… hep öyle de olacaktır…
Yazacaktır çünkü tarih, bugünü de!
Tarih yazılmıştır çünkü, bugün de..!

Kendi yüzlerine geri tepmiştir, geri dönmüştür boomerang gibi tüm engelleyişler, haksızlıklar, hak ve özgürlük kısıtlamaları, yasaklar! Kin ve nefretler, hınç, hırs, intikam ve kıskançlıklar.

Kutluyorum ben de…  Nihayet kendini, gücünü, yüreğini, onurunu, vatan ve cumhuriyet sevgisini, sadakat ve vefasını yine ortaya koyan, kanıtlayan halkımı-insanımı.

Rahat uyu ATAM, BİZ burdayız… emanetin güvende!

Filiz Alev
29 Ekim 2012

Cemile Torun bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yüreğine sağlık Filiz abla. Eski sayfamdaki yazıları hatırladım okuyunca. http://blog.milliyet.com.tr/mustafa-kemal-e-23-nisan-mektubu/Blog/?BlogNo=175756#aCom linki kopyalayıp adres çubuğuna yapıştırırsan benim de üç yıl önce Atatürk'e yazdığım mektubu okuyabilirsin. Bugün durum ne kadar vahim olsa da diliyorum ki her şey düzelecek. Cumhuriyet Bayramı'n kutlu olsun. Sağlıcakla...

Asi Güvercin 
 30.10.2012 14:25
Cevap :
Teşekkür ederim Asi'cim. Ben de ilk fırsatta hemmen okuyayım yazını o zaman. Keşke bazı insanlar en azından kendi vicdanlarında Atatürkle kendilerini bir kıyaslasalar.. Kimbilir böylece kendileri ne yapmaktalar, nasıl birer insanlardır diye, kendilerini daha iyi anlayıp, tanıyabilirlerdi de belki. Sevgiler yolluyorum, kutlu olsun...  30.10.2012 15:24
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 144
Toplam yorum
: 1647
Toplam mesaj
: 185
Ort. okunma sayısı
: 3058
Kayıt tarihi
: 03.03.11
 
 

Ekonomistim, emekliyim. İki evlat annesiyim. Müzikle ilgilenirim, bestelerim vardır. Düşünürüm, a..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster