Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Temmuz '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
712
 

Nasıl Kayseri'lisin?

Nasıl Kayseri'lisin?
 

Çok sevdiğim, değerli ve "Can dostum" sordu…

- Nasıl Kayseri’lisin sen…

- ?!...

Anlatsam uzun sürer ama anlatayım madem sordun…

Atalarım, asırlar önce Orta Asya’dan at üstüne binip, tunçtan dağları delerek, bizim "Efe"nin [1] de rehberliğinde Anadolu’dan geçerken, Kayseri’ye yaklaşık elli kilometre kala bugün Sultanhanı diye bilinen yere gelip yerleşen "Oğuz"ların "Kayı" boyundan…

Asırlarca burada yaşamışlar ve bir gün adını aldığım ve 1947 yılında 98 yaşında iken vefat eden dedemin genç yaşında Sultanhanın’dan kalkıp Kayseri, Emirağa Mahallesi, Helvacı sokak 25 (Galiba) numaralı haneye gelip yerleşmesiyle, bundan yaklaşık 170 sene kadar önce "Kayseri’li" sıfatını alan ailenin, bu günlere ulaşan bir ferdiyim…

Can dostum soruyu tekrarladı.

- O anlamda sormadım. Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda sordum…

- ?!...

Babam rahmetli, 1954 yılıydı galiba, Ankara’ya gitti. Birkaç gün sonra geldiğinde, başından geçen ilginç bir olayı anlattı bize.

Ankara’da bir iki gece kalması gerektiğinden, Ulus semtinde kesesine uygun bir otele gitmiş. Otel kâtibinin, genellikle Kayseri’den Ankara’ya gelen Kayseri’lilerin kaldığı bir otel olması nedeniyle, birçok Kayseri’li tanıdığı varmış. Babamın otel kaydını yapmak için nüfus cüzdanını eline aldığında "Kayseri"li olduğunu görünce;

- Ne iş yaparsın?

Diye sormuş. Babam da,

- Memurum…

- Ya… Bırak şimdi, söyle ne iş yaparsın?

- Memurum…

- Şaka mı yapıyorsun?

- Yooo… Ben filanca yerde memurum. Genel Müdürlükte işim var, iki gece kalıp gideceğim…

- ?!...

- Niye şaşırdın, Kayseri’liden memur olmaz mı?

- Bilmem… İlk defa rastlıyorum Kayseri’linin memur olanına. Desene sen Kayseri’nin aptallarındansın…

- !...

Babam "Adama verilecek bir cevap bulamadım, nüfus cüzdanımı alıp, odama çıktım. Bir daha da Ankara’da işim olduğunda o otele gitmeyeceğim" demişti…

Gerçekten… Babam, bir daha bırak o otele gitmeyi, Ankara’ya bile gitmedi emekli oluncaya kadar.

Can dostum, Kayseri ve Kayseri’li konusundaki bilgileri ışığı altında devam etti.

- Kayseri’lilere ‘zeki’ derler de…

- ?!

Kayseri’ye gidenler veya Kayseri’den geçenler bilirler. Kayseri, coğrafi yapısı nedeniyle bir çanağın içindedir. Güneydoğu yönünden esen ve Gömeç’ten geçen, geçerken de "Gömeç Yeli" adını alan rüzgârın girdiği ve Boğazköprü mevkiinde bir tarafı kuzeye, diğer tarafı da güney batıya doğru dağılan çıktığı iki kapısı olan bir yerleşim yeridir. Tarım alanı yoktur. Bu nedenle de asırlar boyu ticaret ile uğraşmıştır. Dünyanın ilk "Fuar"ı "Yabanlu Pazarı" adıyla Kayseri’nin Pazarören kasabasında kurulmuştur. Yıllardan beri arkeolojik kazı yapılan Karum ve Kaniş harabelerinden çıkan buluntulara bakılacak olursa, dünyada bu gün kullanılan ilk "Ticari" antlaşmaları, ileri vadeli ödeme belgelerini (Senet, çek v.s.) icat eden ve uygulayandır. Bu anlamda “Deneyim sahibi” olmaları nedeniyle, rakiplerinden “İki adım önde” durular. Bir özellikleri de ki, ticarette söz sahibi olma kuralına uymalarıdır. Bu kuralı da buluntulardan yine Kayseri’lilerin koyduğunu anlıyoruz. Kendi koydukları kural olması nedeniyle de "ticari dürüstlük" kavramına çok önem verirler.

İnsanlarımız, "Deneyim" ve rakiplerinden "İki adım önde" olmayı hep "Zeki"likle karıştırmışlardır.

Diğer bir özellikleri de, ticaretten başka bir iş yapmadıkları için girişimci ruha sahiptirler. Bu gün Kayseri sanayisinde demirden, tahtadan, plastikten, taştan, aklınıza gelen ger türlü malzemeden insan hariç (Robot dahil) her şey imal edilir.

Bilbord bile…

Can dostuma dilimin döndüğü kadar sorularına yanıt vermeye çalıştım. Ama o son bir soru sordu…

- Peki, nasıl oldu da…

- Dur… Sorunun gerisini getirme. Bildim kimden söz ettiğini. Kimin kimi aldattığını soruyorsun. Kimin bu oyuna niye geldiğini…

Efendim, çok eskilerden ki bu eski tarihine benim de aklım erer, Kayseri’li erkek evladını ilkokul çağına doğru gelirken eline bir sermaye verir, çarşıya salarmış. Ya da bir ustanın yanına "şeet" (Şahit, çırak) verir miş. Eğer sermayeyi katlıyor veya ustanın gözüne giriyorsa, ilkokul, tedris göreceği (okuyacağı) son okul muş. Yok, eğer sermayeyi geliştiremez, ustaya kendini beğendirmezse, ortaokula gönderilirmiş. Ortaokuldan sonra bir deneme daha yapılır, bakılır ki olmuyor, bu kez lise ve üniversiteye gönderilirmiş. Orada hem okurlar, hem "Talebe cemiyetlerinde" yetişirler, bir süre bir yerlerde görev yaparlar, sonra da siyasete girerlermiş.

Şimdilerde?

Vallaha şimdilerde bunu pek uygulayan yok. Hem ticari deneyimin hem de ilmin bir arada olması gerçeğini kabul ettiler ve edenler de zaten siyasete soyunmuyor, organize sanayi bölgesinde fabrika kuruyorlar…

Can dostum, şöyle bir yüzüme baktı.

- Kısaca da anlatsan anlardık,

Dedi…

Uzun mu oldu ki…


15 TEMMUZ 2007

[1] Efe, birkaç yıl önce ölen benim Kurt (Çok asil, secereli ve cesur idi) Köpeğimdir…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

gördüğünüz gibi Kayseri'den her konuyla ilgilenen değişik yeteneklere sahip birileri çıkabiliyor:) Dayım hakimdi ve Kayseri'de görev yapıyordu. Aklımda kalan Sivas Caddesi diye büyük bir Cadde vardı. Güzel şehirdi. Çocukluk hatıralarımdan minik bir kesiti hatırlattınız....

Baver Ergun 
 15.07.2007 22:42
Cevap :
Sayın Baver ERGUN... Evet, sivas caddesi, Kayseri'nin önemli ve büyük caddelerinden biridir. Ondan da büyüklerini yaptık daha sonraları. Yorumunuz için teşekkür ederim. Saygılarımla... İBRAHİM PEKBAY  15.07.2007 23:02
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1104
Toplam yorum
: 2655
Toplam mesaj
: 212
Ort. okunma sayısı
: 896
Kayıt tarihi
: 28.01.07
 
 

Emekliyim ama “Tekaüt” değilim. 1961 yılından beri değişik “Anadolu” gazetelerinde yazdım. 1984-8..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster