Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Haziran '13

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
1026
 

Mutlakiyet, otorite ve cumhuriyet

Mutlakiyet, otorite ve cumhuriyet
 

Sembolik Resim


Son Taksim olayları ile birlikte Mutlakıyet ve Otorite kavramlarını irdeleme gereğini hissettim kısaca. Mutlakıyet ya da saltçılık tek bir yöneticinin yani orta çağ Avrupa örneğinde ifade edildiği kralın bütün hükümdarlık gücüne sahip olması durumudur. Mutlakıyet mevzu bahis olduğunda önemli olan toplumda diğer güç gruplarının bulunmaması değil bu güç gruplarının hükümdarın kontrolü altında olmasıdır. Örneğin Avrupa’da 17. Yüzyılda yani mutlakıyet çağında soylular ve orta sınıflar gibi toplumsal kesimler ortadan kalkmamış fakat kralın kontrolü altına girmişlerdir. Avrupa’da 17.yy’a gelindiğinde iki tane güç odağı söz konusudur, Fransa ve İngiltere. İngiltere Avrupa kıtasının geri kalanından baştan beri kültürel etki bakımından izole olduğu için Fransa diğer Avrupa devletlerini oldukça etkisi altına almıştır.

Mutlakıyetin hem bir siyasi biçim hem de bir kültürel akım olarak Avrupa’ya yayılması da Fransa üzerinden olmuştur. Fransa’nın yönetildiği Versailles (Versay) sarayı hem siyasi hem de kültürel etki merkezidir. Avrupa’nın birçok ülkesinde Fransa benzeri mutlakıyetçi yönetimler kurulurken, diğer Avrupa kralları da Fransa kralları gibi mutlak iktidarlarını kurmaya çalışırken, kendi saraylarını da Versailles’a benzer şekilde inşa ediyorlardı. Tıpkı günümüzde mutlakıyete özenenlerin yaptığı gibi. Bu anlamda bu saraylar mekânsal anlamda hem mutlakıyet siyasetinin hem de kültürün taşıyıcılığını yapıyorlardı.

Otorite ise dönemin ruhunu en iyi tanımlayan kelime olarak kullanılabilir. O dönemde Rusya’da, Almanya’da veya Polonya’da inşa edilen Versailles benzeri saraylar eliyle mutlakıyet düşüncesi Avrupa’ya yayılmıştı. Bu sarayların ortak özelliği hepsinin bütün lüks ve ihtişamına rağmen (ki lüks ve ihtişam yöneticinin yani kralın mutlak hükümdarlığını yansıtıyordu) rahatsız yerler olmasıdır. Bu saraylarda yaşayan kraliyet ailesinin fertlerinden, saray hizmetkârlarına ve devlet görevlilerine kadar herkesin oynayacağı rol çok katı ve keskin bir şekilde belirlenmiştir. Bürokrasinin kuralcı ve soğuk yüzü bu sarayların mutlak hâkimidir. Otoriterlik bir ideal halinde Avrupa’da yayılmaya başlamış, Otoriter ideal beraberinde disiplini, katı kuralları ve sansürü getirmişti. Deney ve yeni keşifler hoş görülmemiştir çünkü bunlar beraberinde değişikliği getirebilirdi ve değişiklik başta devlet işleri olmak üzere her şeyin dengesini bozabilirdi.            

Bu kavramların tarihsel perspektifinden sonra ise kısacası Mutlakıyet; kendi başına buyruk olarak sorumsuz denetimsiz yönetim olarak ifade edilebilir. Bu tip yönetim biçiminde egemenlik ve mutlak otorite kayıtsız şartsız tek bir kişiye aitti ve halkın istek ve arzuları asla sorulmazdı, buna gerekte yoktu.

Günümüzde ise Türkiye’nin rejimi olan Laik demokratik Cumhuriyetin temel değerleri, Anayasası, argümanları, kuruluş ideolojisi baskı altında iken, Cumhuriyet yurdumuz için en büyük kazanç iken, üstün bir erdemlilik aynı zamanda çağdaşlığın göstergesi ve demokrasinin dayanağı iken, Cumhuriyet halk, birliktelik ve kardeşlik, daima ileri gitmek adil bir şekilde paylaşmak demek iken,  Yaşamın kendisine el uzattığı kardeşliğin nefesiyle, demokrasiyle olgunlaşmak demek iken, Hak ve adaletin tesisi iken, acılara ve çekilen ızdıraba birlikte katlanmak ve mutluluklara birlikte gülmek iken,  Bağımsızlık savaşının meyvesi iken, aynı zamanda demokrasiyle yoğrulmuş iken, Cumhuriyet; Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde Osmanlı Mutlakıyetinin yerine halkımızın tercihi olmuştur.

Bir slogan dizisi halinde söylemek gerekirse, Cumhuriyet onurdur, erdemdir, Mevlana ikliminde paylaşmanın adıdır ve adaletin temsilidir, klasik bir ifade ile Ülkemizin insanının ruhuna en uygun yönetim biçimidir.  Özgürlüğün güvencesidir. Bu yüzden Cumhuriyet bize ve yani Türk halkına emanettir ve onu yine biz yaşatacağız. Son yaşanılanlar gösterdi ki Türk halkının öncül grupları olan düşünen sosyal olaylara duyarlı, özgürlük, Cumhuriyet yanlısı, Mutlakıyet ve mutlak Otorite karşıtı çalışan ve eğitimli gençlerin (genç kuşak üstü yaşta olup ta kendini hissedenlerin) varlığı Cumhuriyetimizin çok daha uzun süre devam edeceği ümidini yeşertiyor ülkemde.

Taksim Gezi Parkı direnişi, tüm Türkiye tarihi için de bir dönüm noktası olmuştur çünkü uzun zamandır geliştirilmeye çalışılan Mutlakıyet ve Otoritenin Ülkemizde egemen olamayacağını kayıt altına almıştır.

Aslında bizim Sevgili Gençlere güzel günler göreceğiz Çocuklar dememiz gerekirken Onlar bize güzel günlerin ışığını yaktılar, karanlığın içine ateş yaktılar, korkularımızın üzerine su serptiler, Sağ olun çocuklar, var olun gençler, hepinizin gözlerinizden öpüyorum.

Nizamettin BİBER 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 881
Toplam yorum
: 3744
Toplam mesaj
: 85
Ort. okunma sayısı
: 2633
Kayıt tarihi
: 06.06.12
 
 

Yeni dünya düzensizliğinde insan olmaya çalışan ve okuyarak ne kadar cahil olduğunu gören, olayla..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster