Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Ekim '11

 
Kategori
İş Yaşamı - Kariyer
Okunma Sayısı
694
 

Mutlu iş yok, mutlu çalışan var

Mutlu iş yok, mutlu çalışan var
 

Cesaret bildiğin bir şey de performans göstermek değil, bilmediğin bir şeye olan merakın,ilgin ve deneme isteğindir.. Çoğunluk; özünde bildiği konuda konuşmanın, bildiği işi yapmanın ve bu alanlarda sağlanan başarının cesaretle bağlantısı olduğunu düşünse de, aynı fikirde değilim. Asıl cesaret bilmediğin bir işe girişip, öğrenip, kendinde bir şeyler katabilip ortaya koyduğunda saklıdır.
Asıl stresi yaratan iş-kariyer için çabalarken hırsın ideallere önüne geçmesi . Daha fazlası için çabalarken, daha iyi iş çıkarmanın önemini unutuyoruz belki de. İş saatleri, fazla mesailer, karmaşık - çözülmeyi bekleyen problemli evraklarımız = stres. Stresin neden kaynaklandığı önemli. Bir işi başaramamak o işi kaybetme korkusundan değil, o işten uzak kaldığında duyacağın rahatsızlıktan olmalı. Sevmeli insan ilk önce! Koşulsuz sevgi bir tek aşk ve ilişkilerle orantılı değil, hayat ve bütün ile bağlantılı tutulmalı.
 
Severek yapılmayan işlerden sorun ve yetersizlik eksik olmuyor maalesef. Zoraki götürülen iş hayatı insanların hayatından zaman çaldığı gibi işverenin de zamanını almakla beraber çifte zarar doğruyor. Çalışmak istemiyorsan çalışmayacaksın! Yok eğer devamsa; çok çalışarak değil kusursuz çalışarak mükemmele yakını yakalayacaksın. Aksi halde verdiğin ve aldığın emek bir yerde tıkanacaktır. Şimdi bazıları ne kadar iş deneyimin var da bunları yazıyorsun diyecektir haklı olarak. Gördüklerim ve deneyimlediklerim var elbet. Çevremde, ailemde, yakınlarımda. İş hayatında bana göre yapılan en büyük yanlış önceliklerimizi belirleyememizden kaynaklanıyor. Acil ve önemli arasındaki ayrımı yapamamızdan.
 
İş yaşamının belli bir oranı kader ile bağlantılı. "Bir yerde yiyeceğin ekmek ne kadarsa o kadar yersin, zorlama" derdi eski bir arkadaşım. Zorlamayı, kendini yormayı ve iş yükünü çoğaltmayı anlamsız bulurdu. Ancak talih size bir limon verdiyse onu limonata yapmak insanın kendi elinde. Herşeyi kader ve kısmete bağlayıp köşemize çekilemiyoruz maalesef. Bu kadercilikten çok rahatlık ve tembellik.

Sahip olamadığımız şeyler cazip gelenlerdir ya hep, işte hepsi için emek vermek gerek. Önce emek, sonra yemek! Sıfır hata ile çalışan insan modeli olmak zor hatta bence imkansız. Hatanın bile içeriği önemli. Aynı konuda tekrar tekrar hata yapmak bile o işe verdiğinizin değeri ortaya koyuyor. İşe ilk başladığımız günlerde genel olarak ortamı değerlendiririz hep. Ya bir daha gitmek istemeyiz, ya birine takıp ondan gelecek ters bir hareketi bekleriz veya kişilere odaklanmasak işleyen başka negatifliklere yöneliriz. Nedendir bilmem ama işe başlanan ilk bir hafta ile bir ay sonrası karşılaştırıldığında arada büyük farklar vardır. Önce yabancı bir şehirde kendinizi yapayalnız hissedersiniz. Hatta kalemliğiniz bile bir iki kalemden ibarettir. Masanızın üstü tertemiz, evrak raflarınız ayna görevi görecek kadar boştur. Ve bu süre zarfında gözler hep etrafı inceler.

Kişiler hakkında en yanlış karar ilk günlerde alınır. Zamanla kalemliğinizdeki kalemler çoğalır. Sonra raflar evraklarla dolmaya, takviminiz yapılacak işlere ait son gün alarmlarıyla işaretlenmeye başlar. Derken bir bakarsınız ilk başta negatif yaklaştığınız bütünün bir parçasısınız. Bu sürede yapılacak en iyi şey öğreneceğiniz veya performans göstereceğiniz işe odaklanmak. Öyle ya, bunun için burada değil misiniz?

Ben kendi adıma öğrendiklerimi anlatıyorum sadece. Bir başka sorunda iş ve özeli birbirine karıştırmamak! Evinizde, özel hayatınızda olan sorununuz sadece sizi ilgilendirir. Sağlık haricinde yaşadıklarınız iş ortamınıza aksettirilmemesi gerekenlerdir. Sıkça yazarım ya mutlu hayat yoktur, mutlu insan vardır! Herkesin kendine göre bir düzeni ve bu düzen için ödediği bir bedeli vardır. Bu nedenle sorunların yansıtılmaması gereken tek yer de bana göre iş ortamıdır. Profesyonellik bu konuda tam olmalı. Elinizden gelenin en iyisini yaptığınıza inanmadan işinizi kadere ya da şansa bırakmayın.

Geçenlerde bir yazıma okurlarımızdan Zehra Hanım "siz yazdıklarınızı uygulayabiliyor musunuz?" diye sormuştu. Şimdi o sormadan ben cevap veriyorum; inanın bende yazdıklarımı bir kaç defa okuyor ve üzerine düşünüyorum. Sadece kitaplardan yola çıkarak değil yaşanmışlıkları dinleyerek ve olması gerekeni düşünerek hareket etmeye çalışıyorum. Kusur ve hatalarımızın gelişimimize katkı sağlayıp, tekrarı olmadıkça zararı değil aksine faydası olduğunu savunanlardanım. Sorun odaklı değil, çözüm odaklı olmalı. Mutlu iş yok, mutlu çalışan var:)

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yaşadığımız dünyayı bomboş bir sinema ekranına benzetirim. Aslında olan biten herşey bilincimizde veya bilinçaltımızda oluşur ve perdeye yani dünyaya yansır Merve'ciğim. Hal böyle olunca, bugüne dek olmuş ve ilerde olacak olanlardan tamamen biz sorumluyuz. Gerek iş, gerek özel yaşamımızda bu böyle, hayatımızın her alanını biz kendimiz düşüncelerimizde yaratıyoruz. Güzel bir yazıydı, yüreğine sağlık, öpüyorum.

A.Nilgün Aktaş 
 14.10.2011 15:11
Cevap :
Gerçekten de öyle. Direksiyon başında olan ve nereye gideceğine karar verecek olan bizleriz.Ataleti yendiğimiz sürece üstesinden gelemeyeceğimiz birşey yok. sevgiler  14.10.2011 15:24
 

Mervecim paylaşım için teşekkürler güzel dostum.Sevgilerimle.

Şennur Köseli 
 13.10.2011 15:42
Cevap :
Ben teşekkür ederim Şennur Hanım güzel yorumunuz için. öpüyorum sizi  14.10.2011 8:31
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 670
Toplam yorum
: 3227
Toplam mesaj
: 35
Ort. okunma sayısı
: 1851
Kayıt tarihi
: 19.12.10
 
 

İstanbul doğumlu. Kuantum Yaşam Koçu. EFT, NLP, ETKİLİ İLETİŞİM, BEDEN DİLİ gibi bir çok konuda e..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster