Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Eylül '07

 
Kategori
Özel Lezzet Durakları
Okunma Sayısı
2425
 

Nargile

Nargile
 

Sözümüze üç bilmece ile başlayalım:

-Altı deniz, üstü saman, aman efendim aman, köpürdükçe saçar duman?
-Karnı gurgur eder kurbağa değil, ağzında zurnası var zurnacı değil, başında helvası var helvacı değil?
-Ol nedir ki su içinde seslenir, leblerinin busesine yaslanır, dem çeker yanar tüter hem sinesi, üfledikçe gark olur sefinesi?

Bu bilmecelerin cevabı Nargiledir. Nargile, tömbeki denilen bir cins tütünü yakıp, dumanını sudan geçirerek, sigara gibi içmeye yarayan bir âlete deniyor.

Bu âlet, ilk kez Hindistan'da icat edilmiş ve Narçil denilen büyük hindistan cevizinin kabuğundan yapılmış. Narçil, Mısırlılar tarafından da rağbet görmüş ve adına da Nargil denilmiş. Araplar C harfini G sesiyle kullandıklarından Narçil, burada Nargil ya da Nargile biçimini almış. Daha sonraları İranlılar da bu âleti benimseyerek, büklüm yılan anlamına gelen Marpuç'u bulmuşlar ve narçil yerine fayanstan nargile şişesi, bronzdan başlık yapmışlar, öyle ki hemen ekime de başlayıp Isfahan, Şiraz ve Keşan'da güzel ve leziz Tömbekiler üretmişler. Tömbeki bir cins tütün oluyor. Şam ve Yemen'de de ağaçtan uzun başlıklar, hindistan cevizinden sac yağı üzerine oturtulmuş ve marpucu kalın bezlerle dikilmiş nargileler kullanmışlar, İranlılar Nargileye Galyan diyorlar.

Doğu Türkistan'da Uygur Türkleri arasında nargileye bugün "çilim" adı veriliyor. Bu çilimler kullananın alım gücüne, zevkine ve kullanılış yerlerine göre gümüşten, bakırdan yapıldığı gibi Çilimkapığı denilen bir tür su kabağından da üretiliyor.

Nargile, Türkiye'ye Padişah IV. Murad zamanında, yani 1623-1640 yıllarında geliyor. Bilindiği üzere IV. Murad, sigara ve nargileyi şiddetle yasaklayan bir padişah olarak ün kazanmıştır, öyle ki padişahın adamları evlerin bacalarını bile koklayarak sigara ve nargile içilen evleri tespit ederlermiş.

Türkler, her sanat dalında olduğu gibi nargile yapımında da büyük bir özen göstermişler ve billurdan beyaz veya renkli şişeler ve gümüş çiçekli meyvelerle süslü başlıklar, yaldızlı toprak lüleler eklemişler, hattâ bazen şişesini de gümüşten yaparak son derece zarif nargileler ortaya çıkarmışlardır. Bu keyif verici âletin marpucu ucuna takılan kehribarların en iyisini kullanmışlardır. Kehribar, sert reçine fosilidir. Keçi memesi adı verilen, ucu çavuş üzümü biçiminde, ortasına doğru kalınlaşarak tekrar incelen ve zamanla kırmızılaşan eski yekpare kehribar ağızlıklar ucu palamut biçiminde olup, ortası altın çakma yeşimlerle süslü, eteği yine kehribardan olan ağızlıklar hep Türklerin yaratıcılığından doğmuştur. İki ya da üç kişinin birden kullandığı aynı nargileye bağlı ikişer, üçer marpuçlu nargileler bile vardır. Beykoz ve Yıldız Çini Fabrikalarında gerçek birer sanat eseri olan nargileler yapılmıştır.

Nargile, kullanılış ve tömbekinin içilişi bakımından bazı kısımlardan oluşur.Bunlar, lüle, gövde, marpuç ve ağızlık kısımlarıdır.

Lüle, yani ateşlik kısmı nargilenin dışında, en üst kısımda bulunan, üzerine tömbeki konulan tabladır. Çömlekçi çamurundan yapılır ve tablası deliklidir. Oymalı gümüş, pirinç, bakır bir koruyucusu yani külahı vardır.Bu külah, tömbekinin üzerine konan yanmış kömür parçasını esintilere karşı korumaya yarar.

Gövde, üstüne lülenin oturtulduğu kısımdır. Çoğunlukla boynu dar, karnı geniş bir sürahi biçimindedir. Camdan, sırçadan ya da çelikten olur. Çiniden yapılmış olanları bile vardır. Çelikten yapılanların çoğu altın ve gümüşle işlenir.

Camdan olanların üzerinde ise genellikle nar tanesi taşlar, firuzeler, mercanlar bulunur. Bu taşlar gövdenin dört bir yanını arapkâri çizgilerle çevirir. Gövdenin içinde su bulunur. Bu su, tömbekinin dumanını yıkar, fazla nikotinini alır. Gövdenin içinde ateşlikten inen bir boru vardır. Bu boru tömbeki dumanını aşağı alarak nargile suyunu içine salmaya yarar.

Ressam, Hoca Ali Rıza'nın 25 Temmuz 1909'da yaptığı bir resimden, zorunluluk halinde su sürahisinin de nargile gövdesi olarak kullanıldığı görülmektedir.

Marpuç, gövdenin yukarı kısmına geçmiş bir hortumdur. Nargilenin içindeki havayı içenin ağzına kadar götürmeye yarar. Marpuçlar genellikle kehribardandır.

İmâme yani ağızlık ise marpuçunun ucunda takılı kısımdır. Bu da çoğu zaman kehribardan yapılmıştır. Daha önce de söylediğimiz gibi çeşitli biçimlerde yontulmuştur. Nargile içen bunu ağzına alarak içine doğru çeker. Marpuçtan gelen hava yıkanmış tömbeki dumanıyla doludur. Kimileri nargilenin gövdesindeki suyun içine kiraz taneleri ya da gül atarlar.Bunların her nefeste kaynaşan suda oynaşmasından büyük neşeler alırlar.

19. yüzyılda İstanbul'da tömbeki tiryakisi olan meraklılardan bazıları kahvecilerin hazırladığı nargileyi hemen içmezlerdi. Kollarını dirseklerine kadar sıvar, nargilenin sürahisini, lülesini, marpucunu bizzat oğuşturarak temizler, sürahisine suyu kendi koyar, lüleyi kendi doldurur, kendi ateşler, hatta bazıları marpuç başlığını ağızlarına değdirmemek için bir kâğıt parçasını zıvana gibi başlığın deliğine sokmuş olduğu halde içerlerdi.

Yine 19.yüzyıl sonlarında İstanbul'da Nargile hortumunun yani marpuçunun imâli de çok ilgi çekicidir. Bunun merkezi istanbul'da Mısır Çarşısı'nın çıkışı ile Mahmutpaşa arasındaki caddededir. Hortumların boyu 2, 5 metreye kadar varmaktadır, içine demir tel yerleştirilmiş helozonik yuvalar bulunan tahtadan kalıplarla yapılır. İşçi, yanları inceltilmiş deriden bir bant alır, bunu kalıbın üstüne sardıktan sonra kenarlarını yapıştırır, sonra ince bir telle sarar ve bu teller kalıbın yuvalarını bastırarak iz bırakır. Bütün bu ameliye makinayla yapılıyormuşçasına çabuk imâl edilmektedir.

Günümüzde İzmirli bir nargile yapımcısı nargile üzerine şunları anlatıyor:

"Eskiden nargileler sırf kahvelerdeydi. O da her kahvede bulunmazdı. Şimdi olanlar var ama onlarınki de zevk ya da heves. Nargile veren kahveler sayılıdır. Fuarda Merkez Kıraathane'de, Basmahane'de, Pasaportta. Biz daha çok turistlere satıyoruz. Nargilelerde eski kalite yok artık, iyi nargilenin şişesi kristal olmasa bile en iyi kalite camdan olmalı. Cam da üfleme usulüyle imal edilmeli. Nargilenin üst kısmı ise pirinç-sarı dökümden yapılmalı. Marpuç ise iyi kalite meşinden olmalı, iyi ıslatılmak, bıçkı ile özenle tıraş edilmelidir.Meşin, boyuna ağaç kalıplara döşenen helezon telin üzerine sarılmalı. Ağaç kökünden yapılma yapıştırıcı kullanılmalı. Makinayla üzerine iplik sarılmalı. Hortumun üzerindeki küçük halı parçası iyi bir nargilede özel olarak dokunmuş bir halı parçası olmalı, ama biz parça döşemelik kamıştan yapıyoruz. Ağızlık, sert, dayanıklı ağaçtan yapılmalı. Ağızlığın orta kısmı fildişi olmalı ama koyun kesiğinden yapılanı da iyidir. Zıvananın üzerine geçirilen ağızlık, kehribardan yapılırdı, şimdi nerde...

Hortumlar için kullanılan Alman maddesi de kalmadı. Naylondan olursa zifti çekmez. Artık bu anlattıklarım gibi nargile yapmak hayal. Benzetir satarız. Birkaç tane antika var elimizde. O kadar..."


Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 3
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 1035
Kayıt tarihi
: 23.09.07
 
 

Merhabalar. 28.08.1978 İstanbul doğumluyum, bankacılık sektöründe çalışmaktayım. Blog ailesine kat..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster