Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Kasım '08

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
565
 

Mustafa

Mustafa
 

Bir isimdir Mustafa.
O isim yüz binlerce, milyonlarca insana konulagelmiştir çok eski zamanlardan bu yana.
.
Bu isim sizin isminiz de olabilir.
Yahut oğlunuz, dayınız, dedeniz, babanız, amcanız, enişteniz, yan komşunuz, öğretmeniniz, karakoldaki polis, mahkemede hakim, politikacı, mahalledeki bakkal, tanıdığınız bir işadamı, yakalanan bir teröristin ismi de olabilir Mustafa.
Asıl önemli olan, o ismin size anımsattıkları, hissettirdikleri, sizde bıraktıklarıdır…

Çocukluğunuzda kalbinize, beyninize kazınan ilk Mustafa , peygamber efendimizin ismi olan Mustafa'dır.
Size anlatılan, öğretilen Allah'ın son elçisi, peygamberimiz olan Hazreti Muhammed Mustafa'dır. Hiçbir yerde resmi yoktur. Onu görmeden seversiniz.

Sonra okula gidersiniz ve orada, kara tahtanın üzerine asılmış bir çerçeveden size bakan mavi gözlü bir adam görürsünüz.
Yabancı gelmez size o resimdeki.
Zira daha okula başlamadan önce, götürüldüğünüz her yerde o resmin benzerlerini, parklarda heykelini, büstlerini görmüş, çocuk aklınızla sormuş ve ATATÜRK, cevabını almışsınızdır.
Okuldaysa, size Atatürk diye bahsedilenin Mustafa olduğunu öğrenirsiniz.
İlk öğrendiğiniz Mustafa'dan bu Mustafa'yı ayıran Mustafa Kemal olmasıdır.

İlkokuldan üniversite bitimine değin geçen sürede o mavi gözlü insanın, nerede ve kaç yılında doğduğunu, anne ve babasının adlarını, memleketinizi nelerden kurtardığını, nasıl devrimler yaptığını, başöğretmeniniz olduğunu, kaç yılında nerede nasıl öldüğünü ve nerede yatmakta olduğunu, kademelerle öğrenirsiniz.
Girdiğiniz sınavlarda mutlaka bu öğretilerin detaylarına ait sorularla karşılaşır, askerde gırtlağınız yırtılırcasına ismini haykırır, on kasımlarda başınız önde saygı duruşunda bulunursunuz.

İşte tüm yaşantınızda hemen her yerde olan, hücrelerinize kadar işlenen Mustafa Kemal ile, dini açıdan öğretilen, yüzünü hiç görmediğiniz halde inanıp sevdiğiniz, zaman zaman el açıp " şefaatini bizden esirgeme " diye dua ettiğiniz Hz. Muhammed Mustafa, yaşamınızda binlerce kez karşılaştığınız diğer Mustafa'lardan farklıdırlar.

Sıradan, rast gele karşılaştığımız, bildik, tanıdık Mustafalarda olmayan özelliklerdir Onları farklı kılan.

O farkları algılayan, anlayan, hisseden, kabul eden ise, gözle görülüp elle tutulamayan gönlümüz, yüreğimizin içinde olduğunu sandığımız sevgi denen duygudur. Karşılıksız severiz her ikisini de…

Mustafa'lardan sadece birinden beklentimiz vardır aslında…
Zira O, kutsal kitabımızda anlatıldığı hal üzerine bize şefaat edecektir ve inandığımız Allah bize gönderdiği kitabında alemleri O'nun için yarattığını ifadelendirmiştir.
Güzel ahlakını severiz, dinimizi yayan son peygamber olduüu için severiz, inandığımız Allah, Onu sevdiği için severiz.

Belki de yüzünü hiç görmediğimiz halde, kutsal kitaba, anlatılara dayanarak itirazsız kabul edip, sevdiğimiz o yüce zatı böylesi sevmemiz, örnek almaya çabalamamız ve beklentilerimizdir, birilerini rahatsız eden.

Diğerinin, bizi yeniden kurtarmak, şefaat etmek, Allah indinde bizler için af dilemek gibi bir misyonu yoktur.
Zira o Mustafa yok olma çizgisinde olan bir milleti yeniden şahlandırmış, düşmanlardan kurtulması, çağdaş medeniyetler düzeyine gelmesi için uğraş vermiş, yapacaklarının bir kısmını ömrü yettiğince yapmaya, yapamadıklarını da gelecek nesillerin yapabilmesi için yön tayin etmeye çalışmıştır.

Hiçbir beklentimiz kalmamasına rağmen bu Mustafa'yı daha doğrusu (benim mavi gözlü dev diye şiirleştirdiğim) Mustafa Kemal'i de çok severiz.
Çünkü bugünlerimizi O'na borçlu olduğumuzun bilincindeyizdir.

Her iki Mustafa da ölümlü olduklarından bu dünyadan ebediyete intikal etmişlerdir. Ancak onlara duyulan sevgi, muhabbet nedeniyle, kalplerde, gönüllerde yaşarlar.

Ama nedense birileri bu iki Mustafa'ya olan sevgimiz üzerinden çeşitli atraksiyonlar yapar, işlerine geldikleri biçim ve şekilde kullanmaya çabalar ve yine her nedense birbirlerine rakipmiş havasına sokarlar ortamı.

Bazıları dogmalara inanmanın ( dinlerin/dini öğretilerin )doğru olmadığını savunup, Mustafa Kemal'in de bu yönde söylemleri olduğunu ifadelendirerek ilimin, bilimin önemine dikkat çeker.
Bazıları ilmin asıl sahibinden hareketle diğer Mustafa'nın kutsiyeti üzerinden söylemler geliştirirken, diğer bir grup Mustafa Kemal'e neredeyse kutsiyet atfeder.
Yine bazısı da her iki Mustafa'yı barıştırmak gerektiğinden dem vurur.
Hani sanki aynı devirlerde yaşamış, rakip olmuş ve birbirlerine küsmüşler gibi.
Eğer sağ olsalardı eminim bu acınası hale bakıp gülerlerdi.
Zira içine düşürülmeye çalışıldığımız bu duruma sadece (acı acı) gülünebilir.

***

Mustafa filmi üzerinden kopan fırtınalara bakınca içimden bunları yazmak geldi.

Hani bir söz vardır "Bir deli bir kuyuya taş atmış, kırk akıllı çıkaramamış" diye..
İşte o hesap Can Dündar bir film çekti, her kafadan bin ses yükseldi.

Yok efendim bu filmle Atatürk aşağılanmış, yok diktatör olduğu empoze edilmiş, yok hilafeti hacılara, hocalara kızgınlığından kaldırmış olduğu ihsas edilmiş, çaresiz, yalnız, korkak, içkici, kadın düşkünü gibi gösterilmiş…
Elbette Can Dündar'ın bu filmi çekmesi için kendine göre sebepleri vardır.

Filmi, yaşadığım yerde sinema olmadığından ne yazık ki izlemedim.
O sebeple film hakkında olumlu ya da olumsuz eleştiri yapmayı doğru bulmam, kendime yakıştırmam.

Ancak bir haftadır konuşulanlara, yazılıp çizilenlere bakarak şu sonuca vardım:

Herkesin kendine göre algıladığı, anladığı, bildiğini sandığı, sevdiği ve içinde hissettiği, kendine ait bir Mustafa Kemal Atatürk var.
Baktığı pencereden gördüğü ne ise, izlediği filmde onu görmek, bulmak istiyor.
Bulamayan feryat ediyor, öfkeleniyor, bulan memnun oluyor.
Farkı fark eden duygulanıyor ya da sorguluyor.
Sadece şekilcilikle sınırlanmış bilgiye ve belki de eğitim, öğretim ya da askerlik yıllarında fark etmeden zorla dayatılan (etkisiz) bir sevgiye sahip olansa, gördüklerinden etkileniyor, öğretilenden daha farklı bir yere oturtuyor kafasındakini ya da yüreğindekini.
Belki kendisiyle özdeşleştiriyor, belki de klişeleşmiş bir komutandan, "insan" Mustafa'ya geçişte duyguları altüst olup, gerçek sevgiyi o an hissediyor.

Kimi Can Dündar'ın önceki belgesellerini sevmiş olduğundan bu filmini de görmek için gidiyor, kimi meraktan.
Bir kısım tenkit için, bir kısım sanatsal yönünü irdelemek için...
Kimileri ders niteliğinde görüldüğünden götürülüyor, kimileri de gerçekten sinema/belge sever olduğundan….
Sonuçta, seyredenlerin Atatürk sevgisinde bir azalma olduğu/olacağı hükmüne de varılamaz.

Kalbinizde ne varsa…
İman, inanç, sevgi...özetle, hissedilebilecek tüm duygular size, sadece size aittir.
Hiçbir şey bir insana zorla sevdirilemez, kabul ettirilemez.
Ve yine sizin sevip, inanıp, yüreğinize aldığınızı bir başkası oradan çekip koparamaz.

Siz,
- her şeyi kendi içselliğinizde ölçer, tartar, biçer, sever, ister, alışır, ihtiyaç hisseder ve kalbinize, beyninize alırsınız.
Tercihler eğrisiyle, doğrusuyla tamamen size aittir.
Yanlışlar zaman içinde kuruyan yapraklar gibi dökülüp giderler, doğrularsa hep yeşerir gönüllerde.
Zira akıl ve vicdan bir insana verilmiş en önemli armağandır.

OKAN TINMAZ bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Tezleriniz, bakışınız ve kaleminiz çok hoşuma gitti. Özellikle Mustafa'larla ilgili kıyas getirdiğiniz bölüme hayran oldum. (Okuduğum ilk yazınız için söyleyecek başka söz bulamıyorum). Diğer yazılarınızı merak ettim. Görüşmek üzere. Berlin'den sevgiler, saygılar sunuyorum size ve Afyon'a

OKAN TINMAZ 
 09.11.2008 2:04
Cevap :
Sayın Okan bey. Samimi görüşlerinize gerçekten teşekkür ederim.Umarım diğer yazılarımda da size hitabedebilirim. Ben de size ve sizin şahsınızda Berlin'deki tüm vatandaşlarımıza gönülden sevgiler, saygılar sunuyorum. Görüşme dileğiyle efendim...  09.11.2008 13:00
 

Ben Çağrı filmini 1981 de seyrettim. İskenderun'da askerken. Üç saatlik film gene de peygamberimizi anlatmakta yavan kalıyordu. Mustafa'yı seyretmedim. Bu da yavandır. Senaryoda kasıt olabilir mi? Olabilir tabi. Farklı gözler farklı görebilir. Farklı algılayabilir. Ben yorum yapamam bu konuda. Atatürk'ü bir çok yönleriyle araştırmışımdır. Bazı anlatılanlar efsane boyutundadır. Ama yakaladığım bazı noktalar beni hayran bırakmıştır. İşte bu altyapı belki de filmi yavanlaştırabilir gözümde. Belki hafta sonu giderim. İyi hafta sonları dilerim.

Ahmet Balcı 
 07.11.2008 18:56
Cevap :
Haklısınız....Çağrı filmi etkileyeci olmasına rağmen yavan kalmaktadır. Bu film de öyle olabilir. Yazımda da ifadelendirdiğim gibi, hepimizin kendine özgü bakışı, algılayışı, hissedişi var ve o sebepledir ki milyonlarca görüş farklılığı da olacaktır. İzledikten sonra kendi görüşümü de objektif olarak yazacağım... Teşekkürler ve saygılarla  07.11.2008 20:42
 

cetinankara(16:47) Sn.Altınöz: "MUSTAFA" Başlığı altında; Gösterime giren,Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK'ün yaşamından..! kesitlerin sunumunun yer aldığı "Belgesel nitelikteki"filmi,maalesef bende;Mazeretim,nedeni ile izleyemedim.! ANCAK;Sözkonusu "Belgeselin" fragman- larını,çok çeşitli,yayın organlarındaki,yazı, eleştiri veya beğeni ifade eden;Belki,yüz- leri bulan "Değerlendirmeleri" dikkatlice okudum.Sn. Can Dündar'ın "Bakış açısı" böyle olabilir..!Diyerek esas görüşümü sizlerle ve kıymetli "Okurlarınızla" paylaş- mak isterim.Şöyleki; " ATATÜRK'ÜN GENÇLİĞE HİTABESİ" ve (O) hitabede yeralan vasiyet niteliğinde çok büyük anlam ve çok büyük derinlik arzeden;Uzak görüşlülüğünü;Acaba yeterince,anlayabilmiş durumdamıyız..? Veya; Ulu Önderin,Ebediyete intikalinde; Enyakın silah arkadaşı ve 2.Cumhurbaş- kanımız; İsmet İnönü'nün "VATAN SANA MİNNATTARDIR" Başlığını taşıyan,TARİHİ VEDA MESAJI acaba çok dikkatli bir şekilde değerlendi riliyor mu.? Aziz ruhu şad olsun.

Cetin Ankara 
 07.11.2008 17:21
Cevap :
Çetin bey, ben pek çok insanın ne Atamızın ne de İnönü'nün tarihi veda mesajlarını çok da iyi algıladıklarını sanmıyorum. Daha doğrusu her insan kendi cenahından bakıyor, görmek istediğini görüyor (belki de işine geleni görüyor) O sebeple zamanın yüzeysel ve sanal ortamında kaybolmuş kimselerin derin mesajları algılama kapasitesi de kalmış mıdır sizce? Yoruma teşekkürler ve saygılarla  10.11.2008 21:42
 

Sinema yokmu ne kötü... Üzülmeyin yakında cd yada dvd olarak belki temin edebilirsiniz. Film hakkında bir yazım var benim de bilmem okudunuz mu... Ve katılıyorum herkes görmek istediğini görüyorum... Ne yazık ki filmi bütün olarak değerlendirmiyorlar... Esen kalın.

papatya altı yüz elli 
 07.11.2008 16:09
Cevap :
Elbette Afyon'da sinemalar var..ama ben Afyon'un şehir merkezinde degilim. Merkeze uzakta oldugumdan film gelmiş bile olsa gidebilme şansım yok.Dediğiniz gibi DVD çıkınca alıp izleyeceğim.İşte o zaman film hakkında hissettiklerimi tereddütsüz yazacağımdam emin olun. Yoruma teşekkürler. Sevgilerimle  07.11.2008 20:19
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 79
Toplam yorum
: 180
Toplam mesaj
: 65
Ort. okunma sayısı
: 1955
Kayıt tarihi
: 17.07.06
 
 

Salyangozları bilirsiniz... Onları görmeseniz bile geçtikleri yerde bıraktıkları izlerden anlarsı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster