Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Ağustos '15

 
Kategori
Genetik
Okunma Sayısı
156
 

Mutasyon ve üreme

(TANRISAL  EYLEM)

Üreme(seks) nin yaklaşık iki milyon yıl önce ortaya çıktığı anlaşılıyor. Bundan önce; yeni organizma çeşitleri; yalnızca DNA da rastlantısal olarak oluşan genetik emirlerindeki harflerin değiştirilmesi sonucu ortaya çıkıyordu.

Üremenin ortaya çıkışı ile; iki organizma, aralarında DNA kodlarının tam olarak birer paragraflarını, sayfalarını ve giderek kitaplarını değiş tokuş edebilmeye başladırlar. İşte, bu olgu;tanrısal bir eylemdi. Buradan; günümüzün en gelişmiş organizması olan kişioğluna ulaşılmıştır.

Belki de, DNA daki mesajların içinde; bu da vardı. Yani, harflerin değil; metinlerin birleştirilmesi olgusu.

Bu mesajın çalışmaya başlaması ile, üreme olgusu başlamıştır.

Bu olgudan sonra ;ayıklama olgusu, yeni bir öğe ile desteklenir duruma gelmiştir. Gerçekten de; sekse ilgi duymayan organizmalar, çabucak yok olup gittiler. Günümüzde; pandaların da yok olmakta olmaları, bu yolla açıklanmaktadır.

Dört milyar yıl önce; mikroskobik küçüklükteki mavi yeşil yosunlar, okyanusları kaplamışlardı. Bu bitkiler; durmaksızın oksijen üretmeğe başladılar. Böylece ;yeryüzünün başlangıçta hidrojene doymuş atmosferinin yapısı değişti ve oksijen egemen bir yapı oluştu. Evrenin güneşten koptuğu varsayıldığından; başlangıçta evrenin hidrojen egemen atmosferinin olması gerekiyordu. Çünkü; güneşte günümüzde bile hidrojen patlamaları sürmektedir.

Bu atmosfer değişimine uyum gösterenler yaşadılar. Uyamayanlar, yok olup gittiler. Yaklaşık 600 milyon yıl önce;ilk yaşam çeşitlenmesi patlaması ortaya çıktı.

Bu değişim; çok uzun sürmüştür. Mikroplardan sebze ve hayvanlara geçiş, çok zor olmuş ve zaman almıştır. Ama; üreme süreciyle DNA değiş tokuşu sürdükçe, daha gelişmiş organizmalar ortaya çıkmıştır.

Buna göre; günümüzde de ve gelecekte de daha iyi organizmaların ortaya çıkması söz konusudur.

İlk iyi yapılanmış hayvanlar; trilobit sürüleri olup; günümüzde bu yaşam türleri bulunmamaktadır. Yeryüzünde; günümüzde canlısı kalmamış olan bitkiler ve hayvanlar, sayılamayacak kadar çoktur.

Diğer yandan;eski fosillerde bizim gibi yaratıklara, organizmalara ait bir ize rastlanmamaktadır. Bu husus; evrimin diğer bir göstergesi olmaktadır.

Sanki;bir genel kuralmış gibi; türler bir ara belirdikten sonra; uzun ya da kısa süreler bu gezegende oturuyorlar; sonra da ortadan kayboluyorlar.

Bu türden yitmelerin, iki açıklaması bulunmaktadır.

Birincisine göre; üremeyi durduran tür yok olmaktadır.

İkincisine göre ise; üremeyi sürdüren türler, durmaksızın evrimleşmekte ve evrimleşen bu varlıkların ilkelleri, ayrı bir varlık(yaşama biçimi)durumunda kalmaktadır.

Çünkü, türler arasında da üreme(piçleşme)görünmektedir. At ile eşekten katır türü; deve ile lamanın çiftleşmesinden ayrı bir tür ortaya çıkmaktadır. Biyolojideki Mendel yasaları;ayni tür için olduğu kadar, türler arasındaki üremelerde de geçerli görünmektedir.

Ancak; günümüzde, bitkilerle hayvanların aralarında DNA değiş tokuşu yaptıklarına dair ize rastlanılmamaktadır. Ama; bunun da olanaklı olması gerekmektedir. Çünkü; hayvanlar gibi başka hayvanları yiyen bitkilere de rastlanmaktadır.

Belki de;bu türden DNA değiş tokuşları, üremeler için zaman geçmesi gerekmektedir. Ya da bu türden üremeler, evrenin geçmişinde kalmıştır. Böyle bir üreme sistemi sonunda; kişioğlunun bitkiler gibi oksijen üreten bir organizma olması, ilginç olurdu. O zaman; başka evrenlere gitmek daha kolaylaşırdı.

Öyle anlaşılıyor ki; canlılar, işin başından beri durmaksızın DNA değiş tokuşu ya da yaması yaparak yeni türler oluşturmaktadır. Keza; ayni bir türde bile; DNA ların yeni öğeler oluşturması ve bunun sonucunda; değişik varlıkların belirmesi olanaklıdır.

Gerçekten de; günümüzün kişioğlunu, bir orta çağ kişioğlunun görmesi olanaklı olsaydı; herhalde, bu kişinin günümüz kişioğlunun uzay yaratığı olduğunu düşünmesi olanaklıydı.

Gerçekten de; mağara adamı ile, tunç çağı adamının; ilk, orta, yeni çağ kişilerinin ayni kişiler oldukları ileri sürülemez.

Keza; Japonya’daki nükleer patlamadan etkilenmiş kişilerden gelen yeni kuşakların; bu etkiler altında kalmamış kişilerden farklı oldukları gözlenmektedir. Bu ikinci olgu; olumlu DNA değiş tokuşu gibi düşünülmemektedir. DNA yapılarının değişmesi sonucu gerilemiş bir tür ortaya çıkmıştır. Bu yaklaşımın doğruluğu tartışılmalıdır.

Türlerin ortaya çıkmasında üreme(seks)önemli olmuştur. Üremesini sürdüren varlıklar, türlerinin yaşamlarını sürdürmekte; daha da gelişmiş türlerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Üremeyen türler ise yok olmaktadır. Bu nedenle üreme; tanrısal bir eylem gibi beliren bir mutasyon olmaktadır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 134
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 440
Kayıt tarihi
: 04.09.13
 
 

1940 yılında İzmir'de doğdum İzmir Atatürk Lisesi'ni bitirdim 1961 yılında Mülkiye(Siyasa..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster