Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Nisan '14

 
Kategori
Kişisel Gelişim
Okunma Sayısı
269
 

Mutsuz hanımın mutluluk dileği

Mutsuz hanımın mutluluk dileği
 

Değerli okurlarım,

Bu yazıma Hermann Hesse’in çok beğendiğim ‘Mutluluk‘ şiiriyle başlayacağım, ardından ‘Mutsuz Hanımın Mutluluk Dileği’ başlıklı bir hikâyeyle bu haftaki mutluluk yazıma  bir virgül koyacağım.

Mutluluğu aradığın sürece,
Mutlu olacak kadar olgun değilsindir,
Ve ulaşacak kadar her istediğine.
Kayıplara yakındığın sürece
Ve hedeflerin varsa durmadan yöneldiğin,
Bilemezsin huzur nedir diye.
Vazgeçersen şayet her arzudan,
Ne hedef, ne de istek tanıyıp
Mutluluğu artık adıyla anmıyorsan,
O zaman olup bitenlerin akışına
Dayanamaz yüreğin ve ruhun erişir huzura.

“Küçük, eski bir köy evinde yalnız ve mutsuz yaşayan genç bir hanım, yine mutsuz olduğu günlerden birinde rüyasında Alaaddin’in sihirli lambasını bulur. O an şaşkına döner, sevinçle lambayı okşar ve masaldaki sahnenin benzeri vuku bulur. Kocaman lamba cini belirir: “Bir süredir izliyorum seni.alaaddin-cin Sürekli mutsuzsun. Seni mutlu edecek üç dilek dile benden,” der. Genç hanım heyecanla dileklerini sıralar: “Ölene dek sağlıklı, çok varlıklı bir yaşam sürmek istiyorum. Son olarak da sevgi ve saygı dolu bir yuva kurup çocuklarımın olmasını istiyorum.” Cin onun isteklerini yerine getirir ve kaybolur. Genç hanım eline geçirdiği kuru bir ağaç dalıyla kendini mutsuz ettiğine inandığı eski köy evinin camlarını, kapılarını yerle bir eder; evdeki eski eşyaları parçalar. Onu mutsuz eden geçmişinden ve yoksulluğundan adeta öç alır. Sonra dileğindeki, her zaman hayalini kurduğu saray gibi eve gidip, yerleşir. Yanında onu çok seven eşi, etrafında koşuşturan çocuklarıylasarayçok mutlu olur. Her şey çok güzel, tam da istediği gibi gider. Bir eli yağda, bir eli balda; yediği önünde, yemediği arkasındadır. Yıllar geçtikçe çocukları ve eşi dışındaki hiç kimseyle ilgilenmez. Geçmişte yaşadığı çevresinden, arkadaşlarından giderek uzaklaşır.  Bir gün, eski bir arkadaşıyla karşılaşır. Görüşmedikleri zaman içerisinde arkadaşının ailesini kaybettiğini, bu sürede kendini toparlayamadığını, işinden ayrılmak zorunda kaldığını, giderek yalnızlaştığını öğrenir. Genç hanım, arkadaşını böyle perişan görmekten üzüntü duyar; kötü günlerinde ona destek olamadığını fark ederek kahrolur, fakat zamanı geri döndüremez…

Gel zaman, git zaman şehrin gürültüsünden bunalır. Dilekleri gerçekleşmeden önce yaşadığı köyün yamacındaki koyu yeşil ormanı özlediğini hisseder. Oradaki kuş cıvıltıları kulaklarında çınlar. Hemen bir ziyaret planlar. Köye ulaştığında komşularının ve kendi evinin yok olduğunu görür; ne orman ne evler kamıştır geride… Dehşete düşer. Neler olduğunu sormak için tanıdık bir yüz arar. Uzun saatler sonra komşulardan birini bulur. Genç hanım, ayrıldığı gün köyde büyük bir yangın çıktığını, köy halkının çoğunun yaralandığını, bir kısmının ahırlardaki hayvanları kurtarmaya çalışırken hayatlarını kaybettiğini öğrenir, kulaklarına inanamaz. Yangının nasıl çıktığını sorar komşusuna. Aldığı cevapla yıkılır. İtfaiyenin köylülere verdiği bilgiye göre; o, köyü terk ettiği gece yerle yeksan ettiği eski evde elektrik kontağından yangın çıkar. Ev boş olduğu için yangın hızla büyür ve civar evleri sarar. Böylece köy yangınla kül olur. O ana kadarki tüm yaşamı film şeridi gibi geçer gözünün önünden. Geçmişine ihanet ettiğini hisseder. Tüm geçmiş mutsuzluklarından, olumsuz düşüncelerinden, dostlarına duyarsızlığından pişmanlık duyar. Bencilliğinden utanır. Umarsızca “Ne yaptım ben?” diye haykırarak uyanır. Yataktan kalkar, koşarak kapının önüne çıkar. Evinde ve köyünde her şey yerli yerindedir. Seher yeli hafif hafif esmektedir. Köyün horozları günün aydınlandığının haberini verir. Güneş, yemyeşil yamacın üzerinden süzülmektedir. Genç hanım gördüklerinin rüyadan ibaret olduğuna sevinir.

                                                                 eski-koy-evi

Bahçesine çıkıp, eski plastik bidonlara diktiği gülleri sularken sahip olduğu çiçeklerin, eski köy evinin, komşularının, köpeklerinin, kuzularının, yemyeşil ormanlarının varlığına minnet duyar. Sahip olduklarıyla ne kadar zengin olduğunu hisseder. Gördüğü rüya ona bir ders olur, yaşama bakışını değiştirir. Sahip olmadıklarına hayıflanmayı değil, o an sahip olduklarına minnettar olmayı seçer.”

Yukarıdaki kısa ve basit hikâye bir gündüz düşüydü. Dileklerimi gözden geçirmemde bana yardımcı oldu. Bu düşten sonra; gül ağacındaki dikenlerin varlığını bilip ve fakat dikenlerin arasındaki gülün mucizevî güzelliğinin keyfini sürebilmeyi diledim.

Yaşamın değerini ve güzelliğini, elimizdekileri kaybetmeden fark edebileceğimiz bilinç seviyesine ulaşabilmeyi diliyorum.

 

Sevgiyle ve mutlulukla kalın…
Hikmet Gedikli
www.hikmetgedikli.com
www.kitapsefasi.com
@hikmetgedikli

 

gülsen tunçkal bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 16
Toplam yorum
: 2
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 301
Kayıt tarihi
: 15.08.13
 
 

1976 yılında Kayseri’de doğdu. Yıldız Teknik Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Kimya Bölümü‘n..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster