Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Mart '19

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
164
 

Mutluluk Felsefesi Üzerine

 Sokrates, Platon ve Aristo'da Mutluluk 
 
Dahiler yoktan varolmazlar, bir zincirin halkaları olarak doğar ve evrilirler.
Sokrates, Platon ve Aristo hocalık- öğrencilik aksıyla birbirini takip eden zincirin birbirine benzemeyen farklı halkalarıydı. Birbirini tekrar etmeden yüceldiler.
 
- Bildiğini düşündüğün şeyi aslında bilmiyor oluşun..
Bu insana yapışan rahatsız edici at sineğidir.
 
Öyle değil miydi , Bu at sinekliği Sokrates’in kendine biçtiği rolüydü. O şişman, kalkık burunlu, antipatik ve yerli yersiz ayaküstü soru soran çıkıntı bir adamdı.
İnsanlara bildikleri şeyleri aslında pek de bilmediklerini ayaküstü diyaloklarla kanıtlayıp, iç dünyalarında çelişki yaratıyordu. 
 
Bu nahoştur..
İnsanlara çelişki yaratırsanız sevilmezsiniz.
Onları inandırmanız ve tatmin etmeniz gerekir. Bu samimiyetsizlik devam etsin ki sevilesiniz.
Sanılanın aksine dürüst insanlar hiçbir zaman sevilmez. Dürüstmüş gibi yapanlar sevilir.
Gerçekten zeki ve farkındalıklı insanlar sevilmez. Zekiymiş gibi yapanlar sevilir. 
İnsanların övdüğü hiçbir zaman zeka değil..başarıdır. Çünkü zeka çoğu kez bir şey üretmek zorunda hissetmez kendini.
 
Sokrates’e ağır gelen şey şuydu. İnsanlar ne için yaşadıklarını ve neye niçin ve nasıl inandıklarını bilmiyorlar. Bildiklerini sanıp aslında değersiz bir hayat sürüyorlar.  Bilmediklerini öğrendikleri zaman aslında bir şey bilmiş oluyorlardı.
 
Sokrates’in bilgeliği çok bilmesinden ya da bir şeyler öğretmesinden gelmiyordu. Adam gibi soru sormasından geliyordu.
Tıpkı Atina’da Delphi rahibesinin dediği gibi 
‘Sokrates hiçbir şey bilmemesine rağmen bu şehrin en bilgesiydi.’
 
Sokrates’e göre bilgelik mutluluk getirir. Bilgelik ise erdemli olmaya bağlıdır. Erdemli insan mutlu olur.Sokrates’e göre bilgi ve iyilik bir ve bütündür. Bir insan biliyorsa iyi olanı seçer. Cahil ise kötülüğü seçer. Yani iyilik ve bilgi bir ve bütündür bu da erdem ve mutluluğunn ta kendisidir.
 
O bu değil de Sokrates’in ölümü aslında tam bir travmadır. Mahkemede yargılandı 501 kişi oy kullandı, yarısından daha fazlası ‘ölsün ‘ dedi, Sokrates de ‘Ölürüm lan sizin dünyanızda size zaten fazlayım, it herifler’ demediyse de , anlayana daha fazlasını söyleyerek pervasızca ölümü kabul etti, Ne özür ne altan alma hiçbirisini yapmadı, delikanlı gibi, o hayatı boyunca susmayan adam artık sessizdi ve ölüme gitti.
Entelektüel bir intihar mıdır? Bu yoruma açık ..ancak öyle bir intihar modeli tanımlayacaksak bunun ilk örneği Sokrates’tir. Ama bence intihar değildi. Tam bir kader farkındalığı, tam bir görev ve rol bilinciydi. Işığı daim olsun. 
 
İnsan sorgulayıp cevaplandığında anlamı olur, anlamı olunca da mutlu olur.
 
*
Platon , dünyayı yalnizca filozofların kavrayabileceğine inanıyordu. Çünkü filozoflar duyularına göre değil akıllarına göre değerlendiriyordu. 
Mağara metaforunda sembole gömerek anlattığı gibi, zinciri kırıp güneşi gören kişi filozoftur. Gördüklerini anlatmakta zorlanır bu yüzden de yalnızdır.
İnsanların çoğu varlıkların gerçekliğini kavramaktan çok önlerindeki gölgelere ve yansımalara bakarak zamanını geçirir. Bu illüzyon her zaman burnun ucunda olan ve kolay olandır.
 
Formlar ve Gerçekler, yani nesneler dünyası ve idealar olarak ayrımladı. Eğer kusursuz bir daire görmek istiyorsan daire formlarına ait ne varsa unutman gerekir. Yoksa asla gerçek bir dairenin neye benzeyeceğini kavrayamazsın.. Aşağı yukarı böyle özetlenebilir Platon’un anlatmak istedikler..
 
Dünya aklını kullanmayan insanı duyuları aracılığıyla yönlendirir. Bu da onun gözü önüne çekilen perdedir. (Aha işte gene Matrix) Sıradan insanlar dünyayı duyularıyla kavrarlar. Somut olana takılıkalırlar oysaki filozof soyut olanı sembolik olanı kavrayabilir.
 
Mutlu olmak için özgürlük gerekir, Özgürlük içinse illüzyondan kurtulmak ve realiteyle kucaklaşmak gerekir. 
 
*
‘Bir bulutla kış olmaz, bir çiçekle yaz gelmez.’
demiş şair, hayır, filozof yani Aristo.
 
Tabiri caizse ‘O işler öyle olmaz, mutlulukta mutsuzlukta devamlılık ve süreç gerektiren bir durumdur’ diyor burada şair.
 
Aristo formlar dünyasında uçarken aslında somut dünyanında yabana atılamayacak bir gerçeklğinin ve de enterasan girift bir doğa olduğunu farketti. Varolan elimn altındaki bu nesneler dünyası aslında hakikati sallayan beşiktir dedi. ( o tam olarak böyle bir şey demedi, ben yorumladım.) 
 
Her şeyden önce Aristo da bir ahlak filozofuydu, yani daha önceki yazılarımda değinmiştim, Doğa filozofları tabiatı ( Nature) inceleyen varolanı tanımlamaya çalırlardı. Ahlak filozfları ise neden sorusunu sorup anlam ararlar ve de nasıl yaşamalıyız? Doğru yaşam nasıl olmalıdır? Gibi dertleri vardı.
Aristo da bu derdini ifade etti. 
- Mutlu olmamız lazım..Mutluluğu arayalım.
Aristo mutluluğa ‘ eudemonia’ adını vermiş.
 
Bu bahsettiği mutluluk haz peşinde koşmak değildi, O mutluluğu genel bir hal olarak tanımlıyordu.
Yani iyi bir yaşam ve mutluluk genel karakter yapısından ve dünyayı kavrayıştan bağımsız değildi.
Aklını kullanmalıydı ve varoluşunu anlamlı kılmalıydı insan. 
Her ne için varolduysa onun gereğini yapmalıydı.
 
Doğru duygular insanı doğru davranışlara götürür, doğru duygular ise çocukluktaki koşullara, yetiştiriliş tarzına ve erken yaş deneyimlere bağlıdır. Bu noktada bir çocuk genellikle irade ve farkındalıktan yoksun olduğu için tüm bu süreçler şans faktöründen bağımsız düşünülemez.
 
Yani kısaca mutluluk kişinin kendini tanımasından rolünü kavramasından geçer. Bu da aslında toplumsal yaşama bir atıftır. Aristo insanı politik hayvan olarak tanımlamıştır. Yani mutlu olmak, bir devlete ve topluma bağlı olmanın dışında bir olay değildir. 
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmaktadır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Toplam blog
: 104
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 275
Kayıt tarihi
: 20.03.18
 
 

 Sosyolog, Aile ve Evlilik Danışmanı, Pozitif Psikoterapi Danışmanı, Astrolog.     ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster