Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Nisan '15

 
Kategori
Kişisel Gelişim
Okunma Sayısı
1260
 

Mutluluk pamuk şeker, mutsuzluk acı kahve tadında

Mutluluk pamuk şeker, mutsuzluk acı kahve tadında
 

Mutluluk pamuk şeker tadında...


İnsan güzel olan her şeye çok çabuk alışıyor. Güzel hissettiği ve güzel vakit geçirdiği insanlara, yerlere, zamanın güzelliğine, rahatlığa, lükslere çabuk alışıyor. İnsanı mutlu eden her şeye insan kendini kolayca bırakıyor ve teslim oluyor. Bizi zorlayan, mutsuz eden, huzursuz eden insanlar, zamanlar ve yerler ise bizi alışmakta zorluyor. Yaşanan ne olursa olsun atamıyoruz bir türlü üzerimizden. Sanki zamana ait, başkasına aitmiş gibi yaşıyoruz acıları, yanlışları, bizi mutsuz eden duyguları. Belki bu yüzden en çok vaktimizi olumsuz hallere alışmaya direnmekle geçiriyoruz. Hoş hayatın akışı da acıları dolu dolu yasamamıza izin vermiyor. Klasik olarak bildiğimiz gibi; hayat devam ediyor. Acılarımızın, sancılarımızın, olumsuz ruh hallerimizin içinde bu direnişten ötürü uzun süre kalıyoruz. Bitmesini istemediğimizden değil, sadece olumsuzlukları yaşamakta zorlandığımız için. Oysa acıları da sonuna kadar tüketsek bu kadar acı çekmeyeceğizdir belki de. Yani acıları güzellikler kadar kolay tüketmiyoruz. Kimse bana hayatı olumsuzluklardan kolayca sıyrılacak kadar önemsemediğini söylemesin. Bu bile bir direniştir; olumsuzluklara teslim olmamak adına. Kimse bana hiçbir şeyi takmadığını söylemesin. Hepimiz aslında taktığımız kadar yok sayıyoruz her şeyi. Önemsediğimiz kadar, bizi rahatsız ettiği kadar olmamış sayıyoruz olanları ve insanları. Bu sadece yüzleşemediğimiz, kendimizle acılarımızı yaşayamadığımız içindir belki de. Bazen farkında olmadan ne kadar güzel şeyler hissetsek de aslında onları zaman olarak daha kısa sürede tükkettiğimizi düşünüyorum. Yoğun yaşıyoruz, güzel yaşıyoruz ve yok oluyorlar. Bu yüzdendir belki de mutluluğa açlığımız. Yani mutluluğun içinde acıların içinde kaldığımız kadar uzun süre kalmadığımız için. Mutluluk iki dakikada yiyip bitirdiğimiz pamuk şekerse, olumsuzluklar bir türlü bitmeyen acı kahve gibi sanki. İnsanoğlunun doğasında vardır belki de bizi rahatsız eden etkenlerle barışık olamamak. Kimileri de acıyı sever. Acıyı hissetmeyi ve yaşamayı sever. Acıyı sevmek olur mu? diyorsunuz belki de ama evet seven vardır. Bazen özellikle sanatçıların; yazar, besteci, ressam, şair veya başka ne olursa olsun, acıyı biraz daha fazla bedenlerinde barındırdığına inanıyorum. Acıyı yaşayarak ürettikleri için acıyı tadarak belki de kendilerini yeniliyorlar. Çoğu esaslı sanatcı en ağır dönemlerinde en yoğun ve üretken çalışmamış mıdır? Bunlar belki de acıdan beslenen ruhlardır. Acı da yasadığını hissetme isteğinin ve var olmanın temel kaynağı değil midir? Yani sanki tatlının olmadığı yerde acı olursa en azından hiç olmamaktan iyidir gibi. Başarıyı, aşkı, mutluluğu, huzuru ve buna benzer güzel hisleri hissettiğimizde kalbimiz güzel bir ritimle atıyor ve yaşadığımızı hissediyoruzdur. Hayat güzelliklerle heyecan vermeye, anlam kazanmaya başlıyor ama olumlu ve güzel hisleri hissedemediğimiz yerde bence acıyı hissetmeyi tercih ediyoruz. Nötr olmak hayatı monotonlaştırıp, sıradanlaştırırken, acıyı ve üzüntüyü yaşamak belki de hayatımıza daha da anlam katıyor. Hani çocuklar vardır; olumlu ilgi görmedikleri için, olumsuz ilgiyi alabilmek adına evde de okulda da terör estirirler. Ruhumuz bazen ilgisiz bir çocuk gibi olumsuzluğu hissederek, acıyı çekerek yaşadığını hissetmeyi tercih ediyor bence. Bir de yok saydığımız duygular vardır; güzel veya çirkin farketmez. Yaşamaktan, varlıklarıyla yüzleşmekten ve kendimize bunlar üzerinden yol çizmekten korktuğumuz hisler. Bazen insan mutsuzluğunda o kadar huzur bulur ki kimsenin onu değiştirmesine izin vermez. Alışılmışlık ve denge, hiçbir dengesizliğin ve bilinmeyen bir huzursuzlugun tadına bakmak için terk edilmez. Mutlu olabilme ihtimalinin yanısıra ya sonra? dedirten bir kaygı ve belki mutsuz olma riski korkutur bizi. Yani nötr olup sonrasında pişman olmak, mutsuz olmak gibi kaygılarla mutluluğa adım atamaz insan. Belki de mutlu olacağına inanarak bir adım atsa sonucunda gerçekten mutlu olacaktır. Ama yine arkasından acı, hayal kırıklığı, pişmanlık ve olumsuzluklar gelebilir korkusuyla o adımı hayat boyu atmayanlar var. Nasıl olsa mutsuzluk daim, mutluluk gelip geçicidir diye öğretildigimiz için olabilir. Yaşadığımız her ne olursa olsun belki de kaynağının yaşadığını hissetmek, insan olduğunu hissetmek olabileceğini düşünüyorum. Bunları yazıyorum ve biliyorum; bir çok okuyan iyice saçmaladın diyecektir. Lakin konu bunu her bireyin yaşıyor olması, veya yaşarken bunun farkında olması değil. Her insan kendini yoklamalı. Yaşantısından ziyade iç dünyasını sorgulamalı. Bedeninde tuttuğu bütün hisleri kendince tartmalı. Bütün hisleri yerli yerince yaşamayı başarmış insanlar da var elbet. Her şeyi tadında bırakan, sağlıklı bir şekilde acıyı da tatlıyı da ayırt edip hakkını veren insanlar var. Hayatlarına anlam yüklemeyi başarmış, insanları gerektiği gibi yaşayan ve kendini olduğu gibi yaşatan insanlar da var. Bu sağlık mertebesinde olan bir ruh haline diyecek fazla sözüm yok ama yapamayanların, yaşayan ölüler halinde gezen ruhların belki de kendine sorabileceği tek soru; neden bu olumsuzluklarla bu kadar uzun zamandır birlikteyim´dir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Gayet güzel ve akıcı bir edebi diliniz var.Zekice kurgulanmış cümleler,birbirini tamamlayan ahenkli düşünceler...Yalnız fazla kelime tekrarı yaptığınızı düşünüyorum.Örneğin ''belki'' ''belki de'' sözcükleri bayağı kullanılmış.

die stimme des mondes 
 14.04.2015 23:57
Cevap :
Ilginiz ve olumlu yorumlariniz icin tesekkür ederim. Elestirdiginiz noktalarda da hakli olabilirsiniz ama cok keskin ve sert yazmamak adina hep belkilerle cümle kuruyorum. Ayrica olabilirlerle ve ihtimallerle sadece bir fikirden ibaret oldugunu vurgulamak icin aslinda bilincli kullaniyorum. Kelime tekrari ise ritim katiyor diye kullandigim bir sekil. Belki de azaltmam lazim :) Hicbir Türkce egitimi almadan yazdigim icin kusurlarim oluyor elbet.   15.04.2015 12:03
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 25
Toplam yorum
: 14
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 711
Kayıt tarihi
: 28.04.14
 
 

Sorgulamadan geçen bütün fikirler yazılmalı.  ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster