Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Mayıs '20

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
314
 

MUTLULUK

       Mutluluk uzun uzadıya tartışılan bir konudur ve bu denli tartışılıyor olması o konuda bir sorun olduğunu da gösteriyor demektir. Herkes mutlu olmak derdinde, herkes mutluluğun tanımına ve tadına varmak arzusunda. Sahip olma arzusu taşınan şeyin ne olduğunun iyi bilinmesi hedefe ulaşmada büyük yarar sağlayacaktır.

      Öyleyse hemen tüm insanlığın peşinde koştuğu, tadına varmak için yanıp tutuştuğu mutluluk nedir? Bu kavramı TDK da "Bütün özlemlere eksiksiz ve sürekli olarak ulaşılmaktan duyulan kıvanç durumu, saadet, bahtiyarlık, saadetlilik" olarak tanımlanıyor. Tanımlamaya bakılırsa mutluluk hiçbir zaman elde edilmeyecek bir rüya. Zira insan, doğası gereği, tüm arzularının karşılanması, tüm arzularına eksiksiz ve sürekli biçimde sahip olma şansına sahip değildir. Zaten doğasına aykırı olan bir durumu bu tanımıyla yaşamak ise sadece rüyadır.

        Yukarıda da bahsettiğim gibi sahip olunmaya çalışılan şeyin tanımı hem yolumuzu belirleyecek hem de o yolda gerekli olan gücü bize verecektir. Mutlu olmayı başaran, kendilerini mutlu olarak tanımlayan insanların hayatlarına bakıldığında tanımda yer aldığı gibi tüm isteklerinin sürekli ve eksiksiz biçimde tamamlanmadığı bir gerçektir. Öyle ise tanımı yapan kim olursa olsun bir yanlışlık olduğu muhakkak.

            Tüm bilimsel çabaların da dinlerin de bir amacı, insanın eksiklerini göz önüne sermek acziyetini ona göstermek ve tamamlanmasını sağlamaktır aslında. İnsanın eksiklerini göz önüne sererek bunların tamamlaması için bir çabaya sürükler her biri. O halde, sınırları, eksiklikleri bilip bunların tamamlanması ve sınırların genişletilmesi çabasıdır aslında mutluluk. Günlerce aç kalan insanın bir tabak yemek sonrasında hissettiği mutluluk ile farkına vardığı acziyeti sadece maddi imkânlara sahip olmakla da sürekli biçimde mutlu olunamayacağını gösterir insana. Zira insan biyolojik ve maneviyat olmak üzere iki yönlü bir canlıdır ve mutluluk biyolojik ve manevi yönlerin birlikte tatminidir aslında.

         Şehir insanı her şeye para ile sahip olduğundan mutluluğun formülünü de maddiyatla aramaktadır. Mevcut sistem onu doğadan koparmış hatta doğaya da bir şekilde sahip olabileceği yanılgısına sürüklemiştir. Kendisinin varlığı için muhtaç olduğu “ana” diye tanımladığı doğa da basit bir metaya dönüşmüştür.  İnsanın özünü basitleştirmesi ise aslında kendini değersiz hale sokmaktadır. Şehir hayatında o denli yoğun şekilde yaşamaktadır ki, onlarca hatta yüzlerce uyaran bombardımanına maruz kalan,  en sıradan bir konudaki haberle ilgili dahi yüzlerce veriye ulaşan insanın enerjisi çabuk bitmektedir. Bir konuda odaklanmayan, aynı anda pek çok işi birlikte yapmaya çalışan ve her birini yarım yarım yaparak bütüne kavuşamayan insan anı da  biriktiremeyerek yoğun bir stres altında yaşamaktadır. Sorun çözmek için var olan insanın hiçbir sorunu çözemeden yüzeysel biçimde hayatı geçiştirmesi yetersizlik duygusuna / strese neden olmaktadır.

         Önceleri karşılaşılan sorunlar için denetimlerine, bilgilerine ihtiyaç duyulan ve danışılan aile büyükleri sayesinde pek çok sorunu aşan insan bugünlerde o büyüklerin yoksunluğundan veya kendisinin çok daha zeki/bilgili olduğu yanılgısından ötürü her sorunu kendi kendine çözme durumunda kalmaktadır ki bu da yalnızlığa, çaresizlik hissiyatına neden olan bir diğer unsurdur. Bir örnek vermek gerekirse; önceleri evlenmek isteyen kişiler aile büyüklerinin görüşünü ve onayını almak ister ve kendilerini bu şekilde daha güvende hissederdi ama bugün anne baba veya diğer aile büyüklerinden beklenen "alınan karara itaat etmek ve mecburi onaylamak" şeklindedir. Bunun bir nedeni insanın yaşlıları cahil olarak görmesi diğeri ise sosyal bir yapısı olan bireyin bireyci yaklaşımıdır. Eğitim almamış olsa dahi yaşadıkları ya da bir şekilde şahit oldukları ile yani tecrübeleri ile pek çok kişiden daha bilgili olan bu insanların her birimizin yürüdüğü yolda daha önceden yürüyen, yolu ve yoldakileri bizden daha iyi tanıyan birileri olarak kabul etmek  de fayda var diye düşünüyorum. Zira olgunluk büyümeye yani yaşa bağlı olarak ortaya çıkan bir durumdur. 

        Mutluluk arayışı daha çok şehirli insanın sorunudur. Anadolu’nun köylerinde veya küçük yerlerindeki insanlar için mutluluk çok da karmaşık biri durum değildir. Günlük yapılması gereken işlerin halledilmesi, ev ahalisi ile aynı vakitte aynı dertlerle aynı sevinçlerle aynı sofrada toplanılması, sahip olunan her şeye şükredilmesi, geleceğe dair hayallerin kurulması –ki buna birazdan değineceğim-, azıcık olsa da aşın konu komşu ile paylaşılması, yaşama dair olan her şeyin doyasıya yaşanması, anıların biriktirilmesi zaten mutluluktur. Şehir insanı gibi yarım olmasına rağmen ahkam kesen değildir. “Bilmiyorum oğul” deyiverir ve bilmediğini anlamak için meraklı bakışlarla süzer seni. Birine yardım ederken içini şüpheyle veya şehvetle doldurmaz. Yardım ediyor olmak gerekliliğini “acaba gerçekten lazım mı, gerçekten ihtiyacı var mıydı” gibi sorulara kurban etmez. “..balık bilmezse Halik bilir” der ve yapar. Böylece gerçek bir anısı, geleceğe dair bir umudu daha olur.

           Mutluluk biraz da “her şeyi yapmak” veya “her şeyi mükemmel yapmak” değil az da olsa bir şeyleri tamamlamakla ilgilidir. Şehir insanı kendini önemli ve değerli hissetmek, belki de fark edilmek için yaptığı yardımlarda dahi şüpheye kurban olmuştur. Kendince haklıdır çünkü sahtekâr çoktur şehirde. Şüphenin, hakikati gölgelememesi gerektiğini unutur ve çoğu zaman vazgeçer. Yani, yine yarım kalır. Ve hayrı yapamamış olmak da ayrı bir strese neden olur. Stres ise ya bir hastalığa yakalanma ya da yakalan hastalığın pençesinden kurtulamamanın müsebbibidir; “yiğidi öldürecek” yegâne düşmandır.

            Az önce Anadolu insanının geleceğe dair hayallerinden bahsetmiştim. Bu hayaller sadece kendileri ile ilgili değildir, yaşadıkları köy ahalisini de ilgilendiren, sorunlara çözüm odaklı hayallerdir bunlar. Şehirli pek çok insan için hayat çalışmak,  çocukları evlendirmek, borçları bitirmek ve emekli olmak arzusu üzerine kuruludur. Sadece şahsına yönelik bir arzu da insanı tatmin etmemektedir. Çünkü ölüm denilen, nasıl anılırsa anılsın, bir müddet sonra unutulmayla sonuçlanan bir hakikat karşısında iz bırakmak arzusu da insanın en doğal yönlerinden biridir. O yüzden belki sadece kendimiz için değil gelecek için de güzel izler bırakmak, düşünce biçiminizi bu yönde değiştirmek mutlu olmayı sağlayacaktır diye düşünüyorum. Ölüm ne zaman hangi koşullarda karşımıza çıkar bilinmez ama uzun erimli düşüncelere sahip olmak, geleceği şekillendirecek hayaller taşımak da gereklidir. Günün telaşı içinde kendine yol bulmaya çalışan, bugün de bitti şükür çerçevesinde hayatı yaşayan,  yorgun düşen bireyin geleceği şekillendirme cesaretinin kırılması da kaçınılmazdır. Ama mutlu olmak amacında olan birinin tavrını değiştirmesi ve bu cesareti kazanması kaçınılmazdır. “Tesadüf de tevafuk da,  teşebbüsün içindedir. Teşebbüs etmez isen ne tesadüf edersin ne tevafuk” denir. Unutulmamalıdır ki yaşanan yoksulluk veya  yoksunluklar altında ezilmeyip her daim mücadele eden, karşılaştığı tüm haksızlıklara, aşağılanmalara rağmen mücadeleden asla vazgeçmeyen ve bu şekilde kimlik kazanmış bir peygamber ümmetiyiz. Ve mükâfat bu durumlarda gelir zaten. Acı insanı olgunlaştırır. Her şeye sahip olan ve emeksiz biçimde kendisine sunulan bir çocuğun şımarık, bilinçsiz ve izleyene sıkıntı yaratan hayat anlayışı da karşımızda duran bir hakikattir.  

         Bakış açımızı değiştirerek, yaşadığımız sorunlardan dolayı kendimizi “lanetli/sevilmeyen kul” olarak görmeyerek, güzel tesadüf veya tevafuklara ancak güzel çabalarla karşılaşacağımıza inanarak mutlu olabiliriz.

          Sevgi ve muhabbetle..

Halil Güven (Sökeli), ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

"Her şerde bir hayır vardır" inanışı da denir sizin anlatımınıza sevgili kardeş:) Sağlık dileklerimi sunuyorum:)

Halil Güven (Sökeli) 
 07.05.2020 1:04
 

Herkesin kafasını kurcalayan mutluluk hakkında güzel şeyler yazmışsınız, okuyunca mutlu oldum.Beğendim. Sizi de benim mutluluk yüklü yazılarımı okuyup yorumlamaya davet ediyorum. Dost selamlar.

Erhan Tigli 
 06.05.2020 14:00
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 18
Toplam yorum
: 6
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 255
Kayıt tarihi
: 19.01.07
 
 

Bu yolculukta akla gelen bir kaç cümle...öylesine işte. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster