Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Kasım '16

 
Kategori
Çalışma Yaşamı
Okunma Sayısı
476
 

Mutsuz çalışanlar ve mutlu İK'cılar

Mutsuz çalışanlar ve mutlu İK'cılar
 

Aramıza Hoşgeldin Canım...


En son söyleyeceğimi baştan söyleyeceğim. Çalışan olarak firmanızda ne kadar eski ve nitelikli olsanız bile zerre kadar değeriniz artık kalmadı. Hatta tecrübeli olmanız yeni gelenlere göre daha fazla maaş aldığınız için adeta bir tehdit. Firmaların mottosu özellikle 2008 yılından sonra değişti. Zihniyet şu; biri gider diğeri gelir. Dışarıda onbinlerce iş arayan kişi var.

Özellikle patronların has adamları olan İK Yöneticileri’nin basının önünde fotoğrafçılara sahte gülücükler atarak katıldıkları toplantılarda kendilerinin ve firmalarının şovlarını yaparken sahne arkasında sanki Ruanda’da Hutu’ların Tutsi’leri katlederken kullandığı palalar ile adeta personel kıyımı yaptıklarını artık herkes biliyor.

Dikkat çeken konulardan biri de firmaların İK yöneticiliği adeta bir kadın mesleği haline gelmesi. Pek çok firmanın İK koltuklarında kadınlar oturuyor ve gözlerini bile kırpmadan, yürekleri bile titremeden binlerce kişiyi haksız gerekçelerle işten çıkartıyorlar. Tabi patronlarının emirleri doğrultusunda.

Mustafa Kemal Atatürk’ün belkide bir çoğumuzun tamamını bilmediği bir sözü var:’’ Eğer bir gün benim sözlerim bilimle ters düşerse bilimi seçin. Hayatta en doğru kılavuz bilimdir.’’ Yani araştırıp, sorgulamadan, körü körüne kendinizi ve aklınızı başkalarına teslim etmeyin. Peşinden gitmeyin. Bugün toplumumuzda özellikle siyaset ve iş dünyasının tamamını kanser gibi sarmış bir teslimiyet ve biat kültürü mevcuttur. Bazı makamlara gelebilmek ve oralarda kalabilmek için de sizi o göreve getirenlere biat etmeniz gerekir.

Hani derler ya kadınlar duygusaldır diye. Bence tam bir şehir efsanesi kusura bakmayın. Yüreğinde zerre kadar Allah korkusu taşımadan, kul hakkı yiyerek uydurma performans bahaneleri ile binlerce kişiyi üstelik eş ve çocukları ile birlikte sokaklara atan yüce İK yöneticileri akşam evlerine gidip çocuklarına sarıldıklarında artık neredeyse kalmamış olan vicdanlarından gelen sesi nasıl bastırıyorlar? Yastığa başlarını nasıl rahatça koyabiliyorlar?

Bugün pek çok firmada çalışanlara akıl ve mantık dışı hedefler verilerek bir de imzalatılarak zorla mutabık kalınıyor. Türkiye’de enflasyon %9 iken verilen hedef artış yüzdeleri neredeyse %100’lere dayanıyor. Verilen hedefi yani emri sorgulayıcı soru soranlar mimleniyor. Zaten çoğu personel işten atılırım korkusu ile soramıyor, konuşamıyor.

Size verilen hedefin tutturulamaması sebebiyle nasıl işten atılmalar oluyor yaşanmış bir örnekle anlatayım. Bir sektörde çalışan personel 2014 yılında 500 adet ürün satarken 2015 yılında 450 adet ürün sattı diye düşük performans gerekçesiyle işten çıkartılıyor. Halbuki 2015 yılı için kurumun kendisine verdiği ürün satış hedefi 300 adet. Yani hedefini aslında %150 tutturmuş. Çalıştığı kurum o sene için daha düşük hedef vermiş sadece. Nereden tutturuyorlarsa oradan vuruyorlar çalışanları.

Türkiye’de her yerde olduğu gibi iş dünyasında da liyakat sistemi yerini torpile bırakmış durumda. İşe göre adam değil adama göre iş ayarlanıyor. Daha dün yanınızda işi öğrenen kişi çok kısa bir zaman zarfında birden yöneticiniz olabiliyor. Öyle idareciler var ki yanında çalışanların isimlerini bilmiyor. Öğrenmiyor. İnsana komik geliyor değil mi? Zaten normal bir insan ismi ile çağrılır zannediyorsunuz. Halbuki çalışanınızı fark ettiğinizi basitçe göstermenin en kolay yoludur ona ismiyle hitap etmek. Sabah işyerine girdiğinde kimseye günaydın demeyen yöneticiler var. Sanki günaydın derse personelle yüz göz olurum havasındalar. Doğum günlerinde ilgili kurumun en tepedeki İK yöneticisinden hiçbir duygu içermeyen mail gelmesi yerine bir telefon ile personelin aranması çok daha hoş olurdu. Hoş mail atan bile çok azdır inancındayım.

Bazı kurumlarda zaman zaman genel müdür ya da yönetim kurulu üyeleri çalışanlara ziyaretlerde bulunurlar. Dikkat etmişsinizdir. Onları asla yalnız bırakmazlar. Yanlarında mutlaka genel müdür yardımcıları ve İK yöneticileri ya da başka birimlerden birileri bulunur. Çünkü onların yalnız başlarına personel ile görüşmelerinden rahatsız olurlar. Personel onlara gerçekleri anlatmasın, sıkıntılarından bahsetmesin isterler. Hatta tam aksine çok mutlu olduklarını söylemeleri için ziyaretlerden önce haber gönderip çalışanları üstü kapalı tehdit ederler.

Kurumların patronlarına, genel müdür ve yönetim kurulu üyelerine önerim, kurumunuzda olan biten gerçekleri içtenlikle öğrenmek istiyorsanız, yanınıza astlarınızı almadan birebir, teke tek personeliniz ile görüşün, dertlerini dinleyin, notlar alın. Kurumunuzda haberdar olmadığınız gerçekleri daha yalın haliyle rahatlıkla öğrenebilirsiniz. Hayat sizlere sunulan raporlardan ibaret değil. Sabahtan akşama kadar verimsiz toplantılardan başınızı kaldırıp, fildişi kulelerden sahaya inin. Haber vermeden, yanınıza kimseyi almadan görüşmeler yapın. Böylece “İnsan Kaynaklarınızın” sadece kaynak kaldığını “insan “kelimesinin sahada anlamını yitirdiğini görmeniz mümkün olabilecektir. Sözüm ona gizli olan personel memnuniyeti anketlerine göre daha net sonuçlar verecektir.

Esas sıkıntı, kurumun içinden yetişmiş ve kuruma yıllarını vermiş, kurum görgü ve kültürünü benimsemiş, kurumdaki herkesin tanıyıp saygı duyduğu kişiler yerine hayatlarında yöneticilik dahi yapmamış ya da kuruma dışarıdan birinin tanıdığı vasıtası ile getirilmiş kişilerin kurumun kilit noktalarına yerleştirilmesindedir.

Bugün aşağı yukarı bütün kurumlar çalışanlarına yemek ve servis gibi imkanları sunmaktadır. Hatta maaşlarını da neredeyse vaktinde ödemektedirler. Peki bütün bunlara rağmen çalışanlar neden mutsuz ve işe deyim yerindeyse zorla gelmektedir? Zaman aynaya bakma zamanıdır.

Bir ses derki, mutsuz ise bıraksın mutlu olacağı yere gitsin. Çalışan emek verdiği, yıllarını geçirdiği yerden belki bir gün kıymet görürüm diye kafasındaki iç sesi dinlediği için kalır. Ya da gideceği yerlerde farklı bir dünya olmayacağını bilir, kalır. Ama bu yetkinliğinden şüphe ettiği anlamına gelmemelidir.

Artık patronlar kendi işinin işçisi olmalıdır. Birilerinin torpili ile işe alınan İK yöneticilerinden ipleri alma vakti gelmiştir. Çalışanlarınız kurumunuzun temel taşlarıdır. Temel taşların yanlış oynatılması kurumunuzun bekasında da sorun oluşturacaktır. Çalışanları tarafından beddua edilen kurumlara ve yapılan haksızlıklara yukardaki patronlar tarafından müdahale edilmez ise her şeyin yaratıcısı en tepedeki yüce patron tarafından müdahale edilmesi sadece zaman meselesidir.

Bunu ben uydurmuyorum. Kimin söylediğini merak edenler için kaynağımı 2 ayetle açıklarken sizlere çok sevdiğim bir sözle veda ediyorum. Allah asla ihmal etmez ama imhal eder. Yani bir süreye kadar erteler. Aşağıdaki surelerin ayetlerini patronlar ve özellikle İK yöneticileri hatta bölge müdürleri odalarında görebilecekleri bir yere assınlar.

Fatır  (Yoktan var eden) Suresi 45. ayet

Allah yaptıkları yüzünden insanları hemen cezalandırsaydı dünyada hiçbir insan kalmazdı. Belirlenmiş bir zamana dek onları cezalandırmayı erteliyor. Fakat zaman dolduğunda kuşkusuz Allah kullarını görendir.

Ali İmran (İmran Ailesi) Suresi 178. ayet

Nankörlük edenler, kendilerine verdiğimiz sürenin kendileri için iyi olduğunu sanmasınlar. Ancak suçlarını çoğaltmaları için süre veriyoruz. Üstelik onlar için aşağılayıcı bir ceza vardır.

 

Sevgi ve saygılarımla,

 

Mehmet Ulusal SAĞ

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 25
Toplam yorum
: 25
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 1922
Kayıt tarihi
: 05.10.16
 
 

1971 Ankara doğumludur. Eskişehir Anadolu Üniversitesi'nden 1995 yılında mezun olduktan sonra ayn..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster