Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Temmuz '07

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
735
 

Müzeyyen Senar ve Ben...

Müzeyyen Senar ve Ben...
 

Her insan, kendi zevkine, kulak lezzetine göre bir müziğin seline kapılır. Rock, pop, alaturka, arabesk ya da Türk sanat müziği, vs… dinleriz. Sevdiğimiz müzikle uyur, onunla uyanırız. Bazı insanların müzik konusundan saplantıları vardır. Bir istikamette inat eder ve diğer müziklere hiç kulak kabartmaz. Rock dinliyorsa, caz dinlemez. Pop dinliyorsa arabeskten nefret eder. Bazı insan ise her çeşit müziği dinler. İyi bir müzik dinleyicisidir o… Müziğin evrensel dilini yakalamıştır. Sanırım ben de bu, tabiri caizse, her telden müzik dinleyen grubundanım. Ancak kendimi bulduğum bir tını vardır ki, o da Türk Sanat Müziği’dir. Ve bu müziği en iyi icra eden kişiden dinlemek, onun nağmeleriyle gönlümü şahlandırmak en keyiflisidir. Zaten beni sanat müziğine çeken şeyde kendileri olmuştur. İnsan, bazen içinde olan şeyin peşinden sürüklenmesi için bir ışık bekler… İşte beni kendine çeken o ışık, sevgili Müzeyyen Senar oldu. Onunla tanışmak, ilerleyen yaşına rağmen, o gözlerinde solmayan ışığı görmek harikulade bir şeydi.

Uzun yıllardır televizyon dünyasında yer alan bir kişi olarak pek çok oyuncu şarkıcı vs görmek bana pek bir elektrik vermemişti. Ama Onu görmek bir başkaydı.

Uzun yıllar önce TRT ekranlarında yayınlanan Bir Başka Gece isimli müzik programı, 2000’li yılların başında yeniden yayınlanmaya başlamıştı. Ben de bu programı yapan firmada çalışmakta idim. Şirketten bir işi için araba ile Taksim’e gelmem gerekiyordu. Taksim’e gelmiştik… Şoför arkadaşa, şirketin idari amirinden bir telefon geldi. Şirkette başka araba kalmadığı için kendisinin kısa bir süreliğine Pera Palas’a giderek Müzeyyen Senar’ı alması gerekiyordu. Aslından ben o an kendi işimi yapmak üzere inebilirdim. Ama koskoca Müzeyyen Senar’ı görmek, büyük bir şans diye düşündüm. O diğerlerinden çok başkaydı!...

Kendilerini Pera Palas otelinden alıp, TRT Tepebaşı stüdyosuna bırakacak ve yolumuza devam edecektik.

Otelin önündeyiz. İçim kıpı kıpır…. Az sonra, o müthiş ses yanımıza bizim arabamıza binecek. Onunla aynı havayı soluyacağız. Derken, kendileri geldi. Çok şık bir elbise... Bir o kadarda şık bir yüz ifadesi… Yanında, adına şarkılar söylediği kızı Feraye… Büyük bir gururla açtım kapısını. Kendimi bir hizmetkâr gibi görmüyordum. Öyle olsa da ne fark ederdi. Bu bir onurdu.

Yol boyunca pek konuşamadık. Zaten 5 dakikada ulaşmıştık. Tanıştık. Memnuniyetimizi sunduk. Bize karşı çok sıcakkanlıydı…

“ Evladım sizi de yorduk.” Dedi…

“ Yok efendim. Büyük bir keyiftir sizinle olmak, ” dedim.

Arka koltukta oturuyordu. Eliyle omzumu sıvazladı.

“ Aman evladım. Çok sağ olun” dedi.

Her şeye rağmen dinç görünme çabası içindeydi. Pera Palas’tan aldık TRT stüdyosuna geldik. İnerken tekrar aynı gururla kapısını açtım. Yine gülümsedi.

“ Siz gelmiyor musunuz” dedi.

Şoför arkadaş gitmemiz gerektiğini söyledi. Ama ben pek o niyette değildim. Bugünün arkasını getirmek çok keyifli olmalıydı.

Kaldım. Gitmedim. İşleri daha sonra da yapabilirdim. Ama bu fırsat kaçmazdı.

Şirketimizin yapımı olduğu için kulis arkasında kalma sıkıntım olmadı. Pek çok sanatçı sahne arkasında sinirli olur, ortalığı yıkıp döker, istemese de insanların gururunu kırıyordu. Ama o inanılmaz bir insanlık sergiliyordu. Birçok aksiliğe rağmen sinirlenmiyordu. Benim onda gördüğüm tek garip şey şu idi:

Bu güne kadar binlerce kez sahneye çıkmış, hatta Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün dahi önünde sahneye çıkmış bir insan, içindeki heyecanı hâlâ gizleyemiyordu. Sanki yeniden Paşa’nın karşısında sahne alacakmış gibi heyecanlıydı.

Sahneye çıktı. Bir tufan kopuyordu adeta. Alkış kıyamet…

Sanki beni alkışlıyorlardı. Gözlerim doldu. Bir bülbül gibi şakıyordu.

Benzemez kimse sana… Şarkılar seni söyler… Ormancı maya… Ve Atatürk’ün en çok sevdiği şarkı olan Vardar Ovası… Feraye şarkısının kızı Feraya için yarattığı duyguya da tanık olmuştum orada…

O gün… O gece, hayatımın en önemli günlerinde biri oluvermişti. O gün Türk Sanat Müziği’ni benimsemiştim. O gün, insanları kırmayan, büyük küçük herkese saygı ve sevgi gösteren, kompleksleri olmayan, gerçek bir sanatçıyı tanımıştım.

İlk defa kendimi ayrıcalıklı hissediyordum.

Onu yeninden sahnelerde görmek, dinlemek, çoşmak isterim...
Ve onu hep seveceğim, sevmek zorundayım…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

ABD’ye Türk Müziğini sevdiren Büyük Solist /Besteci Yalçın MIHÇI, Müzeyyen SENAR’a saygı klibi hazırladı.Yalçın MIHÇI,500 den fazla bestenin sahibi ve ayrıca Tarkan’ın ABD’den komşusu..Müzeyyen Senar Yalçın MIHÇI'nın bu klibiyle tam anlamıyla ölümsüzleşiyor. http://muzeyyensenaryalcinmihci.tr.gg http://www.youtube.com/watch?v=GZPa99h_W3Y

Sibel Gürsoy'un Kaleminden 
 18.10.2007 17:17
Cevap :
Bu güzel bilgi için teşekkürler, saygılar...  18.10.2007 20:00
 

Müzeyyen Senar yeri doldurulamayacak ender sanatçılarımızdandır,ben de çok sever ve dinlerim.Şimdilerde rahatsız hiç haber alamaz olduk,inşallah iyidir.Anınızı paylaştığınız için teşekkürler.Sevgimle...

sessiz-çığlık 
 28.07.2007 16:00
Cevap :
Sağlığının iyi olması en büyük temennimdir. Sanırım, durumu kötü değil, inşallah iyi diyebildiğimiz günlere şahit oluruz. Yorum için teşekkürler, sevgiler...  28.07.2007 22:20
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 81
Toplam yorum
: 222
Toplam mesaj
: 62
Ort. okunma sayısı
: 1229
Kayıt tarihi
: 17.05.07
 
 

Yaşamın öncelikle sevgiden ibaret olduğunu düşünüyorum. Bunun içindir ki, yaşamak için sev sevmek iç..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster