Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Ekim '08

 
Kategori
Bilim
Okunma Sayısı
2107
 

Musul'un işgaline yaklaşılan durumlar-2

MUSUL'UN İŞGALİ İÇİN İŞARET VERİLMELİ MİYDİ?

Lozan Antlaşması'nda, kesin sonuca ulaşılamayan Musul meselesinin halledilmesi, Antlaşma'nın 3.Md.sine göre, Türkiye ve İngiltere arasında yapılacak ikili görüşmelere bırakılmıştı.

Türkiye ve İngiltere arasında yapılan ikili görüşmelerde, konunun yeniden tartşılması için ikinci bir konferansın
toplanmasına karar verilmişti. Bu nedenle de, 19 Mayıs 1924'de, İstanbul'da Haliç Konferansı toplanmıştı.

Bu konferans da, İngilizlerin ısrarla konunun Milletler Cemiyeti'ne aktarılması için ortaya koyduğu çabalar ve Türkiye'nin de buna karşı tutumu nedeniyle 5 haziran 1924'de kesilmişti.

Ama, bu arada İngiltere, Konferans sırasında olduğu gibi, Konferans'tan sonra da bölgede karışıklıklar çıkarmış ve Türkler de karşı önlemler alınca sınır çatışmaları meydana gelmişti.

İngiltere'nin amacı, bu karışıklıklarla Türkiye'yi tedirgin etmek ve konunun bir an önce Milletler Cemiyeti'ne götürülmesini sağlamaktı.


7 Ağustos 1924'de, Hakkari Valisi'nin Nesturiler tarafından esir alınması, Jandarma Komutanı ve bazı erlerin şehit edilmesi olayı giderek bir isyan haline dönüşmüştü. İngiliz belgelerine göre, İngiliz-Irak parmağı olduğu belirlenen(1) bu isyanın bastırılması için, Ankara Hükümeti'nin Bakanlar Kurulu, 14 Ağustos 1924'de VIII. Kolordu'yu görevlendirmişti. İsyan'ın bastırılması sırasında asilerin bir kısmı yok edilmiş, pek azı yakalanmış ve büyük çoğunluğu ise İran'a kaçmıştır(2).

İsyanı bastırmakla görevlendirilen Cafer Tayyar Paşa, kendisine isyanı bastırmak için talimat veren Mustafa Kemal'e özetle şöyle demiştir(3):

"İngilizler, Musul Vilayeti'ni Mütareke'den sonra bir oldubitti ile işgal ettiler. Aynı hareketi ben de yapabilirim. Eğer bu hareket, hükümetin politikasına uygun çıkarsa, Musul Vilayeti kazanılmış ve dava halledilmiş olur; aksi halde, tarihi sorumluluk benim üzerime yüklenir...Mustafa Kemal ise, cevaben aynen şöyle demiştir: Zaten sizi, bu işi böyle yapabileceğinizi düşünerek seçtim. Bu, rastgele bir komutanın başarabileceği bir iş değildir. Bu hususta sizden eminim"

Cafer Tayyar Paşa, bu cevap üzerine, "İtimadınıza teşekkür ederim. İnşallah başaracağız; yalnız,
herhangi bir sakatlığa meydan vermemek için, siyasi duruma göre bana hareket zamanını tayin edecek bir işaret veriniz yeter paşam"
demiştir.


Cafer Tayyar Paşa, Irak ve Musul'daki İngilizlerin kışkırtması ile başlayan ve gelişen Nesturi İsyanı'nı bastırdıktan ve bölgeyi kontrol altına aldıktan sonra Mustafa Kemal'den beklediği işareti alamamıştır. Cafer Tayyar Paşa, bunu şöyle aktarır(4): "...İşte bu harekat esnasında, bana Ankara'dan en ufak bir işaret verilmiş olsaydı, Musul Vilayeti'ni bir hafta; nihayet on gün içinde tamamen işgal edebilirdim"

Bu durum, Musul'un işgali için ikinci bir fırsat mıydı acaba? Bazılarına göre "evet" bazılarına göre "hayır". Bir an için "fırsat" olduğunu düşünelim. Bakalım bu fırsat, nasıl değerlendirilmiş?


Mim Kemal Öke, Rauf Orbay'ın anlattıklarını kanıtlayacak belgelerin bulunmadığını, ayrıca Mustafa Kemal'in, Cafer Tayyar Paşa'ya böyle bir talimat vermediğinin de bilindiğini yazmaktadır(5).

Şimdi, buarada, bu bloğun yazarı olarak kendimi bir açıklama yapmak zorunda hissediyorum.

Savaş durumunda, belgelenmeyen ya da belgelenemeyen "ikili görüşmeler"in yapılması ve "şifahi emirler"in
verilmesi her zaman mümkündür. Çanakkale Muharebeleri'nde ve Kurtuluş Savaşı'nda da benzer durumlar olabilmiştir.

İkinci bir konu da, bazı kişilerin anılarına inanıp kaynak göstermek; bazılarını da doğru kabul etmeyip dışlamak doğru bir yaklaşım değildir. Her anı, sahibinin kişiliğine bakmadan aynı şekilde değerlendirilmelidir. Arzu edilen ise, bu anıların başka kaynaklar tarafından doğrulanması ve yanlışlanmasıdır.

Burada, Rauf Bey'in anılarının doğruluğunun kabulünden daha önemli olanı, böyle bir durumda Mustafa Kemal'in, istenen işareti verip vermemesi ya da verip vermeyeceğidir.

Lozan öncesinde ve özellikle de Lozan sonrasında, Mustafa Kemal'in genel düşüncesi, milletçe büyük bir mücadele verdikten sonra kazanılanların, Musul yüzünden çıkması muhtemel ikinci bir savaşta tehlikeye girmemesidir. Musatafa Kemal'in, sorunların çözümünde, tüm barışçı yolları denemeden, askeri harekata geçmek istemediği kesin olarak belli olmuştur. Bu bakımdan, Mustafa Kemal'in Milletler Cemiyeti'nin kararını beklemeden böyle bir harekata izin vermeyeceği değerlendirilebilir.

Tarihe ve özellikle de bu konuya meraklı blog arkadaşlarımın, okudukları ve bildikleri ve ellerinde bulunan kaynaklardan yararlanarak, yorum getirip katkıda bulunmasını beklerim. Yanlışlar da varsa düzeltmelerini beklerim.


cdenizkent


_______________ :

(1) PRO.FO.371/10114 E. 8549/5711/65(29-9-1924)
'den M.Kemal Öke, Musul ve Kürdistan Sorunu, s.136

(2) Vedat Şadilili, Türkiye'de Kürtçülük Hareketleri ve İsyanlar, Cilt-I, ss.60-67

(3) Feridun Kandemir, Hatıraları ve Söylemedikleriyle Rauf Orbay, ss.121-122

(4) A.g.y., s.122

(5) Mim Kemal Öke, A.g.y., s.140

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

bilgi için tesekkürler kolay gelsin

cevat KIŞLALI 
 20.10.2008 23:14
Cevap :
Merhaba...İlginize teşekkür ederim. Gündem,Ergenekon'a kilitlendi ama; ben bir süre daha bu konuya devam edeceğim. Selamlar.  21.10.2008 10:40
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 973
Toplam yorum
: 2471
Toplam mesaj
: 64
Ort. okunma sayısı
: 1390
Kayıt tarihi
: 11.12.07
 
 

İstanbul doğumluyum. İlk, orta ve lise öğrenimi İstanbul'da tamamladım. İstanbul Üniversitesi'nde..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster