Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Aralık '06

 
Kategori
Ben Bildiriyorum
Okunma Sayısı
1266
 

Nasıl felç oldum?(2) / yeni hayatımla tanışıyorum!

Nasıl felç oldum?(2) / yeni hayatımla tanışıyorum!
 

Elindeki evraklarla başhekim Sururi bey karşımdaki koltuğa oturdu. “Benim bacaklarımı ne zaman alcıya alacaksınız? Ayhan’ın durumu nasıl?” diye sordum. Yataktan kendi başıma dönemediğim için hemşireyi yanına çağırdı hala vücudum çürük içindeydi. Hemşire beni yan yatırdı ve etrafımı yastıklarla destekledi. Elinde birde iğne vardı. İğneyi beni sakinleştirmek için getirmişti.

Beş dakika sonra Sururi bey “Semracım sen kuvvetli bir insansın bak arkadaşının durumu senden de ağır hatta tıbben ölü” dediğinde inanamadım. Bana o güne kadar onun yurt dışında başka bir hastanede olduğunu ve orada ki tıp imkânlarının daha iyi olduğunu söylüyorlardı. İçimde hep ondan iyi bir haber alacağımın umudu vardı. Ona ölümü hiç konduramadım. Durumu benden daha ağır demek ki ve daha uzun süre yoğun bakımda kalması gerektiği için böyle söyleniyordur diye düşümdüm. İçimde hep onun yaşadığına dair bir umut vardı.

Peki, benim bacaklarımı ne zaman alçıya alacaksınız? diye tekrar sorduğumda: “Semracım açık söylemek gerekirse şuan yürüme şansım tıbben %1, omuriliğinde hasar var bu yüzden bacaklarını hissetmiyor ve hareket edemiyorsun. Ama tıp çok çabuk gelişiyor umarım sen ve senin durumdaki insanlara en yakın zamanda güzel haberler veririz seni burada yeni hayatına rehabilite edeceğiz, burada mesane eğitimi, yataktan sandalyeye geçişin gibi eğitimlerle yeni hayatına uyumu öğreneceksin.

"Yolun uzun bir yol seninde bize yardımcı olman gerekiyor lütfen gel bu yola beraber çıkalım sakın bizi yarı yolda bırakma sen bizim için önemli ve özel bir insansın senin bu gücün var sakın ama sakın pes etme” dediğinde; Nasıl yani ben felç mi oldum? Omurilik bu kadar hassas mı? Neden % 1 yürüme şansı? iki tane çocuğum var ben onlara nasıl bakacağım? İş hayatım ne olacak? Ben ve tekerlekli sandalye…. Yok canım bütün bunlar kötü bir rüya ve ben kabus görüyorum. Doktorlar anlamamıştır diye düşündüm çünkü bacaklarım benim istemim dışında da olsa hareket ediyor ve kasılıyordu.

Bacaklarıma bakıyorum karşımda öylece duruyorlar, benimler ama bana ait değiller. Ne diyeceğimi nasıl cevap vereceğimi düşünürken derin bir uykuya dalmışım. Aslında vurulan iğneyle en az 10 saat uyumam gerekiyormuş ama ben kısa bir süre sonra ağlama krizine tutulmuşum ve ateşim 41 dereceye çıkmış. Beni hemen karşıdaki yoğun bakım ünitesine almışlar. Yine bir sürü iğneler, ilaçlar, serumlar... Tüm ailem ve yakınlarım doktorlar karşımda. Yine yoğun bakım kokusu burnumda ya bırakın beni öleyim diye onlara yalvardım. Bunlar nasıl benim başıma gelir? Neden ben? Ben nasıl bu durumun altından kalkarım daha yatakta bile kendim dönemiyordum üç kişi beni çarşafla döndürüyorlardı. Ben hep böyle birilerinin refakatinde mi yaşayacaktım. Oysa kaza öncesi herkese koşan bendim. Peki, çocuklarım ne olacaktı? Onlara kim bakacaktı? Hiç aklımdan çıkmayan soru bunlardı. Evim kira yanımda çalışan insanlar ne olacaktı? Ben bu durumda işlerimi nasıl yürütecektim? Allah’ım en iyisi ölüm diye çok düşündüm.

Bunların hiç birinin üstesinden geleceğimi sanmıyordum. Hemşireler yanımda hiçbir ilacı bırakmıyordu. Zaten bende tek başıma komidine uzanamıyordum. Belki uzanabilseydim hayatıma son verirdim o dönemde. İlaçla uyutulmadığım zamanlar gözyaşım hiç durmuyordu… Çocuklarım benim boyuma geldiğinde onlarla sarmaş dolaş gezeceğimi düşünüyordum. Kızım Tuğba 12, oğlum Tolgay’sa 8 yaşındaydı ve o sene oğlumun sünnetini çok güzel bir düğünle yapmayı düşünüyordum. Her şey sadece hayalde kalmamalıydı daha okulları devam ediyordu. Kaza olmadan öncede saçlarım belime kadar uzundu ve kafamdaki yüzlerce dikişten dolayı saçlarımı sıfır numara kesmişlerdi. Vücudumda da hala şişler ve morluklar vardı.
Elim yüzüm yatakta yıkanıyordu ve hiç aynaya bakmıyordum. Ziyarete gelen ailem ve dostlarım bana moral verirken dışarıya çıkıp bayılanlar bile oluyormuş. Semra’nın haline ne olacak nasıl tüm bunlara dayanacak diye…

(Devam edecek)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sayın semra hanım, bir süre önce sizin kazayı anlattığınız bir videoyu izlemiştim, bir vesile ile bu videoya gereksinim oldu, internette çok aramama rağmen bir türlü o kayda rsatlayamadım, acaba linkini bana yollayabilir misiniz? Çok teşekkür ederim. saygılarımla Ahmet Altan

Ahmet Altan 
 25.11.2010 19:21
 

Semra hanım, kadere inanmak gerekir. THY nin grevi, emniyet kemeri, karayollarının ihmali, ilkyardım rezaletleri, acil servis komedileri ... hepsi hepsi birer bahanedir. Şöyle olsa, böyle olsa demek için artık çok geç. Sonucunu bilseniz değil Adana' ya evden dışarı adım atmazdınız. Asıl konu çocuklarınızın başında olmanız ve ailece kenetlenmiş olmanızdır. Yaşadıklarınızı anlatan yazınızı bekliyordum zaten. Yaşama tutunma azminize ve mücadelenize saygı duymamak elde değil. Umarım yazdıklarınızdan ders çıkaran insanlar olur ve umarım tarfik kazaları insanların hayatını altüst edecek sonuçlar vermez, umarım yetkililer de yazılarınızdan gerekli mesajları alırlar. Herşey gönlünüzce olsun. Saygılarımla.

Ahmet AYDIN 
 18.12.2006 11:24
Cevap :
Güzel dilekleriniz için çok teşekkür ederim. İnsan hayatının önemini başına kötü bir şey gelince daha iyi anlıyor. Ama insanın kaderi Allah’ın takdiriyledir. Her koşulda şükretmek gerekiyor. Dün katıldığım bir yemekte trafik kazasında annesini, 9 yaşındayken kaybeden bir tanıdığım "annem keşke kazada felç kalsaydı ama ölmeseydi" dedi. Sanırım nefes almak bile çok önemli.  18.12.2006 19:55
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 21
Toplam yorum
: 86
Toplam mesaj
: 84
Ort. okunma sayısı
: 1193
Kayıt tarihi
: 02.12.06
 
 

1962 doğumluyum. 1994 senesinde geçirmiş olduğum bir trafik kazası sonucunda omurilik felçlisi oldum..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster