Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Şubat '12

 
Kategori
Kültürler
Okunma Sayısı
96
 

Namusluluk ve özgürlük

Atalarımız mutluluklarını sağlamak icin "din"e sarılmışlardı, çocuklarımız da "bilim"e sarılacaklardır. Bizlerse, bu yeni bireşimi oluşturmakla görevliyiz...

 Batı, neden 'çağ' atlamış, Doğu, neden geri kalmıştır? Ìlk bakışta görünen şudur: Bir şey kaldırılacak, yerine başka bir şey konulacak... Bu kadarcık olsa yetmezdi. Denilebilir ki, kaldırılacak "akla aykırılık" konulacak "akla uygunluk"tur. Bu kadarcığı da yetmezdi. Gelecek olan, evrensel kasırganın içinde, "gelmek zorunda bulunan" dır...

  Maden, bitki ve hayvanların peygamberleri yoktur. Onlar doğal didişmeye, karşı koymaksızın katıldılar. "Boyun eğene öğüt gerekmez". Maddesel Diyalektik maden, bitki ve hayvanı kolaylıkla eritmektedir. Gerçekte, insan da aynı kolaylıkla eriyecek. Ne var ki, daha pek uzun bir süre, biz insanlar, bize özgü sorunları büyütmekte haklı olacağız. Mutlulugumuzu maden, bitki ve hayvan kardeşlerimiz gibi kolaylıkla elde edemiyoruz. Çünkü, Başımızda kocaman BİLİNÇ YÜKÜ var. Evrensel kasırganın içinde payımıza, bu yükle uğraşmak düşmüş...

  Bilinçli tür (insan) ortaya çıkınca iki güç çarpışmaya başladı: GURUR ve KORKU...

  Batı, "KORKU"yu aştı, "GURUR"u yaşamakta; Doğu, -hâlâ- hem 'korku'yu hem de 'gurur'u yaşamakta. (Ìkisinin aynı anda -sağlıkla- yaşanamayacağı bir gerçektir. -mutsuzluğun sebeplerinden biri bu, ama, konumuz bu değil).

  "Bilincimiz, doğru yolu bulamazsa, gerçek güce sahip olamaz."  Zihnimiz, geçmişin yükü ile dolu olursa, yani "bellek" te kalırsak, kendimizi mutsuz hisseder, sağlıklı gelişemeyiz; zihnimizi, gelecek yükü ile doldurursak, yani, "beklenti" içine girersek, endişeye kapılır, kendimizi "güvensiz" hisseder, yine sağlıklı gelişemeyiz...

  Yapabileceğimiz iki uğraşı var: Biri, "kişisel davranışımız, diğeri, "çocuklarımızın eğitimi"... Hem kendimize, hem de bizi izleyenlere karşı namuslu davranmak. Ìşte, ahlâk kurallarının  şimdilik en belli olanı, en şaşmaz olanı bu. Hiçbir savaş el altından yürütülemez, eşit silahlarla karşılaşılmalı...

  Batı, geçmiş yüzyıldaki din - kilise- ile devlet arasındaki savaşını, -Özgürlük savaşı- vererek sonlandırmıştır.

Özgürlük savaşı vermeyen  toplumlar, din ile devlet arasında gidip gelirler...

   1800 yıllarındaki Batı okullarının en itibarlısı, en rağbet göreni, en kaynak sahibi okulları "Papaz okulları" ydı. Birçok bilim adamı bile bu okullardan yetişmiştir. (Mendel, Darwin..vb.) Fakat, bu ve diğer bilim adamları, sadece dinin ruhani bölümü ile yetinmeyip, insan ve toplum yapısını, toplum yararı içinde dini eritmişler, "namus" kavramına indirgemişlerdir. Batı, artık, "din" kavramını literatùrlerinden çıkarmış, dini; "davranışlardaki, tutarlılık - yaşama bicimi -  toplumsal algılama bicimi- kolektif zihin- namusluluk - haline  dönüştürebilmişlerdir. Bunu da, "özgürlük savaşı" vererek başarmışlardır. Şöyle ki:

  "Hiçbir savaş, el altından yürütülemez, eşit silahlarla karşılaşalım. Papazların okul açmakta, bu okullarda dünyanın altı günde yoktan var edildiğini; Ìsâ'nın tanrı babayla bir kızoğlankızın çocuğu olduğunu ve öldükten üç gün sonra, mezarından göğe çekilerek, Tanrı babasının sağında oturduğunu öğretmekte serbest kalmaları, özgürlük adına gereklidir. Evet, onları serbest bırakalım, bırakalım ama, biz de aklın, bilimin bütün yardımıyla Katolik dininin artık anlatılması mümkün olmayan saflıklar üstüne kurulduğunu tanıtlayacak okullar açmakta serbest olalım. Yalanla gerçek, karşılıklı serbest kalınca, yalan hiçbir zaman tutunamaz. Özgürlük, evet, ama, yalnız din dersi okutan papaz için değil, akıl için de özgürlük, çocuk için de özgürlük, çocuklar için, geleceğin büyükleri için de özgürlük..."

  Batı; işte, bu özgürlük savaşını - yüz binlerce ölü vererek kazandı ve çağımızın en önemli iki sorununa parmak bastı: NAMUSLULUK VE ÖZGÜRLÜK.

  "Kafanız, dünyanın altı günde yaratıldığına ya inanacak, ya da inanmayacak bir yapıdadır. Buna inanacak bir yapıdaysa Kilisenize gidiniz ve Hıristiyanlığın bütün koşullarını dürüstlükle yerine getiriniz. Ìnanmayacak bir yapıdaysa, bunu ortaya açıkça koyunuz ve mertçe davranınız.  (Maalesef, bizdeki bilim ve din adamları, bu mertliği gösterememektedirler.) Tek sözle, her iki yönde de namuslu olunuz. İnsanlık bugüne kadar neler çekmişse, namussuzluklar yüzünden çekmiştir. Dünyanın altı günde yaratıldığına inanmadan nasıl Hıristiyan olamazsanız, dünyanın altı günde yaratıldığına inanarak da Fizik Bilgini olamazsınız." 

   NAMUSUM, özgürlük alanıma, başkalarının karışmaması demektir. ÖZGÜRLÜĞÜM, namusum kadar kutsaldır; AHLÂK ise; süreç içinde bir toplumun yapı taşını oluşturan bu kavramların birlikte bir uyum içinde kaynaşması anlamına gelen "TÖRE`ye uyma; TÖRE", "TÜZE" demektir. Bu kavramlardan birinin eksik olması, o toplumun sancılı, gelişmemiş, çağdaşlaşamamış olmasını gösterir...

Namusum, özgürlüğüm, ahlâkım; kısacası "dinim" hakkında konuşma, söz sahibi olma hakkını kim verdi sana?

Alaettin Morgül /09.02.2012

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 193
Toplam yorum
: 213
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 1052
Kayıt tarihi
: 02.02.10
 
 

İsveç`in Göteborg şehrinde oturmaktayım;  evli ve bir kiz bir oglan iki çocuğum var. İsveç`te..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster