Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Haziran '11

 
Kategori
TV Programları
Okunma Sayısı
311
 

Mutlu son demode mi - 2: Ezel ve Hanımın Çiftliği

Daha önce “Mutlu Son Demode mi?” başlıklı bir blog yazmış, Ezel bağlamında mutlu sonların neden popülaritesini yitirdiğini analiz etmiştim. Son 2 haftadır Ezel dizisinde gerçekten mutlu sonun olup olamayacağı tartışıldı. Özellikle Cengiz sorguladı bunu. Sonuçta anladık ki, iyi kötüye prim verirse, onun hatasını anladığına inanıp zaaf gösterirse, kötü iyiyi katledip istediğini almak uğruna, sevdiğine hatta kendine bile en büyük zararı verebilirdi. Aslında Cengiz’in sevdiği Eyşan değil, üstün olmak ve iyiyi yenmekti. Bunun mümkün olamayacağını görünce, Eyşan’a tecavüz etti, o da yetmedi, öldürdü. Çünkü Eyşan’ın boğazında kendi dili, burnunda kendi kokusu, belinde kendi elleri olsun istiyordu. 

Cengiz çocukluğunda yaşadığı istenmeme ve itilmişlik duygusunun intikamını ileride aldı ama hayatı boyunca da istenmeyen adam konumundan kurtulamadı. Parayla, güçle, hileyle bu konumundan kurtulmaya çalıştı ama iyiyi yenmeyi hiç başaramadı. O hep başarısız ve kötüydü. Kötü olarak algılanmak, onu daha da kötü yaptı. 

Aslında Eşyan da en az Cengiz kadar kötüydü ama o aşka yenilmişti, belki artık iyi bir aile kadını olacaktı, ama Cengiz izin vermedi. Cengiz’in kendine kötülük yapmayıp, ayrılığı kolaylıkla kabulleneceğini zannederek, saflık derecesinde iyi davrandı, iyilik bekledi. Klasik “sen de umarım sevebileceğin birisi bulursun” derken, bu sözün Cengiz’i daha da kışkırtacağını düşünemedi. Aslında Eşyan da Cengiz’e az çektirmedi. Önce boşanıp Kenan’la evlenmeye kalktı, daha sonra Ezel’le… Bu arada, dizinin katil karakteri Ali de, iyiler arasında yer aldı. O katildi çünkü agresifti, bazen düşüncesizdi ama kötü değildi. Ya da Bahar ve şimdiki karısı Azad’a duyduğu aşklar onu değiştirdi. 

Aslında Ezel’in sonu hiç beklediğim bir son değildi. Bir kere sonunun nasıl bittiğini anlayamadım. Daha iyi anlamak için bir daha nette izleyeceğim. Yani bütün bu karakterler hayal miydi? Dayı’nın dediği gibi gerçek hayatta aşk intikamı yenemez miydi, öldükten sonra sevenler kavuşamaz mıydı? Gerçek aşk, bu dünyada kavuşamamak mıydı? Örnekleri Leyla ile Mecnun, Aslı ile Kerem ve nihayet Ezel ile Eşyan, Güllü ile Kemal… Bu dünya yalan mı gerçek mi? Öteki dünya nerdedir ve nedir? Ben kimim, nerdeyim? İmdaaattt… İyi dizi adamı filozof da edermiş… Son olarak, büyümüş, delikanlı olmuş Can’ın babasını görmeye deniz fenerine gelmesi de tuhaftı. Burada ne mesaj verildi acaba? 

Ezel dizisi, baştan beri yarattığı senaryoda devrime yakışır bir şekilde sona erdi. Yani kötülerin çok kötü olduğu için iyileri yendiği, gerçek dediklerimizin hayal, hayallerinse gerçek olduğu bir son… Evet, gerçek hayatta mutlu sonlar olmayabilir ama gerçek hayatta ölmedikçe son yoktur. Her mutsuz olaydan sonra ayağa kalkar, hayata devam edersiniz. Kaybedilen sevgiliyse, ya ömür boyu sevgisiz yaşar, ya da zamanla yeni bir sevgili bulursunuz. Filmlerde ise, bir son olmak zorundadır. O sonun ne zaman ve nasıl olacağına da senarist karar verir. Böyle kaliteli bir dizinin reytinglerinin gittikçe azalması da üzücüydü. Böyle olunca da sanırım senaristin yazmak için şevki kalmadı. Son bölümlerde her hafta en az bir ana karakter öldürüldü. 

Hanım’ın Çiftliği dizisi de mutsuz sonla biten dizilerden biri. Dizinin romanının sadece 1. cildini okuyabildiğim için, Orhan Kemal’in kitaptaki sonuna sadık kalınıp kalınmadığını bilmiyorum. Bu kadar kötü olabileceğini tahmin edemeyeceğiniz Halide, çiftliği Güllü’ye vermemek, Güllü’yle Kemal’i bir araya getirmemek için elinden geleni yapıyor. Sonunda işçileri çiftliği yakması için teşvik ediyor, Kemal çiftliği kurtarmak isterken yanarak ölüyor. Bu sonu beklemeyen Halide de, üzülüyor. Cemşir, hayatta yapamadığı babalığı, Halide’yi kızı vurmadan vurarak yapıyor. Yani Güllü’nün hayatı babası yüzünden mahvoluyor ve kurtuluyor. 

Aslında Güllü Halide’yi jandarmaya zamanında ihbar etseydi, Halide’yi yasal olmayan yollarla tehdit etmeseydi, olaylar bu kadar felaketle bitmeyebilirdi. Tefecinin yaptıklarının yanına kar kalması, Güllü’nün bir anlamda Halide’nin hatasını telafi için tefeciye servetini vermesi, çiftliği ise Halide’den şantajla geri alması hep hataydı. Bu dizide, felaketler aslında gene iyilerin hatalarıyla geldi. Kötü zaten kötüydü ama iyiler de yapmaları gerekeni yapmadılar. Dizi bitene kadar rüşvetçinin, katilin yani kötünün yaptığının karşılığını göreceğini umut ettim, ama maalesef olmadı. Güzel bir mesaj verilemedi. Belki senaryonun ilgi çekmesi için ters köşeye yatırması gerekiyordu. Ama olumlu mesajlara da dizilerde de olsa, toplumun ihtiyacı var diye düşünüyorum. 

Beni en çok üzen Güllü’yle Kemal’in bir türlü kavuşamamasıydı. Eskilerin dediği gibi “Kısmetse gelir Hint’ten Yemen’den / Kısmet değilse ne gelir elden” sözü doğruydu belki. Birini çok sevdiğiniz halde size yar olmuyorsa, onda ısrar etmemeliydi belki. Daha az sevdiğiniz biriyle, daha mutlu bir beraberlik yaşar, daha az kıskançlığı üzerinize çekerdiniz. İşçilerin parasının verileceği gün, düğün yapmak başka bir hataydı. Kendileri aç dururken, düğün yapılması, işçileri daha da dellendirmişti. Tamam, Güllü’lye Kemal çok beklemişlerdi ama 1-2 gün daha bekleyebilirlerdi. Zaloğlu’nun düğün yüzünden işçilere parayı bizzat teslim edememesi sonucu para ehil olmayan ele (Halide’ye) geçti ve felaketlerin başlangıcı oldu.  

Aslında dizi, kısmen iyi sonla bitti. Zaloğlu ve karısının üç çocuğu oldu, belki bu dizinin en mutlu fakat basit hayat yaşayan çifti onlardı. Güllü’nün görkemli, imrenilen hayatı mutluluk getirmedi, üç kere dul kaldı. Gülizar’ın “dünyada bir sen bir ben kalsak, sana varmam” dediği Kabak Hafız onu “vurun kahpeye” olmaktan kurtardı, nikahlı eşi yaptı. Yani “büyük olkma ye, büyük konuşma” sözünün tesciliydi bu son Gülizar için. Gülizar’ın bel bağladığı Reşit ise para için gözünü kırpmadan hem onu kötü yola sürüklemeye, hem de mahalleliye öldürtmeye kalkacaktı. Yine aynı çelişki… Reşit’in çekici bulmadığı saygıdeğer karısı mı olmalı, yoksa çekici bulduğu ‘namussuz’ sevgilisi mi? Saygıdeğer çekici bir kadın olmak en iyisi tabii ki. Ama olmak kolay mı? Reşit de dizinin sonunda kötülüğünün semeresini alıp para babası oldu. Onun mutlu sonu buydu. 

Sonuçta filmlerde mutlu son olmalı mı, olmamalı mı? Bence “nasılsa mutlu son olacak” diye tahmin etsek bile mutlu sonlar olmalı. Yoksa mutsuz, haksız, kötülerin iğrençliğinin vurgulandığı sonlar insanı karamsarlığa, umutsuzluğa itiyor. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 110
Toplam yorum
: 62
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 612
Kayıt tarihi
: 01.02.11
 
 

ODTÜ Eğitim Fakültesi İngilizce Öğretmenliği mezunuyum. İlgi alanlarım edebiyat, sinema, tiyatro, TV..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster