Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Ekim '07

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
733
 

N'ediyon

Büyükkaleciğe geldiğim ilk gün marketin önünde beni Afyon'a götürecek minibüsü beklerken birisinin "N’ediyon?" diye seslendiğini duydum. Gözlerim hemen boyum hizasında gezindi; kimseyi göremedim. Birazcık aşağı bakınca küçük bir kız çocuğu gördüm. “Minibüs bekliyorum” dedim. “Hindi gelii” dedi. Bir gözüm minibüste küçük kızla muhabbete daldık.

Büyükkalecik’te beni ilk defa gördüğünü dile getirip burada oluşumun nedenini öğrenmek istedi. “Ben öğretmenim” dedim. Küçük kız sandalyesini bana doğru biraz daha yaklaştırdı. “Ben küçüktüm, büyüdüm.” dedi. Bir gözüm yolda “Okula bile başlamışsındır.” dememle beraber “üç’e gidiyorum” dedi. Kübra’ya biraz daha dikkatle baktım, “üç yaşından en fazla iki yaş fazladır” diye düşündüm. "Neler öğreniyorsunuz okulda?” diye sordum. Düşündü, ve çoraplarına baktı. Soruma yanıt vermektense “Para kazanıyor musun sen?” diye yeni bir soru silsilesine başladı. “Evet” dedim. “Ama, bana hiç para vermiyorsun.” dedi. Bir gözüm hala neden yolda bilmem, “İstediğin para olsun” dedim. Beraber markete gittik, bisküvi ve meyva suyu aldı. O yedikçe bisküviyi, içtikçe meyva suyunu aklıma çocukken dedemden aldığım bin lirayla bakkal’dan satın aldığım meyva suyunu bir saatte içişim geldi. Her yudumdan sonra bana bakıp gülümsüyordu, bense iki gözümle birden ona bakıyordum. Minibüse bakan diğer gözümü teslim almıştı. O anda Büyükkaleciğe yerleştiğimi anladım. O bana “N’ediyon?” demekle bana “Hişt, hişt” demiş oldu. Hani Sait Faik'in "Gelmedi mi fena dediği" o “Hişt hişt” :Nereden gelirse gelsin; dağlardan, kuşlardan, denizden, insandan, hayvandan, ottan, böcekten, çiçekten. Gelsin de nereden gelirse gelsin!... Bir hişt hişt sesi gelmedi mi fena. Geldikten sonra yaşasın çiçekler, böcekler, insanoğulları…."
Bana hişt hişt sesi Büyükkalecikte ilk Kübra’dan gelmişti. Yaşasın Kübra, yaşasın kübranın “n’ediyon” sorusu.


Dergimizin bu ilk sayısıyla sizlere “N’ediyonuz?” diye sormak istiyoruz. Umarız, dergimizde kendinize sorabileceğiniz sorular bulacaksınız. Büyükkalecik’te evime yerleştiğim günün ilk akşamı çok güzel bir soru buldum Hasan Bey'in işlettiği Bizim Market'te. “Hocam” dedi “Taa 70’lerde burada öğretmenlik yapmış bir öğretmenin internet sitesini gördüm. “N’ediyon?" sorusu, marketçi ağzında sanki benim geçmişle şimdi arasında kurabileceğim köprünün ipin ucu gibiydi. Bulduğum ilk fırsatta, internete girip 70’li yıllarda burada öğretmenlik yapmış öğretmenimiz M. Selçuk Gazioğlu’nun Milliyetin internet sitesindeki

bloğuna girdim. O zamanlar Afyon'dan Büyükkaleciğe günde sadece bir otobüs geliyormuş. Bir gün otobüsü kaçırmış ve yürüyerek gelmiş Büyükkalecik'e öğrencileri derse zamanında başlasın diye. Bunları okuyunca ilk önce şaşırdım; fakat nerede olduğumu hatırlayınca olağan bir durum olarak gördüm. Burası, Kurtuluş Savaşında bir yıllık hazırlığın ardından 26 Ağustos 1922'de Büyük Taarruz'un başladığı Kocatepe'nin çok yakınında olan Büyükkalecik'ti. Kurtuluş savaşı insanlarımızı büyük bir sınavdan geçirmişti: insanın dayanabileceği sınırlara meydan okumuştu insanlarımız. Ekmek kadar, su kadar vazgeçilmez olan bağımsızlık aşkı insanlarımızı üretken kılmıştı: bir topu tek başına kaldıran on başımız, Kemal’in askerlerinin gereksinimi var diye yağmur değmemesi için çocuğunun üzerinden battaniyeyi alıp mermilerin üzerine örten kadınımız. Kurtuluş Savaşının, bir anlamda yaşam savaşının kazanılmaya başlandığı yer: Kocatepe. Bu sınavdan geçmenin ne kadar zor olduğunun farkında olan İstiklal Marşı şairimiz şöyle demişti: “Allah, bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın.”Bir anlamda aslında şunu istiyor Mehmet Akif: “Kötü gidiş zamanında önlensin ki bıçak kemiğe dayanınca bıçağın kesiciliğinden korunmak için bir çocuktan fedakarlık yapmasını istemek zorunda kalmayalım.” O çocuklar gönül rahatlığıyla arkadaşlarıyla oynamayı, doğayı içlerine çekmekten yorgun bir halde akşam eve dönerken köylerinin, kasabalarının onların boyunlarına madalya gibi taktığı oyun kiriyle eve dönmeyi hak ediyorlar çünkü.

Sınıfa ilk girdiğim gün bütün öğrencilerimin bana “N’ediyon?” diye seslendiklerini hissettim. Bu “N’ediyon?” ne anlama geliyordu acaba? Okulun ilk gününün akşamı İstanbul’un ve Ankara’nın çok az sularının kaldığını tekrar izledim haberlerde. Aklıma geldi Küresel İklim değişikliği hakkında söylenenler: Böyle giderse 2050 yılında Türkiye çöle yakın bir kuraklığa sahip olacak. Derinden hissettim Mehmet Akif’i. Galiba insanlarımız bir İstiklal Marşı daha yazmak zorunda kalacaktı ileride. İçinde ekmeğe, suya övgüler olan ve düşman olarak sera gazlarını gören bir İstiklal Marşı. Yine sınavdan geçecekti insanlar, yine insanın dayanabileceği sınırları alt etme zorunda kalacaktı insanlarımız eğer şimdi biz doğaya saygı göstermeye başlamazsak. Biz gördük ya kuşları çok, henüz doğmamış çocuklarımız göremeyecekti herhalde kuşları (bkn. Sait Faik “Son Kuşlar”) eğer şimdi doğaya saygı göstermeye başlamazsak. Bir sonraki ders doğadan, bir insanın yaşamı boyunca kaç ağaç dikmesi gerektiğinden bahsettim. “Öğretmenim” dedi bir öğrenci “çevreyle ilgili bir şeyler yazabilir miyim?” “Tabii ki” dedim. Bütün sınıf yazmaya başladı sonra. Ben yazılarını seçmeli medya okur yazarlığı dersinin bir uzantısı olarak düşündüm. Yazılarında çevreden bahseden öğrencilerim televizyon izlerken o aynı kareleri defalarca tekrar eden, beyinlerini uyuşturan izlenceler(program) yerine ülkeleriyle, dünyalarıyla ilgili izlenceleri izlemeye başlayacaklardı. Öğrencilerin “N’ediyon?” sorusuna yanıt bulabilmiştim bugün. İçimdeki his şair öğretmenleri hatırlattı bana. Behçet Necatigil’i, Rıfat Ilgaz’ı hatırladım. Öğrencilerini derinden hisseden şair öğretmenlerdi onlar. Onlar da duymuşlardı “N’ediyon?” sorusunu. Hasta çocuğu için meyve isteyen kadından(bkz. Behçet Necatigilin "Çocuklar" şiiri), sinema dönüşü koltuğunda satılmamış gazeteler(bkz. Rıfat Ilgaz'ın "Çocuklarım" şiiri) olan öğrencisinden duymuşlardır bu soruyu. Bir dakika, yanınızdan şu anda o küçük kız geçti ve bir şey sordu, duydunuz mu?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sevgili Talip, Genç yaşınızda benim otuzyedi yıl önce çalıştığım kasabaya giderek içinizde var olan gelişime açık gücünüzü ortaya koymuşsunuz. Yazınızı okurken gözümün önünden geçti oralar. Sağolun . Meslekdeki bu ilk yılınızda dünyayla bütünleşme çabanızı saygıyla karşılıyor, başarılar diliyorum.

Mehmet Selçuk Gazioğlu 
 07.10.2007 0:26
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 7
Toplam yorum
: 2
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 518
Kayıt tarihi
: 03.10.07
 
 

Yaşadığım zaman dilimine bakınca uzakta hiçbir şeyin olmadığını, bir anının şu anınıza sızması için ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster