Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Nisan '08

 
Kategori
Dünya
Okunma Sayısı
4439
 

NATO ve dünya politikası

NATO ve dünya politikası
 

NATO Zirvesi 2-4 Nisan'da Bükreş'te toplandı


NATO birçok insanın açılımını bilmediği bir uluslararası örgüttür. Birleşmiş Milletler'in askeri kanadı olarak düşünülse de pratikte öyle bir işlevi yoktur. NATO'nun açılımı ''Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü''dür ve misyonunu dünya savaşları sırasında İngiliz askeri ve daha sonra da diplomatı olan Ismay Hastings çok doğru bir şekilde açıklamıştır: ''Rusları dışarıda, Almanya'yı alaşağı edilmiş halde ve ABD'yi içeride bulundurmak'' .

1949 Washington Antlaşması ile kurulan NATO'nun o günkü amaçları o şekildeydi. Bunları başardılar mı? Evet, büyük ölçüde başardılar diyebiliriz. NATO'nun başarısızlığı ise 1991'de olan dönemde başka hiçbir işlev görmemesi ve dünyadaki haksızlıklara seyirci kalması oldu. Vietnam Savaşı, Japonya-Çin Savaşı, İran İslam Devrimi, Küba Devrimi, Kıbrıs İç Savaşı; Soğuk Savaş döneminde meydana gelen başlıca olaylardı ve milyonlarca insanın ölümüne neden oldu; ''Barış Paktı'' NATO ise bunun izleyicisi olarak bulundu.

1991'de Sovyetler Birliği'nin yıkılmasından sonra ise NATO amacını kaybetti ve bu yüzden boşluğa düştü. Bazı yetkililer NATO'nun Varşova Paktı'nı bozarak misyonunu yerine getirdiğini ve daha fazla çalışmasının anlamsız olduğunu dile getirseler de dünyanın yeni büyük sorunu terörizme karşı savaşmak NATO'nun birinci görevi haline geldi. 2008 yılı Nisan ayının başında Bükreş'te toplanan NATO Genel Kurulu birçok sorunu görüştü ve karara bağlamaya çalıştı. Bu sorunları sırasıyla irdeleyelim:

Birincisi; NATO'nun genişlemesi konusu. NATO'nun genişlemesi konusunu da üç koldan inceleyebiliriz: Birinci tarafta eski Sovyet cumhuriyetleri olan Gürcistan ve Ukrayna'ya yeşil ışık yakılıp yakılmaması konusu var. İkincisi Hırvatistan ile Arnavutluk'un NATO'ya girmesi konusu ve üçüncü olarak da Makedonya'nın katılması konusu. Bu ''katılımlar''dan en önemlisi Gürcistan ve Ukrayna'nın NATO'ya girmesi konusu olarak gözüküyor. Şu anda NATO üyesi olmayan Rusya, bu iki ülkenin NATO'ya girmesini kendisine tehdit olarak algılıyor. Bugüne kadar dokuz eski Sovyetler Birliği ülkesi NATO'ya katıldılar ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e göre ''Ukrayna ile Gürcistan'ın NATO'ya katılması Rusya'nın NATO tarafından çevirilmesi anlamına geliyor.'' ABD Başkanı Bush'un kesin çağrılarına karşın Fransa başta olmak üzere bazı üyeler Gürcistan ve Rusya'nın tam üyeliğine karşı çıkıyorlar ve bu iki ülkenin katılımı kısa vadede imkansız gözüküyor. Zirve sonunda Gürcistan ve Ukrayna için sarı ışık yeşile dönmedi.

Makedonya'nın katılması da başka bir sorun. Baskın medyamıza göre ortada sadece bir isim sorunu var ve Yunanistan, Makedonya'nın ''Makedonya Cumhuriyeti'' adıyla üye olmasına karşı. Oysa ki, durum böyle değil. Basit bir isim kavgası olsa çözülürdü. Makedonya-Yunanistan kavgası ise milattan önce dördüncü yüzyıla kadar dayanıyor. Yunanistan'ın kuzey bölgesinin adı Makedonya'dır. Yugoslavya İmparatorluğu'nun efsanevi lideri Tito(1953-1980) imparatorluğun Yunanistan'la sınır olan bölgesine Makedonya adını vermiştir. Yunanistan, Makedonya adının Tito'nun yayılmacı emellerini gösterdiğini savunuyor ve Makedonya'nın bu isimle devam etmesine kesinlikle karşı çıkıyor. Birleşmiş Milletler başta olmak üzere çeşitli kuruluşlar da Makedonya'yı ''Makedonya Cumhuriyeti/Fyrom of Macedonia'' olarak tanımışlardır. Yunanistan, Makedonya'nın NATO'ya üye olması halinde ''Eski Yugoslavya Cumhuriyeti Makedonya'' ismini almasını istiyor ve bu konuda ABD'nin desteğini alıyor. Hırvatistan ile Arnavutluk ise üyelik için tarih almayı (2009) başardılar.

NATO'nun önünde duran ve yıllardır eskimeyen bir mesele de Afganistan sorunu. Afganistan'ın bu kadar büyük bir soruna dönüşmesinin nedeni ise ABD'nin 11 Eylül saldırılarından sonra Afgan topraklarını NATO kararı olmaksızın işgale girişmesi. ABD ve İngiltere bölgede sorun yaşadıkları için 2002 yılında NATO yardımına ihtiyaç duydular ve uluslararası askeri güç bölgeye geldi. Geçen sürede ABD bölgedeki etkinliğini kaybetti ve batağa saplandı. 2007 yılında savaşı kaybettiğini gözlerimizle gördüğümüz ABD şimdi sorunu NATO'nun üstüne atmak istiyor. ''Amerikan askeri ölmesin başka ülkelerin askerleri ölsün.'' mantığıyla politika yapan Amerika Birleşik Devletleri'ne karşılık NATO'nun çaresiz olduğunu görüyoruz, çünkü başarısızlıkta onların da payı var. Fransa ''iyiniyet''ini göstermek amacıyla Afganistan'a 700 asker gönderme kararı aldı ve NATO'nun askeri kanadına dönmeyi garantiledi.

Zirvenin bir diğer sorunu da Kosova sorunu. Malum, Rusya'nın itirazlarına karşılık Kosova 17 Şubat 2008'de ''kendi kendine'' ve ''ABD çapında'' bağımsızlığını ilan etti. Rusya istemediği sürece Kosova'nın dünya çapında bağımsız olması mümkün müdür? Kesinlikle hayır. Baskın medyamızın ''bağımsız Kosova'' diye tutturması da mantıksızdır. Rusya -ve Çin- istemediği sürece Kosova'nın uluslararası alanda bağımsız olması kesinlikle ama kesinlikle imkansızdır, kendimizi kandırmayalım.

Zirvenin bir başka konusu da ABD'nin Avrupa'da kurmak istediği füze savunma sistemiydi. ABD bu konuda istediğini elde etti ve Çek Cumhuriyeti ile Polonya'yı füze savunma sisteminin içine dahil etti.

2 Nisan'da başlayıp 4 Nisan'da biten Bükreş Zirvesi'nin gündeminde olmayan ama dünyanın gündeminde olan diğer sorunlara NATO'nun bakışı: Kıbrıs'ta ''adil barış'' dilekleri, teröre karşı mücadele sözleri... Tabii İsrail sorunu da ''Kan bitsin'' dileğiyle konuşulacak. NATO'nun bu çalışmaları bize nedense güven hissi vermiyor, amaçları dünya barışı mı diye düşünüyoruz?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Nato seninde bildigin gibi ana finansal kaynaklarini abd tarafindan kullanir.Her ne kadar diger ulkelerin katilimi soz konusu isede.Bu acidan orgut genel olarak bu ulke semsiyesi gorunumundedir.Dogal olarakta politikalari bu ulke su yolundadir.Askeri yapisindada var olan ulkemiz 1980 yillarda guney dogu avrupa muttefikleri komutasini devralmis ve kendi ulkesini ordularinin komutanligi ancak bu tarihten sonra kendisine gecmistir.1-2-3 ordular nato birlikleri olup komuta semsiyesi altildadir.Ege ordusu bu semsiye disinda olup kibris harekatindan sonra hareket serbestiyetisi icin kurulmustur.Bu bilgiler gosterirki uye ulkelere disaridan gelecek tehdit veya saldiri diger uyelerin birlikte hareketini esas alir.Ancak global degisimle ulkeler hareket serbesligini edinme ihtiyaci icinde nato'nun amaclarinin disinda hareket eder olmuslardir. Saglik ve saygiyla

Newyorker 
 08.04.2008 18:04
Cevap :
NATO adından da anlaşıldığı üzere tabii ki Amerikan eksenli bir örgüttür ve bunu da kınadığımız yok. Lakin, NATO'nun bütün dünyayı koruduğu pek inandırıcı değil. NATO, Amerikan çıkarlarını korur. NATO üzerinde bir silahlı kuvvet olmadığı sürece dünya barışı da pek mümkün gözükmüyor...  09.04.2008 9:51
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 641
Toplam yorum
: 139
Toplam mesaj
: 39
Ort. okunma sayısı
: 304
Kayıt tarihi
: 16.12.07
 
 

Bir uluslararası ilişkiler öğrencisinin gözünden dünya ve bonusu olarak da futbol... ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster