Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Mart '08

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
1166
 

Nasıl olduğu değil, nasıl gördüğün...

Nasıl olduğu değil, nasıl gördüğün...
 

Çayını dalgın dalgın karıştırırken önündeki gazete sayfasını pür dikkat okuyor. Kaşının biri, okuduklarına cevap verir gibi yukarı kalkıyor önce sonra eski halini alıyor. "Önemli birşey mi var?" diyorum yanına yaklaşırken. Okuduğu sayfaya göz atıyorum. Başını bana çevirip gülümsüyor: "Her sabah ilk işim burcumu okumaktır." diyor. Gülümsüyorum. Ben gülümseyince hemen ekleme ihtiyacı hissediyor: "Aslında inandığımdan değil de." Onu bu şekilde bir açıklama yapmak zorunda bırakmış olmak canımı sıkıyor.

Burcunu soruyorum. Söylüyor. Burcunun karşısında şuna benzer şeyler yazıyor: "Bugün duygusal bir yoğunluk yaşayabilirsiniz. Para konusuna dikkat. Aşk hayatınızdaki monotonluk bu ay tanışacağınız biriyle son buluyor." Bir iyi bir kötü bir de nasıl değerlerlendireceğini henüz bilemediği haber aldı. Muhtemelen para hep başına dert oluyor. Bu yüzden bu kötü haberi, çok kötü bir haber olarak değerlendirmeyecek. Aşk için küçük bir umudu var artık. Bu iyi bir haber. Ve duygusal yoğunluk... Muhtemel ki bugün yaşayacağı pek çok şeyi aşırı duygusal bir gözle karşılayacak belki bir kaç damla bile akacak gözlerinden. O kendini, gününü bu üç küçük cümle ile kurdu.

Aslında bunu hepimiz yapıyoruz. İlla o günün planını yapmak için burç yorumlarımıza ihtiyaç duymuyoruz elbette. Başka, belki de kendimizin bile farkında olmadığı yöntemler kullanıyoruz. Sabah uyandığımız vakit ilk iş gökyüzüne bakıyoruz mesela. Mavi ve güneşli bir gök güzel bir güne, bulutlarla kaplı, yağmura gebe bir gök ise kasvetli bir güne işaret olarak yazılıyor aklımıza. Ve şunu hiç düşünmüyoruz; güneşli bir günde hiç mi mutsuzluklar yaşamadık ya da yağmurlu bir günü kahkahalarla geçirdiğimiz olmadı mı hiç? Ah o filmler ve kitap sayfaları... Mutlu filmleri masmavi gökyüzü ile başlatan, felaketleri gökteki zavallı, masum bulutlarla, yağmurla anlatan o filmler... Nasıl da kazınmışlar hayatlarımıza. Hatta bununla da yetinmeyip gördüğümüz anda ruh hallerimizi değiştiren birer sembole bile dönüşmüşler.

***

Biz insanlar, geleceği görmek, sabah uyandığımız vakit o güne dair işaretleri yakalamak için çırpınan kelebek avcıları gibiyiz. Kepçemizi gökyüzüne atıp işaretleri toplamaya o işaretlerden o güne dair ön bilgileri almaya çalışıyoruz. O kepçenin içinde güzeller güzeli bir kelebek bulduğumuz, uğur böceği bulduğumuz da oluyor bir kara sinek, bir zehirli böcek bulduğumuz da. Ve gün o işaretlerle bilinçli ya da bilinçsiz şekil alıyor.

Ben bu sabah, pencere önünde çayımı yudumlarken iki beyaz kumru ile karşılaştım örneğin. Toprağın üzerinde kıpır kıpır dolaşıyorlar, tepelerindeki gri bulutlarla kaplı "ha yağdım ha yağacağım" diyen havayı umursamadan günün ve zamanın içinde kaygısızca geziniyorlardı. İki beyaz kumru kim için iyi bir güne, şansa ve uğura işaret değildir ki?

Ve işime giderken, yol boyu düşündüm. Bu işaret, gün gerçekten güzel olacağı için bana sunulmuş bir armağan mıydı yoksa ben o güne dair iyi bir işaret aldığım için mi günü güzel biçimlendirip olan herşeyi iyiye yoracaktım? O günün güzel olacağına dair inancım hayatın içindeki güzel şeyleri yakalayıp, olumsuz olanları kaygısız bir ruh haliyle görmezden gelmemi mi sağlayacaktı? Eğer böyleyse, ki ben böyle olduğuna inanıyorum, her sabah uyandığım vakit kendime güzel işaretler bulmalıydım. Bulmalı ve o işaretlere var gücümle sarılmalıydım. Bunun da tek yolu aklımda bunca zamandır kodlanmış olan olumsuz tüm sembolleri silip atmak onlara yeni ve güzel anlamlar yüklemekten geçiyordu ki bunu yapmak, yapabilmek hem çok zaman istiyordu hem de sabır. Ama denemekten zarar gelmez diye düşündüm. Denemek kime ne kaybettirmiştir ki? Hem de böyle bir konuda.

***
Dediğim gibi hayatlarımız aslında bizler farkında bile olmadan işaret avcılığıyla geçiyor. Olan herşeyi, olacak olan herşeyin bir başlangıcı, tohumu ve işareti gibi görüyoruz. Sabah uyku mahmurluğuyla elimizin çarptığı çay bardağı tüm günümüzün sakarlıklarla geçeceğinin işareti oluyor mesela. "Gün nasıl başlarsa öyle gider" cümlesiyle yola çıkıyor ve sabahtan karar veriyoruz olacak olan herşeye sanki. Oysa gün hiç bir zaman nasıl başlarsa öyle gitmiyor, biz sadece o günü o sabah karar verdiğimiz gibi algılıyoruz. Ya da biri bize o gün kötü davrandığı zaman sanıyoruz ki o gün herkes aynı şekilde davranacak. Belki bir ya da iki tesadüf üst üste geliyor ve içimizdeki o küçük şeytan "aman kendine dikkat et bugün." diyerek inancımızı iyice pekiştiriyor. Oysa olan biten, sadece insanları ve olayları algılayış biçimimizden ibaret. Ve ne yazık ki en çok da böyle günlerde incinip kırılıyor söylenen sözler üzerine düşünmeden kendi içimizde küskünlükler yaşıyoruz. Ve daha sonraki günlerde insanlardan "İnan bana niyetim kötü değildi. Seni incitmek için söylemedim. Beni yanlış anladın." cümlesini çokça duyuyoruz.

***
Bu işaretlerden ve inançlardan vazgeçmek belki mümkün değil. Öyle ya; çoğu işareti farkında olmadan topluyor ve aklımızın içinde birer başlangıç noktasına dönüştürüyoruz. Eğer inanç ve işaretlerden vazgeçmek mümkün değilse ya da onları ortadan kaldırmak çok uzun zamanlar alacaksa yapılacak en doğru şey o işaretleri bilinçli bir şekilde ve olumlu yorumlayarak seçmek galiba. Mesela yağmurlu günlerde surat asarak güne başlamak yerine o günün tıpkı suyun toprağa hayat verdiği gibi tıpkı toprakta yeni tohumların büyümesini sağladığı gibi bizim de içimizde yeniliğe yol açacağını varsaymak gibi.

Ve bu yüzden sabahları uyandığım vakit kepçemi havaya savurduğumda içinde kelebek, uğur böceği, karınca, örümcek, sivrisinek ne olduğunu önemsememeye karar verdim. Çünkü anladım ki; o kepçenin içinden çıkan değil asıl önemli olan, benim onu nasıl gördüğüm...

Resim: http://www.deviantart.com/print/751464/

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Hangi sonuca varmak istediğini biliyorsan o kelebekleri toplamak çok kolay oluyor. Rüyada tavşan para da olur kısmet de iş de. Sen yeter ki ne beklediğini bil değil mi ama. Ben sana tarot bakayım gel bir gün. Bütün kartları senin istediğin gibi okurum Fullacım:))

S.USLU 
 24.03.2008 10:59
Cevap :
Sen benim içimi okursun Burcuuum... İyi ki varsın. :) Sevgimle sana her zaman ama her zaman...  24.03.2008 11:12
 

Benim burcum boğa fakat ne zaman burcumu okusam paranız şöyle , yok efendim finansal durumunuz böyle diye yorumlar yazıyor.Halbuki parayla ilgilenmem o kadar. Bu yüzden burç okumuyorum artık. Parayla ne işim olur benim tamamen duygusalım:)

Esra İdil 
 23.03.2008 19:29
Cevap :
Boğaların parayla pulla işi olmaz ama yorumcular bunu henüz anlayamadılar :) Ben hiç okumam kendi günümü kendim yazarım en iyisi bu :) Sevgimle sana her zaman...  23.03.2008 20:47
 

"Ne yapacağımı ben bilmiyorsam şayet, hiçkimse bilmiyor demektir" :) öyleyse kimse beni çözemez.değil mi? değil tabi ki. neden? çünküüü! sen bilmiyorsun, henüz yaşamadığın için bilmiyorsun ne yapacağını zaten, yaşayan bilir senin ne yapacağını, senden evvel yaşayan. "Niyetini açık et." yada "açıkça niyetini söylesene" deriz. Neden? Çünkü ameller(eylemler) niyetlere göre şekillenir. Hasıl-ı kelam, geleceğini mi merak ediyorsun? Öyleyse niyetine odaklan, biliyorsun. haftasonu tadında bir blog olmuş, okurken ayak ayak üstüne atmışımda keyif çayı içiyorum gibi hissettim. :) sevgi ve saygımla dostum

Yücel! 
 22.03.2008 19:10
Cevap :
"Niyetine odaklan" İşte bu söze çok inanıyorum. Çünkü tüm başarı ya da başarısızlıklar bundan kaynaklanıyor. Eğer insan bir şey başarmaya ya da yapmaya niyetlendiyse algıları hep ona dair birşeyleri görmeye açık oluyor. Ve o topladıkların niyetinin oluşmasına vesile oluyor. Çok teşekkür ederim Sevgili dostum. En içten sevgim ve saygımla sana her zaman...  22.03.2008 21:42
 

hayata olumlu taraftan bakmak..bardağın dolu tarafından görmek..sürprizlerle, hüzünlerle yaşamanın kazançlarını, deneyimlerini, acılarını yaşamak.Yaşamak güzel diyebilmek..sevilen bir dosta, sadece merhaba demek için mesaj göndermek, sebep olmadan gülmek...Nasıl hissediyorsan öyle yapmak...senin de dediğin gibi...Sevgilerimle...

Tuğba 
 22.03.2008 1:32
Cevap :
Gözlerimiz ve kalbimiz hep güzel baksın Tuğba'cığım... Sevgimle sana her zaman...  22.03.2008 10:29
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 408
Toplam yorum
: 4068
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 1061
Kayıt tarihi
: 17.06.06
 
 

Gazetecilik okudum... Ama gazeteciliği sırf yazabilme serüvenine bir adım daha yaklaşabilmek için ok..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster