Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Mayıs '07

     
    Kategori
    Gündelik Yaşam
    Okunma Sayısı
    3670
     

    Namaz

    Namaz
     

    İnsan namazda ne okuduğunu bilmelidir. Zaten namaz bunun içindir. Namazın başlıca özelliği, içinde Kuran ayetlerinin okunmasıdır. Kuran'da insanlar düşünsün anlasın ve hareketlerini değiştirsinler diye Allah'ın kullarına olan mesajları var. Bu sözleri Müslüman kişi her gün bilhassa namazlarda manasını düşünerek gözden geçirir. Kendi hâl ve hareketlerini Allah'ın razı olacağı şekilde düzeltmeye çalışır. Daha doğrusu Namaz bu şekilde olmalıdır.

    Kuran-ı Kerîm'in kendisi için rehber olmasını isteyen insan bunu ancak namazla başarır.

    Küçük bir örnek: Hayat kargaşasında gıybet etmeden duramayan bir insan, gıybetle ilgili ayeti ezberleyip beş vakit namazda okur. Manasını bilerek okur. Düşünür. Mesela öğle namazı ile ikindi namazı arasında, okuduğu ayetlerin etkisinde kalır. Sonra ikindi namazında tekrar o ayetleri okur. Ve böyle devam eder. Namaz vakitlerinin arasında o etki devam edecektir. Böylece, kısa bir sürede Allah'ın yardımıyla gıybet etme huyunu terk eder. Sonra ise, Kuran'dan başka ayetler seçerek o hükümleri hayatına yerleştirmeye çalışır.

    Kuran'a göre iyi bir Müslüman olmak isteyen, Kuran kendisinin rehberi olsun isteyen kişiler bu güzel usulü tatbik ederlerse sonuç çok güzel olur.

    İnsanlar namazı ilkel kabilelerin dinlerinin ritüellerine benzettiler. Anlamını bilmeden yat kalk, namaz kılarken bakkalın kızını düşün, torununa alacağın hediyeyi düşün, enflasyonu düşün, kredi kartı taksitlerini düşün, ama ayetlerin manalarını sakın bilme! Sakın düşünme! Şimdi böyle bir namaz namaz mıdır?

    Namaz kılmak, tamamıyla Allah'ın bize olan mesajlarını günlük yaşam içinde gözden geçirmek, günde beş vakit tekrar tekrar düşünerek okumaktır. Kuran ayetlerinin manasını daha iyi idrak etmenin ve hayatta tatbik etmenin yoludur.
    Namaz içinde Kuran ayeti olmayan şeyler de okuruz. Bunlar boşuna değildir. Mesela, rükûda “Subhane Rabbiyel-Azîm” deriz: Vakia suresinde “Azîm olan rabbinin adını tesbih et” diye emir vardır.

    Peygamber efendimize salâvat okumak ise, yine Kuran'da bize farz kılınmış yani kesin olarak emredilmiş. Namazda salâvatlar da var. Böylece, bu örneklerde olduğu gibi, namaz kılan kişi Kuran'daki birkaç emri ayrıca yerine getiriyor. Namazın kendisi de zaten Kuran'da kesin olarak emredilmiş, Peygamber Efendimiz ve Sahabeleri savaş meydanlarında bile nöbetleşe namaz kılmaya devam etmişler, asla terk etmemişler.

    Bir şeye dikkat: Allah emretmiş: “Azim olan rabbinin adını tehbih et”

    Tesbih etmek basit bir şey değildir. Ciddi konsantrasyon gerektirir. “subhanallah” demek bir tesbihtir. Manasını bilmek bile yetmiyor, kendini bu söze adapte etmek gerektiriyor. Subhanallah derken, Allah'ın hiçbir şeye benzemediğini, eşsiz olduğunu, yaratıklarla asla kıyaslanmasının mümkün olmayacağı kadar eşsiz, benzersiz, apayrı olduğunu bilerek inanarak düşünmek gerekiyor. Subhane Rabbiyel–Azim sözünde ise, Rabbiyel-Azim’in manası, benim Azim Rabbim demektir. Azim ise yüce, ulu, büyük anlamlarına gelir. Rab ne demek onu da bilmek gerekir. Osmanlıca'da “mürebbî” veya “mürebbiye”, çocukları terbiye etsin diye tutulan öğretmenlere dendiğini eski filmlerimizden biliriz. İşte Rab, terbiyesi yoluna girilmiş Allah, insanı gereken olgunluğa, gereken derecelere çıkaran, yetiştiren, terbiye eden demektir. Kısacası, kimin terbiyesi ve direktiflerini hayatınızın en önemli tek hedefi seçmişseniz, o sizin rabbinizdir.

    Türkçe Namaz?
    Geçtiğimiz yıllarda televizyonda “namaz Türkçe kılınmalıdır” diye uzun zaman süren tartışmalar olmuştu. Yaşar Nuri Öztürk, araştırmalarında şöyle bir şey bulmuş: Hanefi mezhebi imamı, İmam-ı Azam Ebu-Hanife, Arapça konuşulmayan bir memleketin halkının “geçici bir süre için” namazı kendi dillerinde kılabileceklerine dair fetva vermiş.

    Buradan şu sonuç çıkabilir: Namaz Kuran- Kerîm'in dili ile kılınmalıdır, öte yandan namazda söylenen her bir kelimenin manası bilinçli olarak manası bilinerek söylenmelidir. Arapça bilmeyenler Kuran'ı anlayacak derecede Arapça öğrenmelidirler, öğreninceye kadar kendi dillerinde namaz kılabilirler.

    Televizyondaki bu tartışmalara bazı dindar kesimler kızmışlarsa da, çok faydalı olmuştur.

    Dikkat: Yaşar Nuri Hoca'nın tesbitinin aslı şudur: Farsça yani İran dili konuşulan bir bölgedeki halkın geçici bir süreliğine sadece Fatiha Suresi'nin Farsça tercümesini namazlarda okumaya dairdir. Sadece Fatiha Suresi için tercümeye izin.. ve bir süreliğine.

    İmam-ı Azam bugün yaşasaydı, bugünkü geniş imkanlar ışığında, böyle bir şeye gerek görmezdi herhalde. Ayrıca İslam tarihinde tercüme namaza İmamı Azamın Fatiha tercümesi izni dışında hiçbir islam alimi kesinlikle izin vermemiş.)

    Arapça ve Kuran Arapçası:
    Bir dili hakkıyla öğrenmek en az beş yıl ister. Ama kuranı anlayacak kadar biraz Arapça dilbilgisi ve sadece Kuran'da geçen kelimeleri öğrenmek birkaç aylık bir iş. Ayrıca bütün kelimeleri hemen ezberlemenize gerek yok. Namaz için ezberlemeniz gereken surelerin veya ayetlerin içindeki kelimeleri gerektikçe ezberlersiniz. İmkânı olanlar hemen başlamalı. Biraz öğrendikten sonra artık Arapça ayetler ile ayetlerin Türkçe meallerini kıyaslayarak bilmediğiniz kelimeleri sözlüğe ihtiyaç duymadan çıkarabilirsiniz. 1400 yıl öncesinin Arapçası ile bugünün Arapçası arasında büyük farklar yoktur.

    Hangi Namaz?
    Sünnet namazlar Allah'ın bize direkt emri değildir. Ancak, Peygamber Efendimiz'e uymamız gerektiği, onda ne görürsek almamız gerektiği Kuran'da apaçık emredilmiştir. Bu ise kişinin hassasiyeti ile ilgili bir şeydir. Yine de, zor geliyorsa veya vakit yoksa bir insan sadece farz olan rekâtları kılabilir.

    Öğle namazından örnek:
    İlk dört rekâtı sünnettir, yani Allah bunu emretmemiş, Peygamber Efendimiz hiç terk etmeden bu sünnet namaza devam etmiş. Sonra, dört rekât öğle namazının farzı vardır ki, işte esas Allah'ın kesin emri öğle namazı budur. Bundan sonra yine Peygamber Efendimiz'in hiç terk etmediği iki rekât sünnet namaz vardır.
    Diğer vakit namazlarını da böyle düşünürseniz, Allah'ın kesin emri olan farz namazlarının gayet kısa olduğunu görürsünüz.

    Çalışıyorum vaktim yok namaz kılamıyorum diyenlerin hiçbir mazereti yok aslında. Öğle tatilinde dört rekât farz namaz kılmak insanın en fazla dört dakikasını alır. Bunun için mi vakit yok? İkindi namazı da aynı şekilde 3 – 4 dakikalık bir vaktinizi namaza ayırabilirsiniz. Hatta akşam namazı daha kısa. Yatsı namazını geç vakitte evde kılabilirsiniz. Namaz tesbihatını ise hiç yapmasanız da olur. Yeter ki Allah'ın emrine –inanıyorsanız- tabi olun. Namazın sadece farz olan rekâtlarını kılın. Ramazan ayındaki teravih namazları da farz değildir. Kılmamanın hiçbir günahı yoktur. Üzerimize kesin emir olan, beş vakit namazın vaktinde kılınmasıdır.

    Müekkede sünnet ve gayri müekkede sünnet namazlar:
    Peygamber Efendimiz'in her zaman kıldığı sünnet namazlar müekkede, bazen kıldığı bazen kılmadığı sünnet namazlar ise gayri müekkededir. İkindi namazının dört rekât sünneti ve yatsı namazının evvelki dört rekât sünneti, gayri müekkede sünnet namazlardan olup bazı insanlar bu namazları hiç kılmazlar.

    Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

     
    Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
     
     

    Sanırım bu sizin ilk yazınız. Aramıza hoşgeldiniz. Güzel bir konuya değinmişsiniz yazınızda. Namaz kılarken, insanın aklına, okuduğumuz ayetlerin anlamlarını bilsek bile çok farklı şeyler geliyor gerçekten. Düşünmek istemesenizde mutlaka hiç aklınıza gelmeyecek konular gelip buluyor sizi namaz kılarken. Saygılar.

    Nezahat 
     24.05.2007 23:01
    Cevap :
    Teşekkür ederim. Hoşbulduk. Evet, ilk yazım bu oldu. Aslında çok yazılar denedim ama her biri benim çeşitli hatalarımdan dolayı reddedildi:) kişisel bilgileri eksik girmişim.. yanlış kategori seçmişim vesaire.. Sonunda bu yazım ile başlayabildim.  24.05.2007 23:56
     

    Yazdıklarınızın çok büyük bir bölümüne katılıyorum. Yalnız bir çelişki var ki çözülmesi de zor gibi görünüyor. Hem namazda okunan ayetlerin anlamı insanı etkilemeli ve bir sonraki vakte kadar onun yanlış bir şey yapmasına mani olmalı diyorsunuz, hem de ayetlerin Arapça okunmasını istiyor ve bunun için insanların Arapça öğrenmesi gerektiğini söylüyorsunuz. Arapça öğrenmek o kadar kolay mı? İnsanların kendi dilinde ibadet edememesi büyük bir zorluk getirmez mi? Allah Arapça'dan başka dil bilmez mi diyenleri haklı mı çıkaracağız? Bu çelişkilere dikkatinizi çekmek istedim sadece... Selamlar...

    Ahmet YILMAZ 
     23.05.2007 9:48
    Cevap :
    Önce vakit ayırıp yazımı okuduğunuz ve yorum yazdığınız için teşekkür ederim. Ben yazımda Arapça öğrenilmesi gereğini değil, Kuran'ı anlamaya yetecek kadar Arapça öğrenilmesi gerektiğini yazmıştım. Dediğiniz gibi bir dili öğrenmek kolay değil. Bir dili hakkıyla öğrenebilmek için en az beş yıl gerekir, 10 bine yakın kelime bilmek gerekir. Ama Kuran-ı Kerimi anlamaya yetecek kadar Arapça birkaç ayda öğrenilebilir. Hem Kuranda geçen bütün kelimeleri bilmek gerekmez. İnsan ilkin namazda okuyacağı ayetlerde geçen kelimeleri öğrenir. Daha sonra isterse bu konuda kelime hazinesini geliştirir.  23.05.2007 15:10
     
    Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
    Toplam blog
    : 1
    Toplam yorum
    : 2
    Toplam mesaj
    : 0
    Ort. okunma sayısı
    : 3670
    Kayıt tarihi
    : 25.09.06
     
     

    İstanbul'da yaşıyorum. Okumayı, yazmayı severim. Bitkilere merakım vardır. Toprakla uğraşmayı seve..

     
     
    Yazarı paylaş
    • Tümünü göster