Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Ağustos '07

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
680
 

Mutfak... Kadın şairin mezarı -Son-

Mutfak... Kadın şairin mezarı -Son-
 

İngiltere'nin kışında kim mutlu olabilir ki… Paris'te romantik bir tatilin ardından terk edilen Sylvia'ya da mutluluk vermez o kış mevsimi. Gözüne bir kıymık batar. (The Eye-Mote şiiri bunun üzerinedir). Ardından uzun süren bir soğuk algınlığına yakalanır. 25 Şubat 1953'te Doktor Davy adlı bir psikiatristle görüşmeye başlar ve Sassoon'a olan kızgınlığını günlüğüne döker. Sevmeye ve sevilmeye olan ihtiyacı Sassoon tarafından tatmin edilmemiştir. 23 yaşındadır, yalnızdır ve bunu taşıyacak olgunluğa erişmemiştir.

Doktor Davy ile ilk görüşmesinin ardından bir kitabevine gider ve Saint Botoloph’un şiir eleştiri kitabının bir kopyasını alır. Botoloph, E. Lucas Myers’in etkileyici şiirlerinin ve Ted Hughes adında genç bir şairin daha da etkileyici şiirlerinin kritiğini yapmaktadır. Sylvia Plath o akşam bu yeni eleştiri kitabının tanıtımına katılmaya Falcon Yard’a gider. Bu tanıtım toplantısı böylece edebiyat tarihinin en önemli karşılaşmasına sahne olur.

Plath o geceki kavalyesi Hamish ile odanın ortasına doğru yürür ve Hughes’u aramaya başlar. Sonunda onu dışarıda bulur ve ona birkaç saat önce bir kere göz gezdirdiği şiiri ezberden okur. Sylvia’nın günlüklerine ve mektuplarında yazdıklarına bakılırsa bu gösterinin ardından dans ederler, tepinirler, bağırırlar, içerler ve Hughes Sylvia’yı boynundan öper. Sylvia da Hughes’ın yanağını ısırır ve hatta kanatır.

Bu ilk karşılaşmada başka neler olmuş olursa olsun kesinlikle dramatik bir karşılaşmadır ve her ikisinin hayatını kökünden değiştirir. Hughes’in sesi bir fırtına tanrısınınki gibi gümbürdemektedir ve Yorkshire aksanı Sylvia’yı derinden etkiler. Bu karşılaşmanın hemen ardından “Pursuit” adında bir şiir yazar. Orada Hughes’den panter diye bahseder. Bu şiirde aynı zamanda “ölüm bir gün ondan gelecek” der. Ne öngörü ama…

Plath’ın kafası, kendisini terk eden ve bir daha aramayan Sassoon’a duyduğu yoğun öfke ve ilgiyle karışmıştır. Onu bulmaya Paris’e gitmeden bir gece önce Hughes’la buluşur ve geceyi onun evinde geçirir. Ateşli bir aşk gecesi olur bu. Yine de ertesi gün Plath Paris’e doğru yola çıkar. Şüphesiz ki o gelmeden önce Sassoon Paris’ten uzaklaşmıştır ve bulunmayacağından emin olduğu bir yerde iki kadınla birden aşk yaşamaktadır.

Plath, Sassonla beraber o romantik tatili yaptıkları yeri görünce daha çok incinir ve çaresizliğe kapılır. Cambridge’den birkaç arkadaşıyla karşılaşır ve eski flörtlerinden biri olan Gordon Lameyer ile kötü bir İtalya yolculuğu yapar. Sonunda Hughes’dan moralini düzelten bir aşk mektubu alır. Böylece Hughes’la beraber olmak için Roma’dan Londra’ya uçar.

16 Haziran 1956’da Bloomsday’de evlenirler. Sylvia’nın annesi Aurelia tanık olarak düğüne katılır. 1957’de Amerika’ya gitmeye karar veriler. 1957’de Ted Hughes ilk ödülünü kazanır. Bu arada Plath en iyi şiirlerini yazmaktadır. Günlerini ev işlerini yaparak Ted’in şiirlerini daktiloya çekerek ve sınavlarını vermeye çalışarak geçirmektedir. Kalan zamanı yani gecelerini kütüphanede okumaya ayırır.

Plath öğretmenlik teklifi alır ve bir süre sonra öğretmenliği başaramayacağı hissine kapılır. Kimse ondaki bu paranoyak korkunun giderek büyüyüp beyninin kemirmeye başladığını anlamaz.

1958 yılı ilişkilerinin stresle dolmaya başladığı yıldır. Sylvia özgüvenini yitirmiştir. Yazdıklarını kimse yayınlamaz. Ev işleri tüm zamanını almaktadır. Okulun son günlerinden birinde Ted’in sınıfına gider ama Ted orada değildir. Kütüphaneye, okuma odasına ve arabaya bakar. Ted hiçbir yerde yoktur. Sonunda bahçede yürümeye başlar ve ağaçların arasında genç bir öğrenci kızla şakalaşıp gülen Ted’i görür. Kız Sylvia’yı görünce kaçar.

Çatırtılar başlamıştır. En çok da Sylvia’nın ruhu çatırdamaktadır. Boston’a taşınırlar. Sylvia hastanede yarı zamanlı bir iş bulur ve böylece yazmak için zamanı olur. Johnny Panik ve Rüyaların Kutsal Kitabı’nı bu dönemde yazar. Şiirini geliştirmek için de zaman bulur.

1959 yılında Plath hamile kalır ve Hughes çocuğun kendi vatanında doğması için İngiltere’ye dönmelerini ister. Yıl sonunda İngiltere’ye taşınırlar.

1960 nisan’ında ilk çocukları Friedda Rebecca doğar. Aynı zamanda Sylvia’nın ilk şiir kitabı yayınlanır. Kitabın tanıtımı ve bebeğin doğumu yazmak için çok az zaman bırakmaktadır Sylvia’ya. 1960’da sadece 12 şiir yazar.

1960’ın sonlarında Sylvia tekrar hamile kalır ve 1961 Şubat ayında düşük yapar. Ağır bir ameliyat geçirir. 17 gün hastanede yatar. Hastanede yattığı sırada Sırça Fanus’u yazar. Ardından eleştirmenlerin gerçek Plath şiirleri dedikleri şiirleri yazmaya başlar. 1962 başında ilk ödülünü alır. 17 Ocak 1962’de Oğlu Nicholas Farrar doğar. Sylvia her nasılsa iki çocuk ve ev işlerini arasında en verimli dönemini yaşar. Mayısta, Ted’in bir ilişkisi olduğunu fark eder.

O yaz İrlanda’ya tatile giderler. İlişkilerini tamir edebileceklerini ummuş olsalar gerek. Ama iki üç gün sonra Hughes Londra’ya döner, Sylvia da tek başına Devon’a… Hemen ardından resmi boşanma davası açılır.

Plath o yılın ekim ayında hepsi birbirinden güzel 25 şiir yazar. Çocuklar uyanmadan önce, sabahın erken saatlerinde yazmaktadır. Kasım ayında Londra’da bir daire aramaya başlar.W.B.Yeats’ın daha önce yaşadığı daireyi tutar. Bunu iyiye işaret olduğunu düşünür. Kasım ayını daireyi boyamakla ve ekimde yazdığı şiirleri yayıncılara postalamakla geçirir. Ama yayıncılardan bir cevap gelmez. Edebiyat dünyası Plath’ın bu yeni ve güçlü şiiri için hazır değildir.

Aralık ayı böyle geçer. Para sıkıntısı çeken Plath bu zorlu şartlarda yaşamaya çalışır. Ve o yıl Londra, tarihinin en soğuk kışlarından birini yaşar. Borular donar. Sular kesilir. Çatı akmaya başlar. Isıtıcı bozulur. Çocuklar hastalanır.

Günlüklerinden ve mektuplarından öğrendiklerimiz bunlar. Hayatının son altı günü hakkında ise soğuk ve çatısı akan bir dairede iki çocukla yalnız kalmış olmasından başka bir şey bilinmiyor.

11 Şubat 1963’de hayatına son verir. Kafasını fırına sokup gazı açar. Çocukların odasıyla mutfağın arasındaki kapıyı sıkıca kapamış kapının kenarlarını gaz sızmasın diye bantlamıştır. Alt kat komşusu Trevor Thomas’a doktoru aramasını söyleyen bir not bırakmıştır. Mr. Trevor o sırada dışarıdadır maalesef. Saat 9 da gelmesi gereken bebek bakıcısı genç kız da geç kalmıştır. Plath’ın tüm bunları planladığı varsayılıyor. Alt kat komşusunun evden çıkış saatinden hemen önce notu kapısına bırakmıştır, bebek bakıcısını gelmesine birkaç dakika kala gazı açmıştır.

Ne var ki şans ondan yana değildir. Komşusu evden her zamankinden erken çıkmış, bebek bakıcısı ise geç kalmıştır. Plath’ın son yardım çığlığı yankılanarak sönmüştür o gaz fırınının içinde. Hala da şiirlerinde yankılanmaktadır…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

psikolojide kadın şairlerde, toplumdaki diğer kadınlara kıyasla daha çok ruhsal hastalıkların görülmesine "Sylvia plath etkisi" adı verilmiş.

ligeia88 
 02.09.2007 19:18
 

büyük ama büyüklüğü kadar ince ve naif yüreklere en güzel örneklerden biri belki de...ince bir sınırdaydı o geçmeyi seçti...

beenmaya 
 30.08.2007 19:54
 

sylvia plath'ı resimde görür görmez hemen tıkladım, hayatını güzel özetlemişsiniz.. benim de ilgili bir yazım var, ilgilenirseniz..http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=59730 direkt onun hakkında değil ama biraz farklı işte.

Astrokedi 
 29.08.2007 22:04
 

duyguların insanların başına ne trajediler açabileceği,ama kimbiler neler açabileceğinin öyküsü gibi geldi,teşekkürler paylaşımınız için.

A1b2c3 
 29.08.2007 18:16
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 79
Toplam yorum
: 359
Toplam mesaj
: 78
Ort. okunma sayısı
: 1540
Kayıt tarihi
: 24.07.06
 
 

1972 yılıydı. Doğdum. Evde hep kitap okuyan iki kişi vardı. Büyüdüm, okullar okudum. Birşey öğrenmed..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster