Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Ağustos '19

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
123
 

Namus Belasına....

Küçükken, masum tertemiz olan çocuklar nasıl oluyor da büyüdükçe bir canavara dönüşebiliyor? İnsan gelişiminde hayrete düşüren noktalardan bir tanesi gerçekten.. Duygusal zeka çocuk yaşlarda çok daha iyi boyutlarda iken büyüdükçe neden bu kadar azalıyor?.. Empati yoksunu, merhametsiz ve vicdansız diye nitelendirdiğimiz insanlar gün geçmiyor ki bir vahşet görüntüsünde kendini göstermesin. Ya bir insana kıyıyor ya bir hayvana eziyet ediyor ya da yine umarsızca çevresine olur olmadık zararlar veriyor. Cinsiyet ayrımı şiddet konusunda bir kez daha karşımıza çıkıyor bu noktada. Şiddet uygulama konusunda istatistik bilgi aramadan şöyle günlük haberlere ve olaylara baktığımızda bile aslında şiddet değil, erkek şiddeti diye bir bela var.. Erkekler her türlü şiddette açık ara öndeler. Kadına, çocuğa, hemcinsine, hayvana, doğaya, eşyaya vs insanlık dışı şiddet uygulayabiliyor. Kadınlar çoğunlukla erkeklerden çok daha empatik, daha vicdanlı, daha merhametli ve acıma duyguları çok daha yüksek...

Kadına şiddet aslında bir cinsiyet meselesinden ziyade erkeğin işine geliyor. Şöyle ki; özellikle son 30 yılda kız çocukları okusun, kadın toplum hayatında söz sahibi olsun, eşit hak ve özgürlükler sadece kâğıt üzerinde değil günlük hayatta yerini bulsun, aile ve toplum içindeki rolleri çeşitlensin, çalışsın diye büyük mücadeleler verilirken, cinsiyet eşitliği kavramı sadece kadın üzerinden çalışılan bir kavram oldu. Kadının rolleri değişirken, erkeğin de rollerinin, algısının, anlayışının değişmesi gerekliliği çok önemsenmedi. Yani kadın toplum içinde ilerlerken, erken zihniyet açısından kadından çok çok gerilerde kaldı.. Aslında kadın, rollerinin üzerine yeni roller ve yeni sorumluluklar ekledi. Çalışma hayatına fazlasıyla giren kadın evin, çocuğun yüküyle birlikte iş yükünü de omuzlarına aldı. Şehirleşen, eğitim düzeyi artan, kendi tercihlerini kullanmak isteyen ve erkek egemenliğine karşı çıkmaya başlayan kadınlar şiddete daha açık hale geldi. Her gün manşet olan cinayetlere baktığımızda benzer öyküleri görüyoruz. Bu kadınlar şiddet gördükleri kocalarını ya boşamak istemiştir veya boşamıştır ya da sevgililerini terk etmek istemiştir… Yani kendi tercihlerini kullanmak istedikleri için şiddet görmüştür.

Değişen toplumsal yapıda, erkek kadına destek olmak yerine hep bir engel olmayı tercih etti çünkü destek olmak onu güçlendirmek işine gelmedi. Erkek kendi egemenliği zarar göreceği için yeni rol ve sorumluluklarını hiç sorgulamadı kendini hep üstün gördü.  Toplumda da erkeğin kadına karşı desteği bakış açısı pek de sorgulanmadı. Bu konuları tartışan sesini duyurmaya çalışan kişi ya da derneklerde suçlandı ve destek görmedi. Bunun en bariz göstergesi kadınla ilgili tartışmalarda bile kadınlardan çok erkeklerin konuşması oldu. Ve yüzyıllardır değişmeyen erkek zihniyetinde namus kadına bir damga olarak vuruldu ve namus bekçisi olarak erkekler görüldü. Bu öyle bir hal aldı ki namus konusunda, onu korumak için yapılan her türlü namussuzluk mubah görüldü. Erkek şiddetinde; kadının yerine söz sahibi olmayı hak gören, onun adına konuşan, karar alan ve bunun böyle sürmesi için şiddetin dozajını arttıran erkek zihniyeti değişmedikçe hiçbir ilerleme kaydedemeyiz...

Kim namus ve ahlâk şövalyeliği yapıyorsa, bilin ki en namussuzu o' dur" der  Nietzsche.. Ne gariptir ki günümüzde de en namussuz eylem –kadın cinayetleri- sözde namusu temizlemek için yapılıyor. Yüzyıllardır namus, erkeğin kadın üzerinde başını tuttuğu bir kavram; kadının iffeti ve namusu erkekten soruluyor ve namus kirlenince en namussuzca eylemle temizleniyor. Aslında kadının iradesini, düşüncesini, kararlarını kabul edemediği için, namus arkasına saklanarak yapıyor bütün şiddet davranışlarını. Kadın ona hayır demeyecek, hayat erkeğin yönettiği şekilde işleyecek…Kadının hayır demesini kabullenemediği için cinsel, fiziksel, psikolojik.. şiddetin bin bir türlüsünü uyguluyor. Sonunda da müthiş bir zavallılık durumuyla kendini aklamaya çalışıyor; namusumu temizledim zırvalığıyla… Özellikle kadın cinayetleri sonunda yapılan savunmalarla bakıldığında da, erkek kendini öyle bir savunuyor ki “ beni aşağıladı, hakaret etti, küfretti, beni aldattı, kandırdı, dolandırdı..vs..vs..Cinnet geçirdim, bir an kendimi kaybettim çok pişmanım falan, filan”…..Madem çok kötü birisi kurtulduğuna sevinmek yerine öldürmeyi tercih ediyor. Sanki öldürdüğünde başı göğe eriyor da cennetten yer tahsis ediyorlar…

Aslında, erkeğe göre, kadın onu istediği şekilde yaşamak zorunda; istemiyorsa ölmeli, zihniyet bu yani.. Diğer her şey kandırmaca..

İşin başka bir garip yanı da, şiddete uğrayan kadın bir kere daha suçlanıp “yahu bu erkekleri kadınlar yetiştirmiyor mu ?” mevzusu var. Bu sorgulamanın kaynağı da yine erkekler. Aslında erkek egemen bir toplumda kadın çocuk yetiştiremiyor, kadın işin angarya kısmından sorumlu sadece. Öğrencilik yıllarındaydı sanırım, Duygu Asena’nın “Kadının Adı Yok” kitabını okuduğumda…Hala yok aslında…Var olma mücadelesi çok meşakkatli kadının..

Şiddet uygulayan erkek, kadını malı gibi görüyor, sahibi sanıyor.  İstiyor ki onun emir eri olsun, kadın onu efendi olarak görsün. Erkek şiddetinin en büyük nedeni kadının güçlenmesine tahammüllerinin olmayışı… En büyük hazımsızlık olmayan güçlerini kaybetme endişesi yani… O nedenle kadın hem ailede hem de toplumda söz sahibi olmaya çalıştıkça, bunun mücadelesini verdikçe erkek şiddeti de artıyor…

Kimse kimsenin ne sahibidir ne de ait olduğu bir şeydir.

Evlilik duygusal bir ortaklıktır; sahiplik-aitlik meselesi değildir. Öncelikle herkes kendi namusundan, kendi hesabından sorumludur. Bu sorun eğitim meselesidir ve -bu konuda eğitilmek erkeğin hiç işine gelmiyor olsa da- özellikle cinsiyet eşitliği kavramlarında kendisini eğitmesi ve yetiştirmesi gerekiyor. Eril bir yapıyla topyekûn mücadele edilmeli ki kadın hürriyeti gerçek yerini bulabilsin…

Sağlıcakla…

Nermin Elmas

 

ETEM SEVİK, gülsen tunçkal bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 32
Toplam yorum
: 7
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 593
Kayıt tarihi
: 19.10.17
 
 

Eskişehir doğumlu.. Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi mezunu.. M.E.B de Rehber Öğretmen.. Hal..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster