Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Mayıs '13

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
311
 

Mustafa Necati, adını duydunuz mu?

Mustafa Necati, adını duydunuz mu?
 

 

 

                                                                                                   

    Var mı bunun başka izah tarzı?

  “Vatanını en çok seven, görevini en iyi yapandır.”

M. K. Atatürk

 

 

 

     Kimdir Mustafa Necati?

(1894-1929)

               “1914’lerde İzmir'de avukat ve Kız Öğretmen Okulunda öğretmen, sonra Doğu Lisesi Müdürü, Demir Yolları Hukuk Danışmanı, 14 Mayıs 1919 gecesi mezarlıkta İzmir halkını Yunan saldırısına karşı direnmeye, savunmaya çağıran, Balıkesir'de arkadaşı Vasıf (Çınar) Beyle birlikte «İzmir'e Doğru» gazetesinin sahibi ve yazarı..

               Soma, Bergama, Akhisar cephelerinde düşmana karşı çete savaşçısı (gerillacı), Büyük Millet Meclisinde Manisa Milletvekili, Kastamonu'da İstiklâl (Bağımsızlık) Mahkemesi Başkanı, 1923’te İmar ve İskân, 1924’te Adalet, 1925’te Millî Eğitim Bakanı ve ‘Hayat’ dergisinde yazardır. Onu yıllar sonra saygı ile anılan adam yapan; bu son görevindeki özellikleri, değerleri ve olağanüstü başarılarıdır.”

               Eğitimciyim, diyenlerden beklenen; Mustafa Necati'yi duyguları, düşünceleriyle, özellikleri, görüşleri, umunçları(emelleri) ve umutlarıyla genç öğretmenlere tanıtmak, onların bilinçlerinde onun okulculuğumuzda gerçekleştirmek istediğini yaşatmak ve canlı tutmaktır.

               Eğitimde yetkin olan valilere ve millî eğitim müdürlerine; göreve yeni başlayan öğretmenlere karşı öylesi ilgi, sevgi ve içtenlikle davranılması, onların kişisel yaşamları, sıkıntıları ile yakından ilgilenilmesi gerektiğini açıklayan genelgeleri unutmaz. Yine onun girişimiyle, o yıllarda İçişleri Bakanı Cemil Uybadın’ın valiliklere gönderdiği genelgeler, -çürümemişler, atılmamışlarsa- illerde millî eğitim müdürlüklerinin arşivlerindedir.

                            Mesleğe yeni başlayan öğretmenlere yazıp gönderdiği mektupları şimdilerde bile belleklerdedir. 

                                                         İşte o mektuplardan en önemlisi 

            «Genç öğretmenler! Yarınki hayat sizin kudretli elleriniz arasında doğacaktır. Bu geleceği elde etmek için sürekli ağır görevler yüklenerek yürüyeceksiniz. Bu mevcut ve mukadder (başa gelecek) olan hayata seneden seneye artan kudret, gittikçe çoğalan bir hızla ilerleyeceksiniz. Bu yükselme yolunuzda, şüphe yok ki, sayısız güçlüklerle karşılaşacaksınız. Fakat bu güçlükler sizin azminizi büyütmekten başka bir şey yapamayacaktır. Her engel önünde daha yüksek hamle (atılım) ile vazifenin size verdiği kuvvetle çalışacaksınız. Hayatınız baştanbaşa fedakâranedir (özverilikle doludur). Alacağınız mesafe o kadar uzun ve hamlenizden beklenen kuvvet o kadar ki, ben bu örneksiz çabanızı az görüyorum.

              Siz huzur bilmeyen vatandaşların çalıştığı kadar çalışacaksınız. Güneşin doğduğu andan batıncaya kadar tarlasında, tezgâhında, masası başında mağazasında, velhasıl (kısacası) her yerde işiyle uğraşan babalarınız, kardeşleriniz kadar çalışacaksınız. Millet için mutad (alışılmış) olan bu vaziyet, bu devamlı çalışma sizin için mukadderdir (yazgı olmuştur). Siz de bıkmayarak, usanmayarak çalışacaksınız.

             Bilirsiniz ki, varlığımızı kurtarmak için yedisinden yetmişine kadar ferdi millet (ulusun her bireyi) çalışarak Cumhuriyetin temelini kurmuştur. Kalplerimizin üzerinde kurulan, kalp kuvveti ile tutulan, köklerini kalplere salan Cumhuriyetimiz böyle bir kalp işi olduğu için sağlamdır ve ebedîdir (sonsuzdur). Ebedi yaşayacak olan bu Cumhuriyeti, yine her an kıskanarak ihtimam etmeliyiz (özenmeliyiz). Bu ihtimamlar da ancak fedakârlıklarla ifa edilebilir (yapılabilir). Bu uğurda çalışırken vazifemiz yalnız ders verme, okutma değildir. Her öğretmenin ayrıca da teşkilatlandırma ve tenvir (aydınlatma) vazifesi vardır. Bu vatanda oturanların hepsi okumuş ve münevver değildir. Ve bu vaziyet dünkülerin hatalarının neticesidir. Tabiidir ki, bu bilgisizler vazifeyi tedvir edemezler (yürütemezler). Sizin herkese vazifesini öğreten bir tenvir edici olmanız lazımdır. Şahsî ve umumî (özel ve genel) hayatınızda daima halka rehber olduğunuzu bilmelisiniz.»

             Dünden bugüne bilinçli Türk öğretmeni, Mustafa Necati'nin kendisine verdiği bu ödevi yıllardır gördüğü haksızlıklara, insafsızlıklara karşın yapmaya çalışmış ve bunda direnmiştir.

                                             İki yıllık bir köy öğretmenine yazdığı sözcükler

                “......Asrımızın en meşhur terbiye otoritelerinden Profesör John Dewey'in şu pek maruf (bilinen) eserini size hediye ediyorum. Meslekî hayatınızda mutena (özenli) bir rehber vazifesi görecek olan bu eseri dikkatle tetkik ve mütalaa eder ve bu feyz (gürlük) ile muhitinizi irşat ve tenvire devam eylersiniz, efendim. Muvaffakiyet temennilerimle (Başarı dileklerimle). Maarif  Vekili Mustafa Necati

                Mustafa Necati, tüm duruşuyla öğretmenlere çok yakındı. Genç bir köy öğretmeniyle de eski bir dost, bir baba dostu, bir ağabey, bir baba idi. Millî eğitimde egemen olmasını istediği yakınlık, sıcaklık, sevgi ve içtenliği sözleriyle, emirleriyle değil kendi tutuşlarıyla, davranışlarıyla gösterirdi.

                Cumhuriyet dönemi ulusal eğitimimize imzasını atan, öğretmenin hal ve gidişini çokiyi bilen Milli Eğitim Bakanlarımızdan birisidir. Şimdiye dek onlarca bakan geldi. Ne ki  çoğunun adı belleklere uğramıyor bile! Uğrasa da öğretmen kıyımlarını çağrıştırmaktadır. Gerçek olan şu ki; Mustafa Necati; yol kenarında kıvranan hasta öğretmeni kucaklayarak aracıyla hastaneye yetiştirmesi, öğretmenlerin aylıklarını ödemeyen valiyi görevden aldırması, gibi olumlu yaklaşımlarıyla  ‘Öğretmenliği yücelten bakan…’ olarak tanımlanır.

            Kısa yaşamına büyük başarıları sığdırmış oyan büyük devlet adamı, 1 Ocak 1929 günü, gecikmeli yapılan apandisit ameliyatı sırasında öldü. Ölümü M.K. Atatürk’ü gözyaşlarına boğdu! Başbakan İsmet İnönü, mezarının başında şöyle konuştu: "İnkılâpçılar ölürken, kalanlardan ve yeni kuşaktan beklediği bir tek dileği vardır: Cansız bileklerinde sallanan vazife bayrağının kavranıp daha yüksekte dalgalanmasıdır. Necati, Aziz Necati; dileğin yerine getirilecektir."  Evet, 35 yaşında aramızdan ayrıldı. Yeri aydınlık olsun!

                                                                                  *

 

 

 

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 622
Toplam yorum
: 464
Toplam mesaj
: 45
Ort. okunma sayısı
: 1384
Kayıt tarihi
: 18.08.08
 
 

Kırşehir Erkek İlköğretmen Okulu'nu, İzmir Buca Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümünü, İstanbul Çapa M..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster