Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Mayıs '20

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
67
 

Müzmin Polyannacılar

Bu yazımda sizlerle Polyannacılık ve Polyannacı kişilikler üzerine söyleşmek istiyorum izninizle.

Psikolojiye yakın ilgisi olanlar bilir ki, aşırı kötümserliğin kesin tedavisi olmadığı gibi, aşırı iyimserliğin de bilinen bir çaresi yoktur. Nasıl ki limitsiz pesimistlik psikolojimizi bozuyorsa, sınırsız optimistlik de aynı oranda ruh dengemizi altüst eder. Olan biten farkedildiğinde, bu psikozdan hızla çıkmak gerekir.

Literatürde geçen adıyla Polyannacılık, aşırı iyimserliğin, hadsiz hududsuz olumlamaların eyleme dönüşmüş halidir. Polyannacılığı yaşam tarzı edinenler, kendilerini yaşamın gerçekliğinden adım adım uzaklaştırırlar. Bu sağlıksız yapı, zamanla söz konusu tavrı kalıcı hale getirenleri her alanda olumsuz etkiler.  Peki Polyannacıları nasıl tanırız? diyenlere, polyannacı kişiliklerin ortak özelliklerini, benzerlik gösteren yanlarını özetlemeye çalışayım:

Yaşamın en büyük hakikati, en acı olayı ölümü bile toz pembe gözlüklerle yorumlar Polyannacı. Ölen gençse, “Allah sevdiklerini erken alır yanına,” der mesela. Yaşlıysa aramızdan ayrılan, “Ölüm onun kurtuluşu oldu. Onu orada yepyeni, bambaşka bir mutluluk bekliyor,”a sığınır. “Allah Allah, bunu da nereden çıkardı acaba?, demeyin. Çünkü klasik polyannacılar, tutarlı davranmaya, nedenselliğie, sebep sonuç ilişkisine önem vermezler. Öyle düşünüyorlarsa öyledir muhakkak! Gerisini kurcalamak zul!

Kederi dışlar, onunla karşılaştıklarında, yüzleşmektense ışık hızıyla sıvışmayı yeğlerler. Bu da onları korumasız, savunmasız hale getirir.. Mücadele azimlerini köreltir. Olanı olduğu gibi içselleştirmelerini engeller. Kötü şeylerden kaçmak, kaçınmak, kişiliklerini zayıflatan nedenlerin birincisidir. Üzüntülerini  sevinçleri kadar doğal karşılayamayanlar, aşırı tepkilerin, nedensiz kırılganlıkların girdabına kapılır.

Klasik Polyannacı, karşılaştığı en ufak iyiliği, güzelliği göklere çıkarırken; en ağır felaketleri küçümsemeye, önemsizleştirmeye çalışır. Olumsuz süreçlerin yara almadan atlatılması için tüm imkanlarıyla olabileceğin en iyisini yapmak yerine, yaşananları yok saymaya, görmezden gelmeye odaklanır. Böyle yaparak iç huzurunu koruyacağını sansa da, sonuç malum: Şizofreniyle  tanışmanın en kestirme yolunu bulur, şizofrenik bir ruh haline bürünür giderek maalesef.

Her şeyi kabullenmeleri, kaderci ve edilgen yapar Polyannacıları. Kabullenmeyii abarttıkça, zayıflar şahsiyetleri. Olayları sürekli kendileri dışındaki nedenlere bağlamaya uğraşırlar. Bu yüzden özeleştiriden uzaklaşmaları, kişisel bütünlüklerini zedeler. Kendilerini dev aynalarında görmeye, etrafındakileri küçümsemeye başlarlar farkına varmadan. Bu da sosyal izolasyonlarına neden olur.

Empatiyle sevecenliği coşturdukça hassaslaşırlar. Yersiz, manasız olumlamaları, yalancı özgüvenlere yol açar. Karşılaşacakları ilk ciddi krizde patlayacaksa da balon… Bunu pek önemseyene rastlanmaz aralarında. Müzmin iyimserdirler çünkü. Aşırı Polyannacılığın varacağı noktayı, başlarına açacağı problemleri algılayamazlar bir türlü. Ana hapsolmaları, zamanın bütün boyutlarından kopmalarına neden olur. Zamanla bağı kopanların, mekanda da sağlıklı pozisyon almaları beklenemez. Zaman-mekan dengesini yitirenler sanal alemlere kapılır. Sonrası sonsuz boşluk. Sonrası çok sıkıntılı süreçlerin başlangıcı.

Aslolan gerçeklerle barışık sürdürebilmekse de günlerimizi… Bir türlü uyum sağlayamazlar çevrelerine Polyannacılar. İnsani diyaloglardan uzaklaştıkça asosyalleşirler. Sonuçta benzerleri dışındakileriyle bütünüyle yitirirler dostluklarını. Bazen hüzün bazen öfke patlamalarına kapılsalar da bu iletişimsizlik sonucunda… Hala kusuru başkalarında aramakta ısrarcı olurlar. Başlangıçta hoşgörülebilen bu tutumları, vakit ilerledikçe kendi ölümcül tuzaklarına dönüşür. Doyumlu birlektelikler kurabilmeleri imkansızlaşır.Melankolik yalnızlıklara mahkum olurlar.

İnsanız. Hepimiz zaaf sahibiyiz. Eksiklerimizin bulunması, zayıf yönlerimizin varlığı doğal. Kimi hallerde kendimizi güçsüz, çaresiz hissetmemiz de normal karşılanabilir ama… Bu noksanlıkları alışkanlığa dönüştürmemeye, mazeretlerin ardına saklanmayı huy edinmemeye azami özen göstermeliyiz. Aksi halde varacağımız yer, Polyannacılıktır. Bunun sakıncalarını yazı boyunca dillendirmeye didinsem de… Yaradan hepimize akıl fikir vermiş.Takdir sizin. Bize neyin iyi geleceğiniı genelde kendimiz biliriz çünkü.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1310
Toplam yorum
: 3576
Toplam mesaj
: 73
Ort. okunma sayısı
: 1680
Kayıt tarihi
: 30.01.11
 
 

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler veTanıtım, A.Ö.F. Adalet Yüksek Meslek ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster