Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Mart '14

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
20067
 

Nar Ağacı - Sen öyle çağırmasan ben böyle gelmezdim. - Nazan Bekiroğlu

Nar Ağacı - Sen öyle çağırmasan ben böyle gelmezdim. - Nazan Bekiroğlu
 

Nar Ağacı


Zaman: Balkan Savaşı- Birinci Dünya Savaşı arasındaki yıllar.

Mekân: Trabzon, Batum, Bakü, Tebriz, Tiflis, Isfahan, Yezd, Şiraz ve İstanbul.

 Konu: Yazarın ilgi çekici soy ağacının köklerinden başlayıp dallarına kadar uzanan bir hikâye.

Mübadele, göç, mücadele, savaş, derin aşklar gibi konular ; çarpıcı detaylar ve göz alıcı renkler eşliğinde verilince romanın kendisi de doğu masalı tadında farklı bir derinlik kazanmış.

Aslında romanda anlatılan, sadece yazarın köklerinin değil, bir ailenin aidiyetinde can bulmuş olan çoğumuzun geçmişinin ortak hikâyesi .

Kahramanlar: Talihsiz aşkların ve talihsiz olayların kahramanı , yakışıklılığıyla göz dolduran İranlı ünlü halı tüccarının oğlu ve yazarın dedesi Setterhan, onun ilk aşkı, ilk gözağrısı Azam, Setterhan’ ın can yoldaşı, can arkadaşı zerdüştî Piruz...

 Ateşin saflığı, temizliği, Tanrı’ nın kudretini ve tertemiz isimlerini hatırlattığı farklı bir dinin mensubu olan Piruz... Setterhan’ ın canını; Azam’ ı bilmeden de olsa elinden alan, onun uğruna müslüman olan Piruz... Aşkı, ‘’ bir cürmün başlangıcı, ihlaller mukaddimesi, hak iddiası’’ olarak nitelendiren ve bunların hepsini göze alan Piruz...

Azam’ la öylesine sevmişlerdi ki birbirlerini, ‘’Bundan sonra biri ‘’Gel! ‘’ dese, öbürü anında koşacaktı. Biri ‘’Gel! ’’ demese, öbürü çağıracaktı. ‘’

En sevdiği bu iki canın bir araya gelmesiyle onları ebediyen kaybederek ülkesinden kaçan ve yolu Rusya’ ya düşen Setterhan’ ın, ilişkisini ne tam bir aşk ne de tam bir dostlukla adlandıramadığı kitapçı Sofya... Rusça’ yı öğrenirken aşk’ ın ş’ sinde takılan Setterhan’ a, delicesine âşık olan ihtilalci, özgür ruhlu Sofya... ‘’ Hiç olmamış sevgilim ‘’ diye adlandırdığı aşkıyla bir türlü bir araya gelemeyen ve bir daha asla kesişemeyecek olan yolları, Rusya’ da hayatın keskin bir virajıyla ayrılan güzel Sofya...  

Kafkasyalılar, Ermeniler, Ruslar arasındaki bu rengârenk dünyadan ve yabancı bir ülkenin, Rusya’ nın savaşından kaçan Setterhan, Rusya ile birlikte istemeden de olsa Sofya’ yı da geride bırakarak büyük güçlüklerle Trabzon’ a sığınır.

Bir zamanların ünlü halı tüccarı, İran’ ın yakışıklı beyzadesi Setterhan’ ın beş parasız olarak yerleşmek zorunda kaldığı Trabzon’ da ikinci ve son hayatı başlayacaktır.

Setterhan’ ın yaşadığı bunca olay arasında ileride yazarın büyükannesi olacak Zehra ise savaşı ve mübadeleyi bizzat yaşamaktadır.  Erkek kardeşi İsmail, zaten savaşa katıldıktan bir süre sonra hastaneye kaldırılır ve sonrasında birkaç yıl ölüm haberini bile alamazlar.

 Sürgünün neticesi olan uzun yürüyüş sonucu İstanbul’ a ulaştıklarında bir zamanlar İsmail’ in yattığını bildikleri hastaneye giderler. Kayıtları araştıran başhekimin sözleri yürek burkan bir gerçeği dile getirir: ‘’ Şimdi siz İsmail’ in mezarını bulmak istersiniz. Aramayın, çünkü yoktur. Askerinin hayatına sahip çıkamayan bu hükümet, onun ölüsüne bir mezar yeri verebilir mi? ‘’

Savaşa gitmeden önce Zehra ile evlenmeyi düşünen Celil Hikmet’ in sözlüsüne yazdığı mektuptaki satırlar da acı gerçekleri dile getirmektedir:  ‘’ Yazıya düşen hiçbir şey ateşini olduğu gibi yansıtmıyor, her şey yazıya dönüşürken munisleşiyor. Hiçbir alfabede ‘’Z’’ den sonra bir harf yok çünkü. ‘’

‘’ Bu rezaletin kelimeler karargâhında bir karşılığı yok. Böyle bir şey ancak yaşanabilir. Yaşayanlar da tez elden unutma telaşında. Tarih kitaplarına girecek üç soğuk cümlenin ardında ne mahşer var oysa. ‘’ cümleleri ise savaşlarda yaşananların anlatımının her daim yetersiz kalacağını mühürleyecek nitelikte.

Savaş ve yıpratıcı yürüyüşlerle yaşanan mübadele günlerinden sonra güç belaTrabzon’ daki evlerine dönen Büyükhanım ve torunu Zehra’ yı kader bu kez  güzel bir şekilde karşılar.

Bir tesadüf sonucu karşılaşan Setterhan ve Zehra ayrı ayrı yaşadıkları onca maceradan ve onca aşktan sonra mutlu sonla biten bir masalın kahramanları gibi evlenmeye ve hayatlarını Trabzon’ da geçirmeye karar verirler. Yazara göre; bir ırmağın denize dökülme anından daha muhteşem bir şey varsa o da iki ırmağın birleşme anıydı!

Kelime kullanmaya gerek bile duymadan dilsiz konuşma anlarındaki cümleler, kitabın kapağında yer alacak kadar özeldi:

Sen öyle çağırmasan ben böyle gelmezdim.

Ben böyle çağırmasam sen öyle gelmezdin.

Büyükannesinin ve büyükbabasının yaşadıklarını bir doğu masalıymışcasına aktaran yazar, roman boyunca  gölge oyuncu kimliğini sürdürerek hikâyeye farklı bir tat katıyor. Kâh anlattıkları kâh bizzat yaşadıkları veya yaşadığını var saydıkları ile okuyucuyu yer yer iç burkan renkli hayatların tam ortasına çekiyor.

Tarihi bir belge niteliği de taşıyan eser, tarihi roman, macera romanı, aşk hikâyesi ve seyahatname türlerinden herbirinin biraz tadına bakıyormuşsunuz hissi yaratıyor. Konuda ve türde bunca çeşninin bir arada kullanılması da roman bittiğinde doğal olarak büyük bir eksiklik hissetmenize neden oluyor.

Bunun içindir ki Trabzon’ un yağmurlarından, Tebriz’ in rengârenk halılarının dünyasından, Rusya’ daki hareketli ihtilal günlerinden, ilginç kahramanlardan uzakta, sanki başka bir memlekette, bir başınıza öylece kalakalıyorsunuz.

 

 

 

 

 

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 26
Toplam yorum
: 10
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 1850
Kayıt tarihi
: 31.07.13
 
 

İ.Ü Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster