Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Temmuz '13

 
Kategori
Bebek - Çocuk
Okunma Sayısı
8407
 

Mutlu çocuk yetiştirmenin anahtarı...

Mutlu çocuk yetiştirmenin anahtarı...
 

Anne ve babalar için çocuklar/çocuklarımız ‘gözbebeğimizdir’ desek sanırım abartmış olmayız. Sadece aileler için değil toplum için de aynı şey geçerlidir, her doğan çocuk çok kıymetlidir/kıymetli olmalıdır. Peki, bu kadar değerli olan geleceğimizin teminatı olan bu canlarımızın ebeveynler olarak onları yetiştirirken, fiziksel ve temel ruhsal ihtiyaçlarını karşılamada, onları topluma hazırlamada üstümüze düşen görevlerin bilincinde miyiz? Benim çocuğumdur istediğim gibi terbiyesini veririm, kimse karışamaz zihniyetini artık kırmanın zamanı gelmedi mi? Sokakta geçerken, çocuğunu saçından sürükleyerek götüren bir anneye müsamaha edemiyor, bazen müdahale etmek durumunda kalıyorum, tabi bu anlık bir çözümden öteye geçemiyor. Bazı ailelerde şiddet, ilgisizlik, çocuğun temel özgüvenden yoksun veya tam tersi sadece maddi ihtiyaçlarını karşılanan çocukları ilerde nasıl bir yetişkin olmasını bekliyoruz. İşte bu ve buna benzer sorunlarımıza cevap bulacağına inandığımız alanında Uzman, Çocuk Gelişimci Emine Ergün, hocamla bu konu hakkında konuştuk. Kendisi pozitif ve açıklayıcı bilgileri ile hem bir anne hem bir uzman olarak bizlere ışık saçtı.

 

Çocukların doyumsuz olmaması için ebeveynlerin tutumu nasıl olmalıdır?

Günümüz koşullarında anne babaların tavırları çocukların birçok şeyi çabuk tüketmesine sebep olmaktadır. Özellikle çalışan anne babalar çocuklarıyla geçiremedikleri zamanı telafi etmek adına, çocuklarına istedikleri her şeyi fazlaca almakta, kaliteli zaman geçirme kavramının yerini tüketim almaktadır, bu da çocukların çok talepkâr olmalarına ve doyumsuz olmalarına sebep olmaktadır.

Çocuklardaki doyumsuzluk sadece maddi anlamda değil duygusal anlamda da olabilmektedir. Çocuklar anne babalarının sevgilerini de çabuk tüketmektedir. Bir anlamda buna anne babaların tutumları da etken olmaktadır. Çocuklara sınır ve kural koymamak, “Hayır” diyememek doyumsuzluğa neden olmaktadır.

Erkek ve kız çocuk ayrımının topluma etkileri neler? Erkekler ağlamaz mı?

Bu durum Türkiye’nin gerçeklerinden bir tanesidir. Günümüzde hala doğuda erkek çocuk sahibi olabilmek için 4. 5. doğumunu yapan, yapmak zorunda olan kadınlar bulunmaktadır. Kız çocuk annesi ya da babası olmak utanılan, söylemesi zor bir durum gibi kabul edilmektedir. Erkek çocuklar bu kadar önemli olduğu onlara küçük yaştan itibaren yetişkin rolleri yüklenmektedir. Erkek çocuk hiç bir şeyden korkmamalı,  ağlamamalı, sorunlarını kavga dövüşle halletmeli gibi kodlar yüklenmeye çalışılmaktadır.

Bu durum çocuk yaşlarda çok belirleyici olmazken, ergenlik ve yetişkinlik döneminde etkileri daha çok görülmektedir. Ergenlik dönemindeki arkadaş ilişkileri, karşı cins ile ilişkiler, eş seçimi ve evliliği yürütme tarzının altında bu kodlamalar yatmakta ve sosyal ilişkiler ile evlilik ilişkileri olumsuz etkilenmektedir.

Çocukluk ve gençlik yıllarınızı düşününce olumlu ve olumsuz yönleri var mı sizce?

Sosyal beceriler, ahlaki değerler açısından çok memnunum. Belki bir yere kadar kendimi ifade etme fırsatı bulamadım. Ben, Mardin doğumluyum, o kültürle büyüdüm. İlk defa sinemaya lisede gittim. Okumama fırsat vermeleri çok güzeldi. Ama şehir dışına gitmeme izin vermediler. Bu benim yedi seneme mal oldu.

Çocuk büyütmek ile çocuk yetiştirmek arasında hangi farklar var sizce?

Çok fark var. Benim hep söylediğim bir şeydir. Çocukları büyütmeye yöneliyoruz. Doğurup, yedirelim, okul yaşında okula gönderelim. Toplumsal yapıda anne-babaya yüklediği sorumluluk çocuğu büyütmek demek… Çocuk yetiştirmek bunları da kapsayan bunun yanında çoğu duygusal ihtiyaçlarını fark etmek, çocuğa değer vermek, çocukla ilgili farkındalığa sahip olmaktır.

Çocuklarımızı dinlemekle, duymak arasında ne fark var? Onları nasıl aktif dinlemiş oluruz?

Hemen hemen her anne baba çocuğunun söylediklerini duyar, ama hepsi onu tam olarak dinlemez. Duymak için kulak vermek yeterlidir, ama dinlemek için duymanın yanında oturmak, göz kontağı kurmak, zaman ayırmak, dinlediğini belli etmek, geri bildirim vermek, varsa sorun ile ilgili çözüm üretmek ve motive etmek de olmalıdır.

Çocukları aktif dinlemek için onlara özel zaman ayırmalı, onları dinlerken başka bir işle meşgul olmamalı, göz kontağı kurmalı, Dimlerken eleştirmemeli, yargılamamalı, duygularına tercüman olmalı, kendilerini rahat ifade etmelerine imkân vermeliyiz.

Her çocuğun mutlaka yaratıcı bir yönü vardır. Yaratıcılığın ortaya çıkarılmasında ve gelişmesinde okulun ve ailenin önemi büyük, siz neler söylemek istersiniz?

Anne babalar öncelikle çocuklarını iyi tanımalıdır. İyi tanımak sadece çocuğun nelerde başarılı olduğunu bilmek değildir, yeterlilikleri ve yetersizlikleri ile çocuklarını tanımalıdırlar.

Çocuğun hayattan ne istediği, hayalleri ve idealleri de önemlidir. Çocuk =Birey denklemi çok önemlidir. Çocuk anne babanın uzantısı değildir. Bu nedenle her çocuğun farklı farklı yönleri vardır, çoklu zekâ teorisi bu anlamda çok önem kazanmaktadır.

Anne babalar çocuklarını yaratıcılığını desteklemek ve var olan özelliklerini ortaya çıkarmak için, onlara fırsat vermeli, mutlu oldukları alanlarda ilerlemelerine imkân sağlamalı, onları cesaretlendirmeli, motive etmelidirler. Kendi hayallerindeki meslekleri seçmelerini değil, çocuklarının hayallerindeki meslekleri seçmelerine fırsat vermelidirler.

Büyük çocuk ile küçük çocuk arasında yetiştirme tarzında farklılıklar görülebiliyor. Bu konuda neler söylersiniz?

Büyük çocuk ile küçük çocuk arasında yetiştirme farkı bulunmaktadır. Aileler ilk çocuklarında acemilik yaşarken ikinci çocuk da bu yerini tecrübeye bırakır.

Büyük çocuk yetiştirilirken yapılan hatalar küçük çocukta tekrarlanmaz. Büyük çocuklar daha içe kapanık, özgüvensiz, kendini tam ifade edemeyen, tabularını ancak ergenlikte aşabilen çocuklar olurken; küçük çocuklar özgüvenli, yaratıcı, kendini rahat ifade eden, her ortama uyum sağlayabilen çocuklar olurlar.

 Ebeveynler biz her şeyi yaşadık, denedik ‘O, aynı hataları yapmasın’der. Çocuklarımızı birçok şeye ‘hayır’, ‘yapma’, ‘etme’, diye yönlendirirsek çocukta nasıl bir kişilik yapısı ortaya çıkar?

Çocukları yetiştirirken ince bir denge kurmak önemlidir. Hem kurallı hem de özgür bir ortam oluşturmak önemlidir. Bu nedenle “Denetimli Serbestlik” oluşturmak gerekmektedir. Denetimli serbestlikten kasıt çocuğa kural ve sınır koyarken, kontrollü bir şekilde de özgürlük sağlamaktır. Fazla denetim zararlı olabileceği gibi, fazla serbestlik de zararlı olur

Bu nedenle çocuklar sürekli “hayır, dur yapma” diye durdurulmamalı. Kurallar önceden belirtilmeli, kurallar ile birlikte yaptırımlar ve ödüller de belirlenmelidir.

Çocuğun hata yapacağını anladığımızda onu panikle durdurmak yerine, yapacağı davranışın sonuçları hakkında onu bilgilendirmek, başına gelebilecekler ile ilgili onu uyarmak daha etkili bir yol olabilir. Bu yöntem hemen hemen her yaş çocuğunda uygulanabilir. Küçük yaş çocuklarında ya da ergenlerde uygulanabilecek bu yöntemin tarzı ve şekli, çocuğun yaşına ve gelişim özelliğine göre farklılık gösterecektir.

Sürekli “Hayır, yapma, dur” diyerek durdurulan çocuklar; kendini var edemeyen, pasif, cesaretsiz çocuklar olabilirler.

Çocuk yetiştirmenin altın kuralları nelerdir?

Çocuk yetiştirmenin 10 altın kurallını şöyle sıralayabiliriz.

Çocuğunuzu dinleyin

Çocuğunuza değer verin

Çocuğunuzun yeterliliklerini ve yetersizliklerini doğru tespit edin

Çocuğunuz sizin uzantınız değil, o tek başına bir birey, bunu böyle kabul edin

Çocuğunuzu kardeşi ya da başka çocuklarla kıyaslamayın

Çocuğunuzun önünde eşiniz ile tartışmayın

Çocuğunuza doğru model olun. Ona kazandırmayı hedeflediğiniz davranışları önce siz hayatınızda uygulayın. Örneğin; siz dişlerinizi fırçalayın ki çocuğunuz da fırçalasın

Çocuğunuza kural ve sınır koyun.

Gerektiğinde çocuğunuza “Hayır” diyebilmelisiniz.

Çocuğunuzu sevin ve ona güven verin.

Çocuklara özgüven nasıl verilir?

Çocuğa özgüven duygusunu kazandırmak için ilk olarak anne babanın özgüvenli olması gerekir. Pasif, kendine güvenmeyen, kendini var edemeyen anne babanın çocuklarının özgüvenli olmasını bekleyemeyiz.

İkinci olarak, özgüven duygusu yaşamın ilk aylarından itibaren çocuğa aşılanmalıdır. Çocuk ilk emeklemeye başladığında ya da ilk adımlarını attığında sürekli onun arkasında durmak, aman düşme, yerinden kalkma gibi tavırlar içine girmek çocuğun özgüvenini zedeleyen bir durumdur. Yani özgüven sanıldığı gibi 2-3 yaşlardan sonra ortaya çıkmaz, çocuğun hayatında hep vardır ve hep beslenmelidir.

Çocuk motive edilmeli, başarıları ön plana çıkarılmalı ama fazla abartılmamalı, başarısızlıkları olduğunda sebepleri ve düzeltme yolları üzerinde durulmalı, ama rencide edilmemeli, alay konusu olmamalı, başka çocuklarla kıyaslanmamalıdır.

Ona güvenildiği her fırsatta dile getirilmelidir. “Senden bunu hiç beklemezdim, beni hayal kırıklığına uğrattın” gibi cümleler kullanılmamalıdır.  Bunun yerine “Sana güveniyorum, başarabileceğine inanıyorum” gibi ifadeler kullanılmalıdır.

Çocuk büyüdükçe sınırları yeniden ayarlanmazsa ne olur?

Çocuk yetiştirmede kurallar ve sınırlar çok önemlidir. Fakat bu kural ve sınırlar hem aile yapılarına hem de çocukların özelliklerine göre farklılık göstermelidir.

Her kural her aileye uymayabilir. Çünkü her anne baba ve her çocuk birbirinden farklıdır. Her çocuk aynı ödülden hoşlanmaz ya da her çocuk için aynı ceza etkili olmaz.

Ayrıca kural ve sınırlar yaşa ve gelişim özelliklerine göre de değişiklik göstermelidir. Örneğin; 5 yaşındaki bir çocuk için belirlenen kural ve sınırlar ergenlik dönemindeki bir çocuk için uygun olmaz.

Çocuk büyüdükçe sınırlar ve kurallar yeniden ayarlanmazsa, kurallar yetersiz kalır, yasal boşluklar oluşur ve çocuklar bu boşlukları kendi lehlerine kullanırlar. Böylece kendiliğinden kuralsız bir ortam oluşur ki; bu anne babanın otoriteyi elden kaybetmesine ve çocuk merkezli bir aile yapısının oluşmasına neden olur.

Günümüzde çocuğun okula erken başlaması ile ilgili çocuk ve aile açısından ne gibi sorunlarla karşılaşıyorsunuz?

Çocukların okula erken başlaması ile ilgili sorunları 3 cephede ele alabiliriz.

Birincisi eğitim sistemi açısından olan etkisi.Geçen sene ülkemizde uygulanan eğitim sistemi içerisinde ne eğitimciler ne idareciler ne de derslikler bu yeni sisteme hazır değildi. Eğitimcilerimiz 5-6 yaş grubu çocukların gelişim özelliklerini tam olarak bilemedikleri ve yeterli hizmet içi eğitimden geçemedikleri için bazı konularda yetersiz kaldılar. İdareciler eğitimcilerin karşılaştıkları sorunları çözmede yetersiz kaldılar. Derslikler de çocukları yaş gruplarına göre ayırma konusunda yetersiz kaldı. Böylece sistemden yana bu sorunlar yaşandı.

İkincisi anne babalar açısından olan etkisi. Anne babalar daha okullar açılmadan yeni eğitim sistemi ile ilgili evde o kadar çok konuştular, çocuklarını o kadar çok teste soktular ve o kadar çok uzmana götürdüler ki, hem anne babalar hem de çocuklar olumsuz bir okul algısı ile okula başladılar.

Üçüncüsü de çocuklar açısından olan etkisiki; zaten en çok onlar etkilendi. 7 yaş grubu çocuklar zaten 2 yıl üst üste okul öncesi eğitim gördükleri için ilk 3 ay yapılan boyama çalışmalarından sıkıldı. 5 yaş grubu çocuklar da anaç bir ortam olan kreş ortamından kurallı ilkokul ortamına birden bire geçtikleri için bu kurallar bütünü içine entegre olmakta zorlandılar.

Mental olarak çocuğun okula hazır olması yeterli midir?

Çocukların okula başlaması için sadece mental olarak hazır olması yeterli değildir. Çünkü gelişim bir bütündür ve bir bütün olarak ele alınmalıdır. Günün en az 6 saatini okulda geçirecek olan bir çocuğun tuvaleti geldiği zaman pantolonunun düğmesini bağımsız olarak açıp kapatabilmesi, sorun çözme becerilerinin gelişmiş olması bu bağlamda kendini ve kendi haklarını koruyabilmesi, acıktığında ya da canı bir şey istediğinde kantinden yiyecek alabilmesi vb. becerilerinin gelişmiş olması gerekmektedir.

Bu beceriler sadece bilişsel gelişime ait beceriler değildir; özbakım, motor, sosyal ve duygusal gelişimin de bilişsel gelişime paralel olarak belli bir seviyede olması gerekmektedir.

Mutlu toplum, mutlu bireyin ardında mutlu çocuklar yatar. Mutlu çocuğu nasıl tanımlarsınız? Bununla başarıyı nasıl ilintilersiniz?

Mutlu çocuk mutlu ailede yetişen çocuktur. Yani çocuğun mutlu olabilmesi için anne babanın mutlu olması, sevgi dolu, huzurlu bir ortamda yaşaması gerekmektedir.

Mutlu çocuklar çok başarılı olurlar gibi bir denklem kurmak doğru değildir. Çünkü başarının şekli ve ölçütü kişiden kişiye ve aileden aileye değişir. Kimi aile için çocuğunun avukat olması başarı iken, kimi aile için sevdiği mesleği yapması başarıdır.

Ama şunu söyleyebiliriz ki; mutlu çocuklar sevgi dolu, huzurlu ortamlarda büyüdükleri için, hayata dair birçok olumsuzluğu ekarte edebilirler. Mutlu olmak için her zaman maddiyat da gerekli değildir, önemli bir faktördür ama gerekli değildir. Bu nedenledir ki mutlu çocuklar başarıya bir adım daha yakın olabilirler.

e-mail:belginturan@gmail.com

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Başlıklar dizesiyle kolay anlaşılır faydalı bir yazı olmuş, teşekkürler. Hepsine öz itibarıyla candan katılırım da şu ödül ve ceza işini doğru bulmam. Çocuğa yaptıklarından dolayı ceza ve ödül verilmesini tavsiye etmem. Bu çocuğu maddiyatçı yapar. Zaten sevgi bir ödül, küsmek de bir ceza yapılamaz. Mutlu çocuklar başarılı olur dediniz ya, şimdi çocuk başarılı olsun diye onu mutlu etmek için ne taklalar atarlar ana babalar... mutluluk yaşamın amacı yapılmalıdır, başarının kaldıracı değil. Mutlu olmak için başarılı, başarılı olmak için mutlu olma gereği insan uygarlığının tüketici özelliğine hizmet ediyor. Sadece mutlu olmak sade bir şeydir aslında; çocuğun başını okşamak gibi...

Muharrem Soyek 
 01.03.2016 19:10
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 431
Toplam yorum
: 65
Toplam mesaj
: 24
Ort. okunma sayısı
: 495
Kayıt tarihi
: 04.02.09
 
 

Lisansını Anadolu Üniversitesi/ İşletme Bölümü ve Anadolu Üniversitesi/ Sosyoloji Bölümlerinde “O..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster