Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Mayıs '07

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
4702
 

Narkissos ve nergis

Narkissos ve nergis
 

Bir kervancının getirdiği kitabı aldı eline Simyacı. Kapağı yoktu kitabın, ama gene de yazarının kim olduğunu anladı: Oscar Wılde’dı yazar. Kitabın sayfalarını karıştırırken, Narkissos’u anlatan bir öyküye rastladı. Narkissos'un, kendi güzelliğini her gün bir gölün sularında seyretmeye giden bu yakışıklı delikanlının efsanesini biliyordu Simyacı. Bu delikanlı kendi görüntüsüne öyle vurgunmuş ki, günün birinde gole düşüp boğulmuş. Onun göle düşüp boğulduğu yerde de bir çiçek açmış, bu çiçeğe nergis adı verilmiş.

Ama kendi yazdığı öyküyü böyle bitirmiyordu Oscar Wilde.

Tatlı su gölünün kıyısına gelen orman tanrıçaları Oreas’ların onu bir acı göz yası kavanozuna dönüşmüş olarak bulduklarını yazıyorlardı Oscar Wilde.

- Neden ağlıyorsun? Diye sormuşlar Oreas’lar.

- Narkissos için ağılıyorum demiş göl.

- Ne var bunda şaşılacak, demiş bunun üzerine orman tanrıçaları. Bizler ormanda boşu boşuna onun peşinde dolaşır dururduk, ama onun gözlerini yanlızca sen görebilirdin yakından.

Narkissos yakışıklı bir genç mıydı? Diye sormuş göl.

-Bunu senden daha iyi kim bilebilirdi ki? Diye karşılık vermiş iyice şaşıran Oreas?lar.Her gün senin kıyılarına gelip sularına bakıyordu.

Göl bir sure sessiz kalmış. Sonra şöyle yanıtlamış.

Narkissos için ağlıyorum, ama onun yakışıklı olduğunu hiç fark etmemiştim ben. Narkissos için ağlıyorum, çünkü sularıma eğildiği zaman, gözlerinin derinliklerinde kendi güzelliğimin yansımasını görebiliyordum.

-İşte çok güzel bir hikaye, dedi Simyacı. [1]

Peki ya nergis? Alımlı ve hoş kokulu çiçekleri nedeniyle, birçok ülkede süs bitkisi olarak yetiştirilen nergis... Kuzey ılıman kuşakte kendiğinden yetişen kırk kadar türüyle, Narkissos'un da kırk ayrı hikâyesi olmasını özetlemiyor mu acaba?

Ki mbilir... Belki de... Ancak ismin Narkissod'dan alan nergis, Türk şiirinde de çıkar karşımıza. "Yansıtanın yansıyana tahakkümü" ve kadın güzelliğinin sorgulanışı olarak da Nihat Ateş'in "Bedensiz Kadınlar" kitabında yerini alır:

neden eğildi nergis suya
göz
delici bir yiv gibi
aşıp yansıyanı
inmedi boşluğa
dibe ve karanlığa
inip kırmadı
yansıyla yansıtan
arasındaki şehveti

ama bilinir
şehvet iyi bir
cinayet sebebidir

ah nergis
beden ile yansıtıcı arasında
nasıl bir ilişki kurdun sen
benlik nasıl sıyrılır kendinden
yıkılır görüntüsüne

bense
hep kurgusal bir şeyler
sezmişimdir
bu ilişkide

görmek kendini
yüzeyini
çatlayan gözbebekleri
direnmeli diyorum
aynanın çağrısına

(...)

şimdi merak ediyorum
nergisin elinde
çamaşırları olsaydı
yıkamak için
eğilseydi suya
bakabilir miydi yansısına [2]

(...)

anneler ve aynalar
aynı andan öldürülmelidir

Bazen ölürmek, görüntünü tahakkümünü ortadan kaldırmak için, bazen bahara girmek içindir.

Bahara en yakışan ise kuşkususz nergistir. Soğanlı bitkiler sınıfına giren nergis, toprağın hemen yüzeyinde çıkarak bir arada öbekler oluşturan ince uzun, sivri uçlu ve yassı yapraklarıyla mis gibi kokarlar. Ortalama elli cm olan bu yapraklarıyla, hafif meltemli havalarda nazlı nazlı sallanan nergislerin çiçekleri, hafifçe yassılaşır. Tek tek ya da çoğunlukla iki ya da altı taneye kadar bir arada açarlar.

İle dergisinin de editörü olan yazar, şair, eleştirmen Hayri K. Yetik'in modern Türk şiirinde özel bir yeri olan kitabı "Dördüncü Hâl" de, bir arada açan nergisler gibidir. Çünkü çok parçalı ve katmanlı, alabildiğine geniş yapısıyla işe önce Narkissos'tan ve dördüncü hâl olan aşk'tan başlar:

aşka mı gelmiştik
aşktan mı geçmiş
gönence kesmiştik hani
ölümsüzken bir an
dem sonsuzluk

(...)

gece mahçup.. nergis göğsünü açar
en açık sözler günün utançtan kızarmış yüzünde...
gece mahçup kocaman kulakları ve kapkara bir dili var
biz duymasak biz söylemesek de
o mahçup kendi dili kendi dinince

(...)

ussal olan erdemli olandır

"körlükle sırra erilir mi?"

nergise sor betonda biter mi?

(...)

sevmek diyorlardı yalnızca
sevmek vardır derin aydınlık bir su
içine değilim içimde duyuyorum içindeliğimi

(...)

sen sevişmene bak hayatla
ömrünü sonsuz
uzun düşün
sevişmene bak
ayla güneşle
serçelerle sümbüllerle
sen sevişmene bak su gibi rüzgar gibi ateş gibi
yaşayabilirsn bir isyan gibi yaşa

(...)

işte geldim serinliğine suyun hoşgörüsünde tut beni suyun sabrında (...)
hayata katlanmanın ölümü aşmaktan başka yolunun olmadığını
söylemek istemiştim yaşadığım baştan sona buydu anlatamadım [3]

Bazen yaşadığınızı söylemek için, hayatınızı başkalarının yüzüne fırlatıp atmanız gerekebilir! Tıpkı kokusu ve ilaç sektöründe canını aldığınız nergislerin hayatında olduğu gibi... Belki "dördüncü hâl"e o zaman dönebilirsiniz çünkü!

2005 yılında nergisler de strese girer. Dünyadaki nergislerin büyük çoğunluğu ülkemizden çıkarken, "güzel kokusu ile kış aylarının gözde çiçeği nergisin yaklaşık bir ay erken açması şaşkınlık yaratır. Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi "Bazı bitkileri susuz bırakarak strese sokup, ardından su vererek erken ürün vermeleri sağlanabilir. Nergis de büyük olasılıkla kuraklık sonrası strese girdi. Çünkü ölmek üzere olan bir bitki, neslini devam ettirebilmek için daha fazla çiçek açar" der... [4]

Yurdumuzda en çok Ege Bölgesi'nde ve özellikle İzmir-Karaburun'da yetişen nergisleri de "İzmir benim hatıra defterim diyen" sevgili Özkan Mert en iyi şekilde şiirleştirmiştir:

Kırlangıçların uçuşuna karışıp
gizliyebilirdim elbet kendimi
Yaşadığımı gösteren sabah kahvaltılarıyla
özür diliyebilirdim sizden! Ama nasıl
özür dilenebilir dünyadan ? lodoslarla
çok kirli bir işbirliği içinde
lekelendiğim kasabalardan;
O kasabalarda köylüler
kulaklarının arkasına cıgara yerine
nergis sıkıştırılar.
Coca/cola şişelerine doldurdukları
zeytinyağları ve kara üzümlerle
dizilirler pazar yerlerine.Lodoslar
sapan taşları gibi vınlıyarak girince sokaklara
devrik yaz kasabalarının
dayanılmaz kış hafifiliği başlar; İşte Karaburun! Ben
zaten hep merak etmişimdir
’’kim oturttu Karaburun’u
martı çığlıklarının üzerine’’diye
Kim yakıyor yıldızları geceleyin? Bilmiyorum!
Hiç
bir
şey
bilmiyorum
ben…
İskenderiye’de
siyahlar giyinmiş genç arap kızlarının
çırılçıplak ayakları,
neden bir çift kelebek gibi
konuyor gömleğime?
Yılbaşı gecesi İsmet’in balıkçı meyhanesinde
turşu suyuyla rakı içmek
çırılçıplak bir melekle
el sıkışmak gibi
bir şey mi dir?
Bildiğim tek şey şu dünyada;
kuşlarla ve kasabalarla nişanlanmak!
Taktığım da yüzük olsa…
Ya delik deşik olmuş

S ö z c ü k l e r
ya da
l i m o n l u k l a r [5]

Baharın içinize mis gibi nergis kokularıyla içinize dolduğu bu bahar günlerinde, çiçeğe duru gibi yaşayın.

Yeni keşiflerde görüşmek üzere...

ersan ercelik@yahoo.com

Keşifçe:
[1] Paulo Coelho, "Simyacı", Can Yay. Şubat 1997.
[2] Nihat Ateş, "Bedensiz Kadınlar", Papirüs Yay.
[3] Hayri K. Yetik, "Dördüncü Hâl", Ercan Kitabevi, Nisan 2003.
[4] Radikal gazetesi, 11/11/2005.
[5] Özkan Mert, "Gelincikya", Hayal Yay., Şubat 2007.

(KEŞFEDENLER İÇİN ATLAS - ÇİÇEK KİTABI adlı dosyadan...)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 353
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 3542
Kayıt tarihi
: 28.02.07
 
 

"29 Temmuz 1980’de İstanbul’da doğdu. Celal Bayar Üniversitesi, İşletme mezunu. Şiir, deneme, öykü, ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster