Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Şubat '20

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
82
 

NATO, ABD, RUSYA VE BİZ

NATO aslında bir kuruluş olarak başta Amerika olmak üzere, İkinci Dünya Savaş’ından sonra kurulmuş savaşta müttefik olarak savaşan Rusya ve Amerika’yı karşı bloklarla karşı karşıya getirmiş bir birlik olarak, bizlerin girmek için Kore’de ciddi şehit verme zorunda kaldığımız bir o yıllarda kurulan bir pakt olarak ayakta kalan organizasyondur.

Organizasyon olarak alında emir komutasında birkaç devletin olduğu diğerlerininse ayakta kalabilmek için katıldıkları bir kurum olan NATO zaman zaman söz konusu devletlerin yönetim kademelerini yaptıkları hamlelerle çok kolay bir şekilde değiştirmişlerdir.

Söz SSCB’ye karşı kurulan bu örgüt asla karşı karşıya gelmemiş, iyi polis kötü polis oynayarak emperyalizmin vurucu silahı olmuştur.

Bizde ise gerçekler ne yazık ki pek farklıdır ki; pek çok gizli yapıyı kurup onlarca yıl devletin dahi haberinin olmadığı, maaşını ödediği ancak sonraki yıllarda haberinin olduğu ABD ve NATO kanalıyla Türkiye’deki her askeri darbenin içinde değil bizzat ortasında olduklarını daha sonraki yıllarda bizzat açıklamışlardır.

Türkiye’ye sağ-sol gibi örgütleri finanse eden, silah veren bizzat Amerika’nın kendisidir. FETÖ tarzı yapıları bizzat destekledikleri basından, medyaya, basılan neredeyse kitaptan kültürel her adımda izlerini göremiyorsak daha dikkatli bakmamız gereklidir. Bugün neredeyse herkes kabul ediyor ki aslında vaiz olan bir din adamının böyle bir organizasyonu kurmasının; büyük bir akıl ve en önemlisi de bizzat para ile olabileceğini göz ardı ettiğiniz zaman öyle bir karakterin arkasına başkaları da katıldığı zaman sanki pek büyük bir yapıymışçasına imge oluşturulabilir. Aynı şekilde içimizde ur olarak yaşayan ve yaşamakta olan PKK bizzat NATO ve Amerika’nın desteklediği silahını bize doğrultulmuş bir organizasyondur ki, defalarca yok edilebileceği halde ne yazık ki sihirli bir elin devreye girerek yok olmaktan kurtardığını yaşattığını, Türkiye’ye sopa olarak hazır bir şekilde tutulduğunu görememek de aydın ciddiyetiyle bağdaşmaz.

Türkiye’nin bizzat sanayileşmesinin önündeki en büyük engel de yine ABD, NATO olmuş, bizzat uçak üreten kişilerin, grupların anılarında da belirttikleri gibi, bu fabrika ürettim bantlarının kurulamamasında ciddi olarak zamanın siyasetçilerinin rolü olmuştur. Amerika ve NATO’nun Türkiye’ye yerleşmesiyle; iğneden ipliğe hemen her konuda onların verdiği rolü yaptığımız, binin üzerinde Kore’de şehit vermemize rağmen KIBRIS ÇIKARTMASI esnasında Amerika’nın yaptıkları ortada ve gayet nettir. Buradan özetle;

Batıyla ilişkilerimiz pazar-sömürge mantığında işleyen yapay, dengesiz bir yapıdır.

Türkiye’de askeri darbeler NATO ile başlamış, Amerika’nın onaylamadığı hiçbir askeri darbe olmamıştır.

Askeri darbelerin verdiği mesaj açıkça; orduda en önemli etki, siyasetçilerden çıkmış, AMERİKA ve NATO’ya geçmiş ve istediği noktada, siyasetçilerin kabule yanaşmadıkları hemen her konuda içeride yerli işbirlikçi işadamları, siyasetçiler ve örgütsel yapılarla istenen ortam kısa zamanda yaratılmış ve ortam hazır olunca düğmeye basılmıştır.

En son 15 Temmuz’u yapan komuta kademesi bizzat Amerika’daysa, kaçanlar özellikle yurtdışında görev yapanlar da dâhil, Avrupa ülkelerine sığınmış kendi evlerine yerleşilir gibi yerleşmişlerdir. Bu ülkelerin başında gelen ülke elbette Almanya’dır. Bu konuda pek çok şey şimdi söyleniyor, on yıl önce söyleyenler ya öldürülüyor ya da hapse girebiliyorlardı.

12 Eylül de pek farklı değildir aslında; içeriden karıştırılan ülke ve sağ-sol grupları olan çocuklar hemen her gün onar, yirmişer ölürken darbe olunca olaylar bir anda kesilmiş,  “değerliler” sağ ve sol fark etmeksizin Almanya, Fransa, İtalya özellikle sol grupların “Brüksel’in” himayesine girmeleri yine kimsenin dikkatini çekmemişti ki, en nihayetinde herkes kendi sahibine sığınır. 12 Eylül’den on yıl sonra ülkeye dönenleri kahraman, ülkede kalanlar ise hapiste ömürlerini tüketmişlerdi.

Son olay; Suriye ile Türkiye arasında yaşanıyor, daha önce Yunanistan, daha öncesinde Ermenistan ile sorun yaşadığımız ülkeler olarak göz önüne alınırsa, gerek yapıları gerekse oluşum süreçleri dikkate alındığında bu ülkeler bizim rakibimiz değildir. Ermenistan hem ABD ve hem Rusya tarafından kullanılan bir sopadır. Aynı şekilde Yunanistan ise son krizle tüm kurum ve kuruluşlarıyla Almanların emrine sermayesine geçmiş, NATO sopası, Amerikan sopası olarak kullanılmaktadır. En son Suriye ise özellikle oluşum süreci ve Suriye Devleti’nin tarihini okumak suretiyle ne, nedir diye merak ederek başta doktora tezleri olmak üzere birçok kitap okumuş biri olarak elbette ki yapay bir devletti. Tıpkı Irak, İran ve diğer tüm Ortadoğu ülkeleri gibi. Dolayısıyla en azından benim anladığım şekliyle bizzat Rusya ve Amerika’nın bir tarafından yakaladıkları paydır ve kendi paylarına dişlerini geçiren iki vahşi kaynaklarını sömürürken, yanına başka birinin tehdit olarak gelmesine razı değildirler. Doğuda Amerika elindeki yerel güçler olarak Suriye Kürtleri ve PKK ile iş tutarken, Batı’da Akdeniz kıyısında ise Rusya bulunmaktadır. Rusya avın bir parçasını yakalamış diğer parçasını da Amerika yerken elbette ülkemize taşınmayacak kadar gelen mülteci akınında yükü çeken tek ülkedir. Bu olay bizzat bizim çıkarmış olduğumuz bir olay neticesinde gerçekleşmedi ancak bizi kullandılar ve birçok olayı da belki de ülkemiz üzerinden organize ettiler, bunları şu anda tam olarak bilemiyoruz. Ancak durum bir savaş hali aldı ve kardeşlerimiz, askerlerimiz Suriye’de şehit oluyor ve en son şehit sayısı hem de Kandil gecesinde vuku buldu ki yüreğimiz acıdı.

Bu olayın çözümünde ABD veya RUSYA arasında tercih yapmanın pek anlamlı olduğunu düşünmüyorum. Bunun birçok sebepleri var. En nihayetinde RUSYA ve ABD paylaşımda ciddi bir sorun çıkmazsa, ölen Arap olmuş, Yunan olmuş, Türk olmuş pek de umurunda olmayabilir. En nihayetinde bu ülkelerin sınırlarında kendilerini bizzat tehdit eden bir unsur yoktur. O halde pay, elliye elli olmazsa kırk beşe, elli beş de sorun teşkil etmez. Yollarına devam eder giderler. Ancak ülkemizde aktif olan hemen her sivil toplum örgütünde etkileri olan Batı çıkarımsal olarak bir adım öndedir ve bu bizi Rusya ile ciddi bir savaş içine sokarsa durum tamamen içinden çıkılmaz bir duruma sokulur. En nihayetinde batı dini tarikatlara, sol örgütlere, sağ örgütlere basından medyaya, modaya, üniversitelere, bilim adamlarına, kültürel hemen her alanda yatırımını çok çok önceden yaptığı için NATO ve Amerika’nın borusu fazlaca ötecektir. Kimin borusu öterse ötsün, Amerika ve Rusya dosttur ve birbirini asla ısırmayacaktır! Tasarımı aynı kişilerce yapılan bu yapıların birbirini ısırması düşünülemez.

Türkiye ne yapmalı ve nasıl karar almalı, insanlar nasıl hareket etmeli işte bu son derece zor bir konu hem de zor bir soru. Uzman, modacı, her ne olursa olsun sadece konusunda uzman olduğu için birilerinin ön plana çıkarıldığını düşünüyorsanız yanılırsınız. Aynı şekilde dindar, din adamı, bilim adamı, fikir adamı diye insanlara yol verildiğini düşünürseniz pek yanılırsınız. En nihayetinde sağcının peşinde gidenler, solcunun peşinden gidenler, din adamının peşinden gidenler pek öyle düşündükleri yere varmadılar. Yerli ve milli aydın sıkıntısı yüz yıllık bir sorun değil belki beş yüz yıllık bir sorun olan ülkemde insanların haberlere ihtiyatla yaklaşması gerektiği açıktır. Ancak halkımız duygusaldır ve ne yazık ki, kısa süreli duygusal patlamalara neden olan durumları sıklıkla yaşarlar. Bence; birkaç prensip ortaya konulursa daha faydalı bir düşünsel şema oluşur.

Soyutun karşılığı somut değildir. Her sakallı hacı hoca demek değildir. Kişi papyon takınca bilim adamı, entelektüel olmaz. Her gün aynı televizyon kanalına çıkan adamın, sorumluluğu müdürüne, amirine, patronundadır.

Üretimi destekleyenler iyidir. Kutuplaştırmayan birleştirenler iyidir. Irk, renk, şehir kasaba diye bölmeyenler iyidir. Türk malı kullanan ve teşvik eden iyidir. Somut bilgi öğrenmeyi teşvik eden iyidir.

Şehitlerimiz var; bundan otuz yıl önce ben de şayet askeri okula girebilseydim ben de bir asker veya komutan olarak sahada olacaktım. Bu demek değil ki; asker olmadığınız halde ülkenize hizmet edemezsiniz, askerleri sahada savaştıran güç arkasındaki bilim, teknik, üretim ve zenginliktir. Cephede savaşamıyorsak dahi birliği, bilimi, ilimi, üretimi adaletli olmayı daha birçok kanıtlanabilir iyiye dair ne varsa yapabilir ve tavsiye edebiliriz…

Akıllı birliğe, dayanışmaya her zamankinden fazla ihtiyacımız var...

 

 

 

 

 

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1816
Toplam yorum
: 295
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 172
Kayıt tarihi
: 15.10.14
 
 

Bugünün doğrusu yarının eğrisi, dost görünenler düşman ve herşey aslında zıddı olabilir. Büyük ihti..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster