Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Aralık '10

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
16957
 

Müştak Baba'nın kehanetinden, Özerk Kürdistan'a doğru!... / ''Türkiye Defteri''

Müştak Baba'nın kehanetinden, Özerk Kürdistan'a doğru!... / ''Türkiye Defteri''
 

Diyarbakır kışı...


Aslında Kürt Sorunu, Türk Sorunu!...

Aynı sepetin ve aynı zihniyetin üzümlerinin geçen bir yüzyıl içinde, birbirine bakarak kararmaması mümkün müydü?... Şüphesiz ki hayır!...

Ve bu yüzden bu gün de, Türkler ve Kürtler, bu coğrafyada oynanan oyunların girdabına daha fazla girmeden, bu ülkeye ileri demokrasiyi getirmek ve yurttaşlık temelinde, kendini evirecek olan bir Türkiye'de beraberce yaşamaya çalışmak zorundadırlar... Ve bunun için de karşılıklı özveri de bulunmak!...

Ankara'nın da, İstanbul'un da, Diyarbakır'ın da artık kendini değiştirme ve yenileme zamanı!... Hepimiz için geçerli ve zorunlu bir durum yani... Ezberlerden kurtulmak, etrafımızda ne olup bittiğini anlayarak yenilenmek ve yeni zamanlara kendimizi hazırlamak!...

Sizlere, geçen temmuz ayı içinde yazdığım, o sıcaklarda eriyip kaybolan(!), Kürt Sorunu'yla ilgili iki yazımı öncelikle okumanızı öneriyorum; 1) http://blog.milliyet.com.tr/Blogum.aspx?BlogNo=252681 ve 2) http://blog.milliyet.com.tr/Blogum.aspx?BlogNo=255804 başlıklı yazılarımı...

Dünyaca ünlü Foreign Policy dergisi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti' nin son Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu' nu dünyanın yedinci büyük düşünce adamı olarak değerlendirip, onun ''Komşularla sıfır sorun'' politikasına olumlu göndermeler yaparken, bu durum Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarını da bir anlamda onore ediyordu...

Ancak bu politik süreçden rahatsız olanlar da vardı!...

Çevremizde en az içerdeki kadar ilginç siyasi gelişmeler yaşanıyordu!...

Ortadoğunu'nun yeniden dizaynında, Soğuk Savaş sonrasında zorunlu olarak bir dönem birlikte çalışılan İsrail' de, şimdi bizlere karşı, Akdeniz, Karadeniz ve Balkanlar'da karşı politikalar üretmeye çalışıyordu!... Kıbrıs, Filistin ve Lübnan açıklarında ortaya çıkan doğal gaz dengeleri bozmuş, Ortadoğu'da taşları yerinden oynatmıştı!...

Anadolu Kartalı Tatbikatı' na artık alınmayan İsrail, geçen ağustos da başlayan karşılıklı ziyaretler sonrasında, Yunanistan'la ihtimal bir antlaşma imzalayarak Yunan hava sahasını İsrail jetlerine açıyor ve geçen ekim ayında da Girit'de uzun menzilli uçuş denemlerini de kapsayan(!) bir ortak askeri tatbikat yapılıyordu!... Bu tatbikatda da, Rusya'nın İran'a şimdilik veremediği ancak Suriye'nin elinde olan S-300 Hava savunma Sistemi' ne karşı da önlemler alınmaya çalışılıyordu!...Ve bu arada, Ege adalarının, İsrail tarafından silahlandırıldığı da söyleniyordu!...

Kıbrıs'da oynanan basketbol maçı sonrasında, radikal Rumların üretmeye çalıştığı provakatif bir eylem sonrasında, insan ister istemez yüzünü, Doğu Akdeniz'de; İsrail-Rum Kesimi-Yunanistan arasında askeri bir ittifak sürecine ve Doğu Akdeniz Doğal Gazı üzerinden oluşturulmak istenen Yeni Akdeniz Ekseni' ne çeviriyordu!...

İsrail, bu 450milyar metreküplük(!), doğal gazın işletme koşullarını kendilerince belirlemek için(!), Kıbrıs Rum Cumhuriyeti'yle, Türkiye'yi rahatsız edecek bir antlaşma imzalamıştı!...

"Denizdeki Münhasır Ekonomik Bölge Sınırlarını Belirleme Antlaşması"!...

İsrail, Gürcistan askeri ortaklığı yolunda ilerleniyor ve İsrail Azerbaycan'a da el atıyordu...

İsrail Balkanlar'a da el atıyor, Romanya ile on günlük ortak bir askeri tatbikat yapıyor ve Bulgaristan, Romanya, Macaristan, Sırbistan'la, istihbarat alışverişi, hava sahası kullanımı, savunma ve harp teknolojisini kapsayan askeri antlaşmalar yaparak Ortadoğudaki bir anlamda jandarmalık görevini Balkanlar'da, büyük stratejik ortağımız adına, bu kez bir tür modern sipahiliğe çevirmeye çalışıyordu...

Şüphesiz Türkiye'nin Batı Balkanlarda barış adına yürüttüğü meyvesini veren politikalar birilerini rahatsız ediyordu...Türkiyeli yurttaşların, bölgede vizesiz girdiği, Bosna-Hersek, Hırvatistan, Karadağ, Makedonya, Arnavutluk , Kosova ve Sırbistan vardı!...

Ve iktidarının başlangıç sürecinde Mezopotamya, Ortadoğu ve Afrika'daki müslümanlara ve ''Yeni Mehdi'' ye dair söylenceler yaygınlaştırılırken Türk medyasında da, beş yıl önce Murat Bardakçı'nın ortaya saldığı Müştak Baba'nın kehanetleri tekrar pişirilerek, ''kaderler'' çiziliyor(!), İstanbul'un yeniden başkent olacağı, İsrail'in de önümüzdeki yirmi yıl içinde vadedilmiş topraklarına kavuşağı yönünde, Türkiyenin feodal kesimlerinin çok iyi anlayacağı şekilde(!), kehanetler ortaya dökülüyordu!...

George Friedman'ın İslam enternasyonalizmi ve Türkiye'nin Müslüman Gücü'ne dair yazdığı makaleye uygun bir şekilde ortaya çıkan siyasi gelişmelerden dolayı , Nostradamus ve Müştak Baba'yı eski zamanlarda bırakıp, George Friedman'a bu modern zamanların kahini demek, belki de yerinde olacaktı!... http://www.stratfor.com/weekly/20090202_erdogans_outburst_and_future
_turkish_state

Şimdi bu süreç içinde, bir de ''Özerk Kürdistan'' sürecine bakalım.

Tam da seçim sürecine girmiş bir Türkiye'de, Diyarbakır'da Kürt kökenli politika insanları ve Kürt düşünce insanlarının ürettikleri çalıştayda birden ortaya çıkartılıp, tartışmaya açılan ''Demokratik Özerklik Modeli'' yle genel seçimleri beklemeden, Türkler ve Kürtler arasında yeni bir birlikte yaşam sözleşmesi yapmak istiyorlar ki, görünürde bir ucu bağımsızlığa açık bir sözleşme!... Ve ülkenin yeniden dizayn edilmesini de içeren!...

Bu durum, belli bir Kürt kesiminin (PKK korkusuyla iradelerini beyan etmekten çekinenlerin dışında kalan) AKP politikalarının kuyruğunda hareket etmek istemedikleri gibi onun genel politikalarına da bir şekilde karşı çıkışın tepkilerini de kanımızca içeriyor...

Modelin temellendiren düşünce biçimi, Ankara'daki merkezi yönetimin elinde olan erkin, 1924 öncesinde olduğu gibi ademi merkeziyetçilikle erk yetkisinin yerele, ülke çapında dağıtılması ve yerelde demokratik özerk yapıların kurulması esasına dayandırılmak isteniyor... Yani ilerde olası federatif bir devletin yapılandırılması sürecini bir şekilde Kürt kardeşlerimiz başlatmaya çalışıyor!...

Gerçi Abdullah efendinin Stalinizm kokan, totaliter yapılanma önerileri bu işi biraz gölgeliyor!... Ekonomi bilmese de ve önceden denenmiş ve sonucu somut şekilde görülmüş sözümona sosyalist ekonomi uygulama hayalleri kendini kabaca gösteriyorsa da, daha önemlisi yerel yönetimlerin oluşturulmasındaki ceberrut zihniyet!...

Yerel Yönetimler ve İl Genel Meclisleri gibi serbest irade ve demokratik seçimle oluşturulması gereken sivil örgütlenme biçimleri demokratik üniversal değerlere ters düşecek totaliter bir şekilde, Ankara merkezden Diyarbakır merkeze evrilen zihniyetle oluşturulmaya çalışıldığı için biraz sırıtsa da, henüz bu konuda Kürt aydınları bir ses çıkartamıyor...

''Üstü kırmızı kalemle çizilir'' tehditinden, eski HADEP Genel Başkan Yardımcısı rahmetli Hikmet Fidan, 2005 yılında Diyarbakır'da bir ıssız sokakta ensesinden vurularak öldürülüp, bu vesileyle de PKK karşıtı tüm demokrasiden yana Kürtlere gözdağı verilmesinden bu yana, zaten bu özerklik talebinin de, hangi demokratik ortamda geliştirileceği ayrı bir tartışma konusu...

Bu harekete her anlamda destek vermiş İsmail Beşikçi ve Kürt siyasi önderlerinden Kemal Burkay'a karşı konulan tavırlarda, ''Demokratik Toplum'' anlayışlarının nerede başlayıp, nerede bittiğinin de bir başka göstergesi!...

Zaten Diyarbakır'da Demokratik Toplum Kongresi toplantısına katılmayanların tümü, Kürt mücadelesini sekteye uğrattıkları için, bizzat Öcalan tarafından tehdit edildi!...

Yani bu Özerk Kürdistan ve ülke genelinde ademi merkeziyetçiliğe geçişle ilgili sözümona bir tartışma sürecinin başlatılması, bana pek de doğal bir süreç değilmiş gibi geliyor!...

Sanki bu işin içinde bir dış zorlama varmış gibi... Ve bu yüzden siyaseten demokratik bir çözüme gidebilmek için, bu ülkeye ileri demokrasi gelmesinden yana olan tüm yurtsever Kürtler ve Türklerin çok daha duyarlı ve soğukkanlı hareket etmeleri gerekiyor...

Bu ülkede, "Dilin kemiği yok, ama kemiği kırar!" derler ... AKP en başta olmak üzere, evet herkesin dilini ve aklını dikkatli kullanmasi gereken bir siyasi süreç geliştiriliyor şimdi!...

Ama artik CHP' nin de, ülkenin en temel sorunu halini koruyan ''Kürt Sorunu'' karşısında, daha zaman kaybetmeden dilini çözmesi gerekiyor!...

26.aralık.2010 / Tarabya

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yeni sisteme hiç alışamadığım için, ben sitede şaşkın şaşkın dolaşırken önüme çıktı. İsraille ilişkiler, petrol arama, terörün kentlere inişi vb. gelişmeler, öngörünü doğruluyor gibi sevgili Etferat. İran, Suriye, füze rampaları derken, gidişat hiç iç açıcı değil. Selamlar...

Vildan Sevil 
 23.09.2011 3:41
 

'Müştak baba', 'Nostradamus' gibi (fizikötesi) referanslara başvurmak zorunda kalınması ilginç ve o ölçüde de kafa karıştırcı (Bu pazar Serdar Turgut' da Haber Türk'deki yazısında bu hataya yelken açmış) Bunlar hep bir şeyleri gizlemek adına kullanılan kalın örgülü tül perdeler olsa gerek. Anti demokratik, etnisitenin dozunun kaçtığı, 'paralel devlet' çağrışımları yapan bu son 'acil çözüm' arayışlarının bir 'takvim sıkışması' ile ilgili olduğu da artık aşikar. Hep dillendirilen genel seçim takvimi ön planda gibi görünse de, Irak'daki işgalci emperyal güçlerin çekilme takvimi-gereksinim duyduğu güvenlik nedeniyle-daha belirleyici bir takvim olsa gerek! Siz de her zamanki gibi geniş ufkunuzla İsrail özelinde ve Doğu Akdeniz havzasındaki yeni-zengin doğalgaz kaynakları nedeniyle oluşan önemli bir takvim daha koymuşsunuz.Son cümle olarak; barışcı-hümanist-entellektüel çizgiyi ifade eden Beşikçi-Burkay ekseninin dışlandığı çözümler beni de hep rahatsız eder. Sevgiler ve dostça selamlarımla

Ersin Kabaoglu 
 28.12.2010 12:12
Cevap :
Kabala'dan Hurufiliğe, ordan da Müştak Baba'ya kadar evrilip gelen insani ve fikri süreçler... Hurufilerin lideri Fazlullah işin iyice şeyini çıkarıp, sonunda kendini tanrı ve mehdi ilan edince işler de değişmiş!... Yoksa Bektaşiliği ve hatta Fatih Sultan Mehmed'i bile etkiliyecek işler yapmışlar ,vakti zamanında... Ama Fatih sonunda Edirne'de büyük bir ateş çukuru açarak, yakmış onları... Bu olaydan yüzyıllar sonra, ölümünü de bildiği söylenen Müştak Baba'da Bitlis'e giderken, Muş'da katledilmiş!... 'takvim sıkışması' na gelince... O işin bir ucu da bu olsa gerek!...Gönül ister ki, Kürtler, Türkler ve Zazalar'ın yanısıra bu ülkenin Müslüman ve Hristiyan tüm kadim halkları, gerçek anlamda, demokratik özgürlükler ortamında ve ''yurttaşlık'' temelinde insanca, barış içinde yaşasınlar...Kürtlerin'de Türkler'inde İttihak ve Terakki kafalı ya da şablonlu zihniyetleri ya bir şekle girsin ya da tarih sahnesinden artık çekilsin... Dostça selamlarımla.  28.12.2010 14:47
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 409
Toplam yorum
: 729
Toplam mesaj
: 163
Ort. okunma sayısı
: 2323
Kayıt tarihi
: 12.03.07
 
 

İstanbul doğumluyum. Sağlıklı beslenme, yüzme, doğada yürüyüş ve çevre özel ilgi alanlarım. Şiiri ve..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster